| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.
|
| Kimler Çevrimiçi |
Şu anda 42 aktif kullanıcı var. » (0 Üye - 42 Ziyaretçi)
|
| Son Yazılanlar |
HUKUK-GOSS ÇALIŞMA SORULA...
Forum: Deniz Ticaret Hukuku
Son Yorum: murs23
8 saat önce
» Yorum 64
» Okunma 13,586
|
Tam Kopmalık Full Bass'lı...
Forum: Eğlence Merkezi
Son Yorum: halilCaglar
02-05-2026, 02:17 PM
» Yorum 0
» Okunma 31
|
MaxSea International v12....
Forum: Navigasyon Programları
Son Yorum: kasnersan60
28-04-2026, 10:16 AM
» Yorum 241
» Okunma 48,747
|
MAXSEA V12.6.4.1 - Windo...
Forum: Navigasyon Programları
Son Yorum: kasnersan60
26-04-2026, 09:42 AM
» Yorum 415
» Okunma 83,969
|
MaxSea v12.6.4.1 - Full
Forum: Navigasyon Programları
Son Yorum: kasnersan60
25-04-2026, 10:55 PM
» Yorum 828
» Okunma 224,778
|
MAXSEA TIME ZERO
Forum: Navigasyon Programları
Son Yorum: SCND
25-04-2026, 02:10 PM
» Yorum 182
» Okunma 50,412
|
YENİ ÜYELİK
Forum: Tanışma Bölümü
Son Yorum: FEYYAZ
19-04-2026, 03:27 PM
» Yorum 0
» Okunma 19
|
C-MAP / CM93 v3 / WF549
Forum: Harita Paketleri
Son Yorum: aliacikgoz35
17-04-2026, 07:13 AM
» Yorum 120
» Okunma 23,172
|
Gasm Sınav soruları arşiv...
Forum: GOSS Yeterlilik Sınavları
Son Yorum: unsalyalova
16-04-2026, 06:04 PM
» Yorum 96
» Okunma 25,185
|
Navionics Boating HD (201...
Forum: Navigasyon Programları
Son Yorum: aliacikgoz35
16-04-2026, 11:02 AM
» Yorum 335
» Okunma 63,611
|
|
|
| Tanker Tanıtımı ve İşletimi |
|
Yazar: aytemiz89 - 13-12-2014, 10:35 PM - Forum: Gemi Stabilitesi ve Yük İşlemleri
- Yorum (3)
|
 |
BÖLÜM 1. TANKER TANITIMI
TANKER TAŞIMACILIĞININ TARİHİ SÜRECİ
Bugün tankerler petrol ve petrol ürünlerini dünyanın dört bir tarafına taşıyarak önemli bir görevi yerine getirmektedir. Bu açıdan denizyolu taşımacılığı içinde tanker taşımacılığı önemli bir sektördür. Günümüzde denizyoluyla yapılan taşımacılığın yaklaşık üçte birini karşılayan bu sektör deniz yük hareketlerinin en büyük parçasını oluşturmaktadır. Petrol; kara yolu tankları, demiryolu tankları ve borularla taşınmaktadır. Fakat bu tip taşımalar denizyolu taşımasına kıyasla çok küçüktür ve uluslararası hareketleri çoğu zaman kısıtlamaktadır. Bu nedenle petrol arz edenlere, bunun ticaretini yapanlara ve gemi sahibi olanlara ek olarak petrol tüketen ülkeler için de bu taşımacılık hayati önem taşır.
Tanker taşımacılığı sektörü ticari açıdan önemli olan petrolün taşınmasını sağlayan bir sektör olmanın yanı sıra çevresel duyarlılıktan jeopolitik konulara kadar birçok alanda büyük öneme sahiptir. Exxon Valdez adlı tankerin 1989’da batması ve 37.000 ton ham petrolün Alaska’da denize dökülmesi, yine Kasım 2002’de İspanya’nın Britanya sahillerinde dolu bir tankerin batması ile tanker taşımacılık sektörü dünyanın dikkatini üzerine çekmektedir. Bu çevresel kirliliği önlemek için 1990’da ABD tarafından yasa çıkarılmıştır. Bu yasaya göre 1990’dan itibaren sipariş verilen tankerler çift cidarlı inşaa edilecek ve tüm sorumluluk gemi sahibine ait olacaktır.
Ham petrol ilk defa 1859’da Amerika’nın Pensilvanya eyaletinde Colonel Drake tarafından bulunmuştur. Bununla birlikte denizaşırı petrol ticareti on yıl içinde hızla gelişmiştir.
Petrol ticareti 19. yüzyılın sonlarında, petrolün ABD’nin en önemli kaynağı olması ve daha sonra ABD tarafından küçük tankerler inşaa edilmesi ile ( bu gemiler rafine edilmiş petrolü Avrupa’ya ihraç etmek için kullanılmıştır) başlamıştır. 1861’de ABD’den Avrupa’ya ilk defa petrolün denizyoluyla taşınması tahta variller içinde daha sonra metal kutular içinde çoğunlukla diğer yüklerle birlikte ve tahta gemilerle gerçekleştirilirdi. Fakat yükün hacmi, varilleri elleçlemenin tehlikesi ve maliyeti ticaretin büyük hacimlerle dökme şekilde yapılmasını zorunlu kılmıştır. Bu nedenlerle petrolün varillerle taşınma işlemi kısa sürmüştür. Ayrıca petrolün çok yaygın kullanılan bir emtia olması, dünyanın birçok yerinden talep edilmesi, petrol şirketlerinin daha fazla pazar payı almak için büyüyen mücadeleleri tanker devriminin arkasındaki bir başka itici güçtür.
1866’da tanker endüstrisinin başlangıcı olarak bilinen Gluckauf adında Alman gemisi İngiltere’de inşaa edilmiştir. Bu gemi petrol taşımacılığında başarılı olarak dizayn edilmiş ilk tankerdir. Daha sonra Nobel kardeşler -dinamiti bulan Alfred Nobel’in oğulları-1880’lerin ortalarında Rusya ile petrol ticareti yapmak için Avrupa filoları inşaa etmiştir. Bu dönemde Kuzey Avrupa’da 200’e yakın tanker inşaa edilmiştir. Bolşevik İhtilaline kadar Rusya ile petrol ticareti devam etmiştir. İhtilal sırasında Rusya dünya petrolünün %15’ini üretmekteydi ve bu petrolün üçte biri Nobel kardeşlerine aitti. Ancak ihtilalden sonra ortaklıklar bozulmuştur. Bunun yanında petrol o yıllarda diğer mallara kıyasla düşük değerdeydi. I. Dünya Savaşı başlangıcında İngiliz gemileri hız ve fiyat avantajı gibi nedenlerle yakıt olarak kömürden petrole geçmeye başlamışlardı. Petrol rezervlerine sahip olmayan İngiltere İran’da bir İngiliz iş adamı tarafından kurulan Anglo-Persian adlı petrol şirketini devletleştirmiştir. Yani şirket İngiliz hükümetinin eline geçmiştir. Böylece petrol kaynaklarına sahip olmayan İngiltere bir petrol kaynağını güvence altına almıştır. Bu olay petrol taşımacılığının önemini tetikleyen bir unsurdur ve Orta Doğu’nun önemli bir petrol merkezi haline gelmesinin tohumlarını atan ilk olaydır. Ayrıca, I. Dünya Savaşı başlangıcında tankerler 15,000 dwt’a kadar ulaşmıştır. I. Dünya Savaşından sonra ise, birçoğu Meksika ve Venezüella kaynaklı olan Latin Amerika yakınlarından ABD’ye kısa çekişli ham petrol ticareti başlamıştır. Ham petrol ticareti hızla artarak beraberinde büyük tüketim bölgelerinde yeni rafineri ihtiyacı oluşturmuştur.
II. Dünya Savaşı’nda stratejik savaş yine petrol üzerinedir. ABD’nin 1941’de petrolün neredeyse tümünü ithal eden Japonya’ya petrol ambargosu uygulaması ilişkileri iyice germiştir ve Pasifik’te savaşı tetiklemiştir. Japonya bunun üzerine Güneydoğu Asya’daki -özellikle Endonezya’daki- petrol kaynaklarını güvence altına almak için Pearl Harbour’a saldırmıştır. Aynı yıl Almanya petrol üretiminin %75’ini Bakü petrollerinden sağlayan Sovyet Rusya’yı bu petrol kaynaklarından dolayı istila etmiştir. Ancak 1945’de hem Almanya hem de Japonya stratejik olarak daha güçlü müttefikler karşısında mağlup olup, petrol kaynaklarını güvence altına alamamışlardır. Bu nedenle, Orta Doğu ve Orta Doğu’nun büyük petrol kaynakları müttefik ulusların kontrolü altına girerek bu ulusların askeri kuvvetlerinin savaş sırasındaki ulaşımla ilgili yakıt ihtiyaçlarını karşılamak için kullanılmıştır. Böylece dünya petrol arzının %86’sına yakın bir kısmı müttefik ulusların kontrolü altına girmiştir II. Dünya Savaşı sırasında büyük gelişmelerden biri de, müttefik uluslara ait filolara yakıt sağlamak için ABD tersanelerinde büyük sayıda 16,000 dwt’luk T-2 tankerlerinin inşaa edilmesidir. Savaşın tamamlanmasıyla bu tankerler satılmış ve daha sonraki yıllarda elde edilen gelirler denizciliğin gelişimi için girişimci tanker sahipleri tarafından kullanılmıştır.
II. Dünya Savaşı sonrasında, Orta Doğu bölgesi petrol endüstrisinin odak noktası olarak ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte, iki büyük dünya savaşı sonrasında iyileşme sürecine giren dünya ekonomisinde önceden en önemli enerji kaynağı olan kömürün yerini ham petrol almıştır. Çünkü 1950-1970 periyodunda petrol fiyatı 1950’de bulunan yeni rezervler neticesinde düşmüş ve varili 4$ olan petrol 1970’de 1,60$’a gerilemiştir. Sonuç olarak enerji arzı ucuz olduğu için bu enerjinin tüketimi hızla artmıştır. Avrupa ve Japon ekonomileri, 1950 ve 1970 arasındaki dönemde enerji kullanımında kademeli olarak kömürden petrole geçmeye başlamışlardır. Hızla yükselen ham petrol talebi sadece ABD ve Batı Avrupa’dan değil ekonomisi hızla gelişen ve yerli petrol kaynaklarından yoksun olan Japonya’dan da gelmiştir. Böylece 1970’lerin başında Japonya’nın enerji kaynağının dörtte üçü ve Avrupa’nın enerji kaynağının yarısı petrol haline gelmiştir. Tüm bunlar neticesinde ham petrol ticareti hızla gelişmiştir. Ham petrol ve rafine edilmiş petrolün üretim ve tüketim bölgeleri arasındaki uzaklık, bu emtianın taşımacılığına olan talebi de arttırmıştır. Petrol rezervlerinin %60’ını elinde bulunduran Orta Doğu tüketim bölgelerine oldukça uzaktır. Ümit Burnu’ndan Batı Avrupa’ya 12.000 mil ve Japonya’ya 6.000 mil mesafe vardır. Tanker taşımacılığı talebinde petrolün kaynağı çok önemlidir. Hem petrol ticaretinin artması hem de mesafelerin uzaklığı petrol tankerlerine talebi arttırmış ve kısa bir zamanda tanker piyasası hızla gelişmiştir. 1886’da Gluckauf adında küçük bir tanker yapılmış olmasına rağmen, tanker sektöründe uzmanlaşma 1940’lı ve 1950’li yıllara dayanır. Deniz ticaretinde ekonomistler tanker taşımacılığına olan talebi türemiş talep olarak görürler ve petrol ticaretindeki dalgalanmalar tanker taşımacılığı piyasası üzerinde önemli bir etkiye sahiptir.
1952’ye kadar tankerler büyük petrol şirketleri ve bağımsız gemi sahipleri tarafından işletildikleri için bu tarihteki çok uluslu büyük petrol şirketlerinin oluşturduğu hiyerarşik yapının içinde denizyolu taşımacılığı yapan ayrı bir bölüm görmek hiç şaşırtıcı değildir. 1953’de geleneksel gemi sahipleri pazara girmeye başlamış ve bunu devlete ait denizcilik şirketleri takip etmiştir. 1960’ların başlarında büyük petrol şirketlerinin dünya tanker filosu içindeki payı üçte bire düşmüştür. Ancak spot piyasada güçlerini kaybeden petrol şirketleri daha sonra filolarını uzun vadeli kiraya vererek kontrolü tekrar ele almayı başarmıştır. Petrol şirketleri için bu kontrolü elinde tutmaları çok önemlidir. Çünkü denizyolu taşımacılığı nihai malın fiyatını (petrolün taşıma sonrası fiyatını = landed price) etkileyen bir girdidir. Dolayısıyla tanker taşımacılığı günlük piyasa dalgalanmalarına bağlı olarak değiştiğinde, petrol homojen olmasına rağmen, farklı arz edenlere göre fiyatı değişecektir.
Tanker taşımacılığının tarihi gelişiminde bahsedildiği gibi petrol üreticilerine uzaklık tanker taşımacılığının tarihi boyunca kullanılan tankerlerin büyüklüklerini etkilemiş ve rotalar uzadıkça büyük tankerlerin inşaa edilmesine sebep olmuştur. Tanker ticaretinin gelişmesi ve tanker büyüklüklerinin artması kıyıdan uzakta yükleme/boşaltma faaliyetlerini zorunlu kılmıştır. Genellikle yüklenmiş bir tankerin birden fazla limana uğraması buralarda yükleme/boşaltma yapması gerekmektedir. Bu yüzden tankerlerin hareketini hızlandırmak için, petrolün alınacağı veya boşaltılacağı limandan birkaç mil ötede denizin altından borularla bağlantı kurularak yükleme ve boşaltma işlemlerinin yapıldığı yerler inşaa edilmiştir. Bunlardan bazılarının ingilizceleri verilmiştir. Literatürde genellikle bu şekilde kullanılmaktadır. Bunlar, Single Buoy Mooring (SBM), Single Point Mooring (SPM), Floating Storage Offloading unit (FSO), Floating Production Storage Offloading (FPSO) gibi yükleme ve boşaltma faaliyetlerinin gerçekleştirildiği inşaalardır ve onlarca mil ötede bulunan petrol bölgesiyle tanker arasındaki bağlantıyı sağlayabilmektedirler.
Tanker taşımacılığında rotaların değişmesi istisnai durumlar dışında petrol üretim yerlerinin değişmesinden ya da ana üretim bölgelerinde artık petrol üretilememesinden kaynaklanır. Bu durumda dünyada tanker taşımacılık rotalarında köklü değişiklikler olacaktır. Bununla ilgili olarak gelecekte neler olacağını tahmin edebilmek için Rezerv/Üretim Oranına (Reserve/Production Ratio R/P) bakmakta yarar vardır. Bu oran, rezervin yıllık üretim rakamına bölünmesiyle bulunur ve eldeki rezervlerin bugünkü üretim düzeyi devam ettikçe ne kadar süre dayanacağını gösterir. Bu orandan anlaşılabileceği gibi yeni petrol alanlarının bulunması rezervleri artıracağından ve üretimde kısıtlamalara gidilmesi üretim miktarını azaltacağından her ikisi de bu oranı yükseltecektir.
Petrol tankerleri ham petrol tankerleri ve petrol ürünleri tankerleri olmak üzere iki genel gruba ayrılabilir. Ham petrol tankerlerine örnek olarak gösterilebilecek olan ve 1977’de inşaa edilen Jahre Viking adlı tanker dünyada inşaa edilen en büyük ham petrol tankeridir ve tam kapasite dolu olduğunda 16,500 adet karayolu tankerlerinin taşıyacağı ham petrolü tek başına taşıma kapasitesine sahiptir. Fakat büyüklüğünden dolayı sınırlı sayıda limanda ticaret yapabilir. Teorik olarak ham petrol taşıyan tankerlerin petrol ürünlerini taşıması mümkün olsa bile zaman maliyeti ve maddi maliyetler (böyle bir değişimde tanker tankını temizleme zamanı ve maliyeti gibi maliyetler) böyle bir değişimi engellemektedir. Tankerlerin tonajlarına ve taşınacak ürüne uygunluğuna göre sınıflandırılması Şekil 1.’da gösterilmiştir. Bu sınıflandırmaya bakıldığında tankerlerin üç ana gruba ayrıldığı görülmektedir. İlk iki grubun içindeki ayrımlar tankerlerin tonajı göz önüne alınarak yapılmıştır. Farklı tonajdaki bu tankerler bazı özelliklerine göre adlandırılmaktadır.
Örneğin, Süveyş Kanalı’ndan geçebilecek büyüklükte olanlar Suezmax olarak adlandırılmıştır. VLCC ve ULCC tankerleri genellikle uzun mesafe çekişlerinde kullanılırlar. Orta büyüklükteki tankerler ise, Suezmax ve Aframax olarak adlandırılmış olup Batı Afrika’dan ABD Körfezi’ne orta mesafe ham petrol çekişlerinde kullanılırlar. Panamax tankeri, Panama Kanalı’ndan geçebilecek şekilde dizayn edilmiş en büyük tankerdir. Petrol ürün gemileri, ham petrol taşıyıcılarına kıyasla daha küçüktür ve hem kirli hem temiz petrol ürünlerini taşıyabilirler. Fakat tank temizliği gerektirdiğinden kirli ve temiz petrol ürünlerinin değişimi genellikle tercih edilmez. Ayrıca ham petrol taşıyıcılarının tersine, petrol ürünleri taşıyıcıları çeşitli ürünleri aynı anda taşıyabilecek şekilde inşaa edilmiştir. Ayrı ayrı bölümlere birbirlerine karışmayacak şekilde yüklenirler ve kompleks bir boru ağı ve vanalarla boşaltılırlar. Buna ek olarak, ham petrol hareketleri tek yönlü olur, dünyanın az sayıdaki ihracatçı bölgelerinden birinde yüklenen tankerler bir rafineri bölgesine gider ve hemen arkasından yükleme bölgesine geri döner. Petrol ürünleri taşıyıcıları ise daha dinamiktir ve gemi daha etkin kullanılır. Belli ürünleri belli bölgelere getiren bir ürün taşıyıcısının, boşaltma yaptığı körfezden ya da bu körfezin çevresindeki herhangi bir yerden petrol ürünleri alıp taşımasına sık rastlanır. Şekil 1’da ayrıca diğer tankerleri içeren bir üçüncü grup görülmektedir. “Tank Barge” olarak adlandırılan tankerler genellikle kıyıya yakın yerlerde faaliyet gösterirler. Ayrıca likit dökme yük taşımalarını nehirlerde yapabilecek şekilde özel olarak dizayn edilmişlerdir. Kombine taşıyıcılar (Combination Carriers) ham petrol taşımacılığından, kuru dökme yük taşımacılığına (ya da tam tersi) yük değişimi yapabilmelerine olanak verecek şekilde inşaa edilmiş gemilerdir. Ancak günümüz tanker piyasasının küçük oyuncularıdırlar.
Şekil 1-1 Tanker Sınıflandırılması
Paket Tanker Sektörü (Parcel Tanker Sector) ise çok iyi derecede uzmanlaşmış kimyasal tankerleri, LPG ve LNG taşıyıcılarını içerir. Bu gemiler tanker piyasası dışında da faaliyet gösterirler ve genellikle tanker taşımacılığı içinde tartışılmazlar.
Şekil 1. Tanker Taşımacılığında Tankerlerin Sınıflandırılması
Dünyada tanker filo sahipliği bakımından ilk sıralarda Japonya olmak üzere İngiltere, Norveç, Yunanistan, Fransa, Panama, ABD, İtalya ve İsviçre gibi ülkelerin yer aldığı görülmektedir. Ayrıca tanker inşaasında dünya lideri olan Japonya’nın tanker filosu dünya tanker filosunun en genç filosudur.[1]
1. PETROLÜN ÖZELLİKLERİ
Bu Bölüm, petrol sıvılarının elleçlenmesinden doğan tehlikelerde en büyük paya sahip olan fiziksel ve kimyasal özelliklerden bahsetmektedir. Bu özellikler buhar basıncı, sıvılardan çıkan gazların parlayıcılığı ve bu gazların yoğunluğudur.
1.1. BUHAR BASINCI
1.1.1. Gerçek Buhar Basıncı
Bütün ham petroller ve petrol ürünleri aslında bir hidrokarbon bileşikleri karışımıdır (yani, kimyasal olarak karbon ve hidrojenden meydana gelmiş bileşiklerdir). Bu bileşiklerin kaynama noktaları
-162°C'den (metan) + 400°C'ye kadar uzanır ve bileşiğin herhangi bir karışım parçasının uçuculuğu esasen daha fazla uçar kısmının miktarlarına bağlıdır (yani, bunlar daha küçük bir kaynama noktası olanlardır) .
Uçuculuğu (volatility, yani bir ham petrol veya petrol ürününün gaz çıkarmaya olan yatkınlığı) "buhar basıncı" ile tarif edilir. Bir petrol karışımı gazfrili bir tanka veya kaba transfer edildiğinde buharlaşma başlar. Yani, içinde bulunduğu hacmin üstüne gaz çıkarır. Bu gazın sıvıda yeniden erimesi için de bir yatkınlığı vardır ve hacımda tamamen düzenli olarak dağılan belirli bir gaz miktarı ile sonunda ulaştığı bir dengedir. Sıvının denge buhar basıncı diye de adlandırılan bu gaz basıncı genellikle "buhar basıncı" diye basitçe belirtilir.
Saf bir bileşiğin buhar basıncı sadece sıcaklığına bağlıdır. Bir karışımın buhar basıncı ise sıcaklığına ve içinde buharlaşmanın olduğu gaz boşluğunun hacmine bağlıdır, yani hacımdaki gazın sıvıya oranına bağlıdır.
Gerçek buhar basıncı (TVP) gaz/sıvı oranı sıfır olan bir karışımın denge buhar basıncıdır. En yüksek buhar basıncı belirtilen herhangi bir sıcaklıkta mümkündür.
Bir petrol karışımının sıcaklığı arttığında TVP de artar. Eğer TVP atmosfer basıncını geçerse sıvı kaynamaya başlar.
Bir petrol karışımının TVP'si gaz çıkış kabiliyetini veren iyi bir bilgiyi sağlar. Ne yazık ki bu, ölçülmesi son derece zor bir özellikse de sıvının bileşiminin ayrıntılı bilgisinden hesaplanabilir ham petroller için bu, bileşim veya sıcaklığın herhangi birinin değişmesi için izin verilen denge şartlarından da tahmin edilebilir. Petrol ürünlerinde ise sıcaklık ve daha kolayca ölçülmüş olan Reid Buhar Basıncı (RVP)'den TVP'yi çıkarmak için bulunan bağlantılar geçerlidir.
1.1.2. Reid Buhar Basıncı
Reid Buhar Basıncı (RVP) genellikle petrol sıvılarının uçuculuğunun ölçülmesi için kullanılan metot ve basit bir testtir. Standart bir cihazda ve kapalı sistem bir yol ile saptanır. Kabın toplam içi hacminin 1/5'i kadar hacımda olan sıvı numunesi atmosfer basıncında test kabının içine konur. Kap sıkıca kapatılır ve 37,8°C'ye kadar ısıtılmış bir suyun içine daldırılır. Kap sallandıktan sonra şartlar hızla denge durumuna gelir, buharlaşmadan dolayı artan basınç, takılan bir basınç göstergesinden okunur. Bu basınç göstergesi 37,8°C deki sıvının buhar basıncını bar olarak tahmine yakın bir değer olarak verir.
Genel olarak petrol şuurlarının uçuculuk derecesini kıyaslamak için RVP kullanılır. Buna rağmen belirli şartlarda muhtemel gaz oluşmasını tahmin etmenin bir vasıtası gibi küçük bir değerdir, bunun başlıca sebebi sabit gaz/sıvı oranında ve 37,8°C standart sıcaklıkta yapılan ölçümdür. Bu amaç için TVP daha çok kullanışlıdır; zaten belirtildiği gibi bazı durumlarda TVP, RVP ve sıcaklık arasında bağlantılar bulunmaktadır.
1.2. PARLAYICILIK
Yakma yönteminde havada oksijen ile hidrokarbon gazları tepkisinden su ve karbon dioksit meydana çıkar. Hava ve hidrokarbon gazı karışımının içinde reaksiyon yeterli bir sıcaklık ve görülebilir bir alev şeklinde olur. Sıvı bir hidrokarbonun üzerindeki gaz yandığında meydana gelen sıcaklık genellikle alevin devam etmesine yeter miktarda temiz gazı çıkartır ve sıvı yanıyor denir. Aslında sıvıdan çıkması devam ettikçe yanan gazdır.
1.2.1. Parlama Sınırları
Bir hidrokarbon gazı ve hava karışımı "parlama genişliği" diye bilinen hava bileşimindeki bir gaz genişliğinin içinde bulunmaksızın yanmaz ve tutuşmaz. Bu genişliğin alt sının, alt parlama sının (LFL) diye bilinir. Yani, yanmayı çoğaltacak ve destekleyecek eksik hidrokarbon gazı vardır. Bu genişliğin üst sınırı "üst parlama sınırı" (UFL) diye bilinir. Yani, yanmayı çoğaltacak ve destekleyecek hava vardır.
Farklı petrol sıvılarından çıkartılan gaz karışımları için ve farklı saf hidrokarbon gazlan için parlama sınırlan biraz değişiktir. Çok kabaca, ham petrolden çıkan gaz karışımları, motor ve uçak benzinleri ve doğal benzin türündeki ürünler ile saf hidrokarbon gazlan, provan, bütan ve pentan gösterilebilir. Bu üç gaz için parlama sınırlan Tablo 15-1'de verilmiştir. Bu gazların her birinin hacımda % 50'sinin bir karışımını oluşturmak için ihtiyaç duyulan hava ile inceltme miktarını da gösterir; atmosferde parlayıcı olmayan bir konsantrasyona değişik sıvılardan yayılan gazlarla hafifleme bilgisinin bu çeşidi çok uygundur.
Tablo 1-2 Parlama sınırları (Propan, bütan, pentan için)
Gaz
■»
Parlama sınırları hacımda % olarak
Havada hidrokarbon
Karışımı hacımda % 50'ye
düşürmek
için
Hava ile inceltme sayısı
Üst
Alt
Propan
Bütan
Pentan
9,5
8,5 7,8
2,2 1,9 1,5
23 26 33
Uygulamada genel amaçlar için tankerlerde taşınan petrol yüklerinin alt ve üst parlama sınırları hacımda % 1 ve % 10 olarak alınır.
1.2.2. Parlayıcılığa İnert Gazın Etkisi
Bir inert gaz, tipik egzoz gazı bir hidrokarbon gazı/hava karışımına katıldığında sonuç hidrokarbon bileşiminin alt parlama sının (LFL) yükselir ve üst parlama sınırı (UFL) azalır. Bu etkiler Şekil 14-1'de sadece bir rehber olmak üzere gösterilmektedir.
Diagramdaki her noktada bir hidrokarbon gazı/hava/inert gaz karışımını gösterir, oksijen ve hidrokarbon miktarlarının şartlan belirler. Hidrokarbon gazı/hava karışımları, inert gazsız AB doğrusunda hidrokarbon miktarı artığı gibi, oksijen miktarının azalmasını yansıtır. AB'nin solundaki noktaların temsil ettiği karışımlarda inert gazın ilavesi ile oksijen miktarı daha azalmıştır.
Havadaki hidrokarbon gazı için alt ve üst parlama sının karşından C ve D noktalan ile belirtilmiştir. İnert gaz miktarının arttığı kadar CE ve DE hatları ile gösterildiği gibi parlama sınır karışımları değişir. Sadece CED eğrisi içinde gölgeli noktalar ile gösterilen bu karışımlar yanabilir.
Ya hava ya da inert gaz ilavesi nedeniyle birleşimin değiştiği diagramda, ya A noktasına (saf hava) doğru, ya da inert gaz katılan birleşime uyan oksijen miktarındaki bir noktaya doğru, düz hatlar boyunca hareketleri ile gösterilmektedir. F noktası ile belirtilen gaz karışımı böyle doğrular ile gösterilmektedir.
Şekil 1-3 Parlayıcılık diagramı-hidrokarbon gazı/oksijen/hava/inert gaz karışımları
Bu şekil sadece tasvir edicidir ve uygulamada kabul edilebilir gaz bileşikleri üzerinde vermek için kullanılmamalıdır.Şekil 15-1'de hidrokarbon gazı/hava karışımlarına inert gaz ilavesi ile oksijen miktar bir seviyeye varıncaya kadar parlama genişliği ilerleyerek azaldığı açıkça belli olmaktadır. Genellikle bu oksijen seviyesi yaklaşık olarak hacımda % 1 'dir ve bu değerdeki hiçbir karışım yanamaz.
Daha emniyetli olması için bu değer hacımda % 8 oksijen olarak belirlenmiştir. Emniyetli bir inert gaz karışımı, bu değerin ilerisindeki arada kabul edilir. F noktası ile belirtilen inertli bir karışıma hava karıştırılmaya devam edildiğinde, birleşim FA doğrusu boyunca hareket eder ve bundan dolayı parlayıcı karışımların bölgesine girer. Bunun anlamı GA doğrusunun üzerinde kalan bölgedeki bütün inertli karışımlar parlayıcı şartların içine girer. Örneğin, bir gazfri yapma işlemi sırasında. GA doğrusunun altındaki bölgede H noktası ile gösterildiği gibi, hava karıştırılırken (hava ile inceltme sırasında) parlama olmaz. F ile belirtilen bir karışımın ilave inert gaz karıştırılması ile (yani, hidrokarbon gazının dışarıya pörç edilmesi ile ) H noktasına kaydırılması mümkündür.
1.2.3. Parlayıcılık İçin Testler
Havada hidrokarbon gazının konsantrasyonlarının orantılı bir dar mesafesi içinde hidrokarbon gazı/hava karışımları parlayıcıdır ve havadaki konsantrasyon buhar basıncına bağlı olur, buhar basıncının ölçülmesi ile parlayıcılık için bir test geliştirmek prensip olarak mümkün olacaktır. Uygulamada petrol ürünlerinin çok geniş sınırları ve sıcaklık sınırlarının üzerinde elleçlenmeleri bu amaç için basit bir testin gelişmesini önlemiştir.
Bu amaç için petrol endüstrisinde iki standart metot kullanılır. Bunlardan biri Reid Buhar Basıncı (RVP) testi ve diğeri de doğrudan parlayıcılığın ölçüldüğü parlama sıcaklığı testidir. Ancak, bazı artık fuel oillerle gösterilen parlama sıcaklığı testleri, her zaman parlayıcılığın direkt göstergesi olmayacaktır.
1.2.4. Parlama Sıcaklığı
Bu testte bir sıvı numunesi özel bir kapta derece derece ısıtılır ve küçük bir alev ani olarak ve tekrar tekrar sıvı yüzeyine yaklaştırılır. Sıvı yüzeyinde karşıdan karşıya alevin bir parlaması küçük bir alev başlattığında ki en küçük sıvı sıcaklığı, parlama sıcaklığıdır. Bu, sıvının üzerinde bir parlayıcı gaz/hava karışımının bulunduğunu gösterir. Bu gaz/hava karışımı yaklaşık olarak alt parlama sınırı (LFL) karışımına uygun gelir.
Parlama sıcaklığı teçhizatlarının çok değişik şekilleri vardır fakat bunlar iki sınıfa indirilir. Bunlardan birinde sıvı yüzeyi devamlı surette atmosfere açıktır ki, bu şekilde elde edilen sonuç "açık kap parlama sıcaklığı" yöntemi olarak bilinir. Diğerinde ise küçük bir delikten içeri başlangıç alevi verildiği kısa anlar için hariç sıvının üzerindeki hacım kapalı tutulur. Bu testtin sonucunu da "kapalı kap parlama sıcaklığı" yöntemi denir.
Açık kap yönteminde atmosfere daha fazla gaz kaybı olması nedeniyle bir petrol sıvısının açık kap parlama sıcaklığı daima biraz fazladır (yaklaşık 6°C). Kapalı kap metodunun teçhizatında gaz kaybının sınıflandırılması kapalı kap metodu genellikle daha çok tutulur ve daha çok kullanılır. Buna rağmen, açık kap metodu değerleri çeşitli milli idarelerin kanunlarında, Sınıflandırma Kurumlarının kurallarında ve diğer buna benzer belgelerde hala bulunabilir.
1.2.5. Petrolün Parlayıcıhk Sınıflandırması
Petrol sıvılarını tamamen ayırmak için buhar basıncı ve parlama sıcaklığı esası üzerine dayandırılan değişik parlayıcıhk sınıfları içinde birçok cetveller vardır. Parlayıcı bir denge olsa da olmasa da mevcut sıcaklıkta sıvının üstündeki hacımda gaz/hava karışımı meydana gelebileceği genellikle temel prensip olarak düşünülür.
Genel olarak petrol sıvıları parlayıcılık şartlarına dayandırılarak uçucu olmayan ve uçucu olan diye iki grupta toplanır:
Uçucu olmayan
Kapalı kap metodu ile belirlenen parlama sıcaklığı 60°C veya daha fazla olanlar. Bu sıvılar herhangi bir normal sıcaklıkta alt parlama sınırının (LFL) altında gaz bileşimi oluştururlar. Bunlara fluel oil artıkları, ağır motorinler ve dizel oiller dahildir, bunların Reid Buhar Basınçları (RVP) 0,007 bar'dır ve genellikle ölçülmezler.
Uçucu olan
Kapalı kap metodu ile tayin edilen parlama sıcaklığı 60°C'nin altında olanlar. Bu gruptaki bazı petrol sıvıları bütün normal sıcaklıklarda üst parlama sınırının (UFL) üstünde gaz/hava karışımları dengesi verdiği halde normal sıcaklık genişliğinin bazı kısımlarında parlama genişliğinin içinde bir gaz/hava karışımı dengesi meydana çıkabilir. Örnekleri jet yakıtları, gaz yağları, süper benzinler ve ham petrollerin çoğudur. Pratikte benzinler ve ham petroller mevcut parlama genişliğindeki gaz/hava karışımları ve elde edilen denge şartlarından önce sık sık kullanılır (elleçlenir, satılır).
Uçucu olan ve olmayan sıvılar arasında sınır için 60°C parlama sıcaklığı kriterinin seçilmesi bir miktar ihtiyaridir. Uçucu olmayan grupta hiçbir şart altında bir sıvının her zaman istenmeyerek bir parlayıcı gaz/hava karışımını vermesi olanağı yoktur. Bundan dolayı uçucu olmayan sıvılar için daha esnek önlemler uygundur. Bu nedenle daha uçucu maddeler ile önemsiz buluşma ihtimali bile parlama sıcaklığı ölçümlerinde hatta sıcaklığın yanlış anlaşılması gibi nedenler için ayırma hattı seçilmiş olmalıdır. Böylece kapalı kap deneyi ile elde edilen 60°C'lik parlama sıcaklığı değeri fazlasıyla karşılık gelir ve ayrıca Milletlerarası Denizcilik Örgütünce (1MO) ve dünyanın her tarafındaki düzenleyici kuralların çoğu tarafından uluslararası olarak benimsenmiş tanımlamalara uygundur. (Kalıntı fuel oillerin parlayıcılık ve parlama sıcaklığı arasındaki ilişkiye ait bilgi için Bölüm 24'e bakınız)
1.3. HİDROKARBON GAZLARININ YOĞUNLUĞU
Hava ile karıştırmadıklarından, çıkan gaz karışımlarının yoğunlukları havanın yoğunluğundan daima daha fazladır. Bundan dolayı kargo elleçleme işlemlerinde tabakalaşma etkileriyle karşı karşıya gelinmiştir ve tehlikeli durumlara neden olunabilir.
Aşağıdaki cetvelde üç saf hidrokarbon gazı; propan, bütan ve pentan için havaya göre nispi yoğunlukları verilmektedir. Bu üç gaz karışımını ortalama olarak, sırasıyla ham petrol, motor ve uçak benzinleri ve doğal benzinler ihtiva eder. Hava için inert gaz kullanılırsa bu değerler önceki ölçüde değişmez.
Gaz
Havaya Göre Nispi Yoğunluk
Saf Hidrokarbon
Hacımda % 50 Hidrokarbon Hacımda % 50 Hava
Alt Parlama Sınır karışımı
Propan
Bütan
Pentan
K55-2,0
2,5
1,25 1,5 1,8
1,0 1,0
. ı,o
Tablo 1-4 Propan, Bütan, Pentan: Havaya göre nispi özgül ağırlık
Görüldüğü gibi, bir üründen elde edilen saf gazın (motor benzini gibi) yoğunluğu havadan yaklaşık iki kat fazla, ham petrolden çıkan ise 1,5 kat fazladır. Bu fazla yoğunluklar ve bunun sonucuna bağlı olarak tabakalaşma etkileri sadece gaz toplanmış durumda iken önemlidir.
2. PETROL VE PETROL ÜRÜNLERİNİN ÇEŞİTLERİ
2.1. Petrol Ürünlerinin Sınıfları
Tüm petrol ürünleri gemilere yüklenebilir ve genellikle hepsi yanıcı özelliklidir. Benzin aşırı derecede yanıcıdır, buna benzer olarak yağlama yağıda ona nazaran biraz daha emniyetlidir. Tüm bu maddeler özel koruma önlemleriyle taşınmalıdır. Petrol ürünleri aşağıdaki tabloda patlama özelliklerine göre sınıflandırılmıştır. İki ana gruba ayrılmışlardır.
SINIF PARLAMA NOKTASI REID BUHAR BASINCI ÖRNEK
A
80[sup]0[/sup]F veya altı
14 psi ve üstü
Normal Benzin, Çok Hafif Nafta
B
80[sup]0[/sup]F veya altı
8.5 psi ile 14 psi arası
Ticari Benzin
C
80[sup]0[/sup]F veya altı
8.5 psi veya altı
Ham Petrol, Jet Fuel
D
80[sup]0[/sup]F ile 150[sup]0[/sup]F arası
-
Gaz Yağı, Bazı Ağır Ham Petrol
E
150[sup]0[/sup]F veya üstü
-
Ağır Ham
Petrol, Yağlama Yağı ve Asfalt
Tablo 1-5 Petrol Ürünleri Sınıflandırılması
Patlayıcı (Yanıcı) sıvılar; bunlar 80° F (26° C) de ve altında patlayıcı buhar çıkarırlar. A, B, ve C olmak üzere Reid buhar basıncına göre 3 kategoriye ayrılmıştır.
Patlayıcı (Yanıcı) sıvılar; bunlar 80° F (26° C) üzerindeki değerlerde yanıcı özellikteki sıvılardır.
2.2. Çeşitli Ham Petrol Türevleri
Burada incelenecek olan nokta, petrolün bugünkü kullanılış şekilleridir. Hatta konumuzu ilgilendiren, sadece, dökme ham petrol ve türevlerinin tankerlerde ne şekilde taşındığıdır. Bu bakımdan biraz ilerde ele alınacak petrol ürünlerinin bazı fiziksel ve kimyasal özellikleri konularında dahi, meseleyi bu yönlerinden ele almağa çalışacağız.
Şurasını hemen belirtelim ki petrolcülüğün ve tankerciliğin bu konularında bir hayli karışıklık göze çarpar. Gerçi bu karışıklıklar kolaylıkla halledilebilir. Fakat zaman zaman gene de bazı tuhaflıklara yol açtıkları vakidir. Bunun bir sebebi, bu konularda kullanılan terimlerin ve isimlerin değişik yerlerde, değişik şekillerde kullanılmakta olmasıdır. Bir örnek verelim. Türkiye’de MAZOT kelimesini pek çok kimse değişik alanlarda alır ve kullanır. Akaryakıt gümrükçüsünün elinde ki rusum cetvellerinde ise mazot üç cinstir. AĞIR MAZOT-ORTA MAZOT-HAFĐF MAZOT. Gümrük mevzuatına göre bu üç kategori benzinden heavy fueloil’e kadar bütün ham petrol ürünlerini kapsar.
Akaryakıtçılık da kalın kalın tahvil cetvelleri, kitapları, işte, bütün bu terslikleri düzenlemek, bir tarafın söylediği miktarı, öbür tarafın istediği şekle çevirirken mümkün olduğu kadar az hata yapmak için hazırlanmıştır. Her ne kadar bu gün İngilizler Metrik sistemin kolaylık ve basitliğini nihayet kabul ederek kendi ölçülerini bu sisteme çevirmeğe başladılarsa da henüz kargaşalık sürmekte, türlü tahvil cetvelleri kafaları dumanlandırmaktadır.
Akaryakıtçılıkta bu tahvilleri veren en önemli ve tanınmış kitap. ASTM-IP PETROLEUM MEASUREMENTS adı ile bilinen kitaptır. ASTM, American Society Of Testing Materials adı bir kurulun baş harflerinden teşkil edilmiş bir terimdir. IP ise (Institude of Petroleum) adlı bir İngiliz kuruldan geliyor. Cetveller müşterek araştırmalar sonucu tanzim ve tertip edilmiştir.
Akaryakıt hesapları için daha pek çok muteber cetveller vardır. ASTM-IP nin üstünlüğü, eksen ihtilaflarda resmi hesapların bu cetvellere göre yapılmasının adet haline gelmiş bulunması ve anlaşmalara sokulmasından ileri gelmektedir. İçindeki cetveller gerçekten son derece kullanışlı ve basit, fakat aynı zamanda da hassas bir şekilde hazırlanmıştır. Ama ne var ki, dediğimiz gibi, bir akaryakıtın hesabından çok, değişik birimlerle ifade edilmiş ölçüleri birbirine kolayca ve doğruya en yakın olarak çevirmeğe yarayan cetvellerden ibarettir. Yani, bütün dünya bir gün metrik sistemi kabul ederse, üç parmak kalınlığındaki kitap, sadece gerekli iki, üç cetvelden ibaret kalıverir.
Bu konuyu burada bırakarak önce ham petrolden üretilen bazı madlerden kısaca bahsedelim. Genel olarak ham petrol ürünleri şöylece gruplanabilir:
UÇUCU MAHSULLER: (Volatile Products): Sıvı gazlar (Liquified gases) ve «Tabii Benzin» (Naturel Gasoline)
HAFİF YAĞLAR: (Light Oils): Benzinler (Gasolines), Roket ve Jet yakıtları (Rocket and Jet Fuels), Eriticiler (Solvants), Traktör Yakıtı, Gazyağı (Kerosine)
DAMITMA MAHSULLERİ: (Distiliates) :Range oils, Furnace Distillates, Diesel Fuel (Motorin, Gasoill)
YAĞLAMA YAĞLARI(Lubricating Oils): Motor, makine, silindir, dişli, makas, v.b. yağları
GRES VE MUMLAR (Greases and waxes): Parafin mumu, mikro kristalin mumu, muhtelif gresler,
ARTIKLAR (Residues): Fueloil (Siyah mazot), Asfalt, Karbon siyahı (Garbon Black),
ÖZEL MADDELER (Spesial Products): Tıbbi mahsuller, Hidrokarbonlar, kimyevi maddeler (Petrokimya sanayi olarak pek geniştir) böcek ilaçları.
Bu gruplamadan sonra bu mahsullerin bazıları hakkında kısaca malumat verelim.
2.2.1. Ham Petrol (Crude Oil)
Ham petrollerin çeşitli karakteristikleri ve terkipleri vardır. Bazı ham petroller, tabii hallerinde o kadar kalın ve alevlenme noktaları (Fash Point) o kadar yüksektir ki
herhangi bir rafinaj veya distilaj (damıtma) yapmadan yakıt olarak kullanılabilir. Mamafih pek çok ham petrol çeşitten, mutlaka bir rafine ameleyi sinden geçirilerek içindeki çeşitli hafif mahsuller alınır.
2.2.2. Tabii Gaz (Naturel Gas)
Bu «Casinhead gazı» diye de bilinir. Genel olarak petrol rezervlerinin bulunduğu sahalarda basınçla yeryüzüne çıkar. Bu tabii petrol gazına, içindeki benzin bileşiklerinin çok veya az olmasına göre, ISLAK veya KURU diye ad verilir.
2.2.3. Tabii Benzin (Naturel Gasoline)
Buna Casinghead Benzini de derler. Ham petrol kuyularından elde edilen tabii Gaz’dan istihsal edilir. Tabii Gazın içinde bulunan ve çok düşük kaynama derecesi olan, kolaylıkla yoğunlaştırılabilen hidrokarbon bileşikleridir. Bu mahsul Tabii Gazdan üç usulden biriyle elde edilir.
a. Tabii Gaz 24 atm. basınca tabi tutularak soğutulur. İçindeki Casinghead
benzini yoğunlaşarak derhal ayrılır.
b. Tabii Gaz bir petrol ürünü tarafından absorbe ettirilir. Sonra bu mahsul
distile edilerek (damıtılarak) tabii benzin çıkarılır.
c. Daha ağır hidrokarbonların, özel olarak hazırlanmış kömür mesamatı
tarafından absorbe ettirilir. Sonra stimle muamele edilerek yoğunlaştırılıp, toplanır.
Tabii gaz’dan bu metotlardan biriyle elde edilen Tabii benzin, «Casinghead benzini» henüz hamdır. Stabilize değildir. İçinde çok miktarda Propan ve bütan adını taşıyan hafif hidrokarbonlar vardır. Bu hafif hidrokarbonlar da ham benzinden çıkartılır. Bunlar ayrıca piyasada kullanılır. Kalan benzin, esas motor benzini harmanlarına katılarak çeşitli motorlarda kullanılan, değişik vasıflardaki benzinler elde edilir.
2.2.4. Sıvı Gazlar (LiquefidPetroleumGases-LPG)
Bunlar son derece uçucu hidrokarbon bileşikleridir. Gerek ham petrolden
gerekse Tabii Gazdan elde edilir. Normal atmosfer şartlarında tamamıyla gaz haline geçmiş olurlar. Çünkü Propanın kaynama noktası – 42[sup]0[/sup]C ve Bütanın ki ise 0[sup]0[/sup] C dir. Basınç altında bulundurmak şartıyla normal sıcaklıklarda sıvı halinde muhafaza etmek kabil olur. Basınçta likit halinde ve serbest bırakılınca gazlaşması özelliklerinden ötürü tüplere büyük miktarlarda sıkıştırılarak ısıtmamak şartları için geniş miktarda kullanılmaktadır. Propan ayrıca madenleri kesmekte kullanılır.
2.2.5. Benzin (Gasoline)
Ham petrolün distillasyonundan elde edilen en hafif maddelerden biridir. Düşük süratli iç yanmalı (dahili ihtiraklı) motorlarda kullanılır. (otomobil v.b.) Özel olarak hazırlanan bazı harmanlarında anti-icing veya anti-Freezing donanmaya karşı katıkları ilave edilerek (additives) yüksek süratli motorlarda (Uçak v.b.) kullanılan bir çeşiti, uçak benzini (Aviation-Gasoline) elde edilir. Benzinin çeşitli adları vardır. Petroleum spirit, Nafta, Petrol, Aviation Spirit, hep bazı additivle katılmış olan benzin çeşitleridir. Çok kere benzinin içine Kurşun tetra etil (T.E.L-Tetra ethil Lead) denilen additivle katılmak suretiyle piyasada kurşunlu benzin denilen bir benzin yapılır. Kurşun bileşikleri zehirlidir. Bu hususta tank temizliklerinde dikkatli olmalıdır. Benzine katılan bu T.E.L. benzinin ok- tan adedini arttırır. Motorun vuruntu yapmasını azaltır. Benzinin içinde deki bileşiklerinin tesirini azaltır
2.2.6. Özel Uçucu Maddeler (S.B.P.S)
Bu petrol türevleri, gayet dir bir kaynama noktaları sınırında, dikkatle ayarlamalar yaparak, elde edilirler. 60/70 veya 60/80[sup]0[/sup] C sınırları arasında üretilirler. Bunlara S. B. P. S. (Special Boiling Point Spirits) denir. Bu mahsuller Parfümeride, dericilikte, lastik sanayisinde, matbaa mürekkebi imalinde kullanılır.
2.2.7. Benzol (Benzole)
Bu mahsul damıtma yoluyla kömür katranından elde edilir. İçinde başlıca
BENZEN denilen hidrokarbon ile çeşitli kokulu hidrokarbonlar bulunur.
2.2.8. Toluol (Toluole)
Bu da çok kere kömür katranından elde edilen kokulu bir hidrokarbondur.
Başlıca Toluen ile bir miktar Benzol ve Ksilol’dan mürekkeptir. Ksilol (Xylole), bir kokulu hidrokarbon çeşididir. Kömür katranından çıkarılır.
2.2.9. Beyaz Benzin (White Spirit)
Petrolden rafine suretiyle elde edilen Benzin ve Gaz arası bir distillasyon
mahsulüdür. Flash Pointi 60[sup]0[/sup] C dan düşük değildir. Kaynama noktası 150/200[sup]0[/sup] C. dır. Bu özelliklerinden dolayı Solvant (eritici) olarak vernik ve boyaların incelenmesinde, kuru temizlemecilikte kullanılır.
2.2.10. Jet Yakıtlar (JetFuels)
Bunların JP 1, JP 2, JP 3, JP 4 gibi pek çok çeşitleri vardır. Uçak gaz
türbinlerinde yakıt olarak kullanılır. İçlerine, donma noktalarını yükseltmek, yüksek irtifalarda donmalarını önlemek üzere çeşitli katıklar katılır. Genel adları A.T.F (Aviation Turbine Fuels) olup, gaz asıllı olanlarına AVCAT, ve AVTUR, Benzin asıllı olanlarına AVTAĞ isimleri verilir.
2.2.11. Gaz (Kerosine)
«Lamp oil,», «Burning oil,» «Parrafine», «Parrafine oil» adlarıyla da anılan
madde, bizde «Gazyağı» diye de bilinir Benzin ve Motorin arasında bir petrol distillesidir. Enerji maksatları için kullanılacak cinsleri hariç, 150/300[sup]0[/sup] C arasında distile edilir. Flash Point genele olarak 73[sup]0[/sup] F civarında olur. Enerji maksatları için kullanılacak kerosine, «Power Kerosine» denir. Bu, 150/260[sup]0[/sup] C arasında distile edilir. Traktörlerde yakıt oyarak kullanılır. Bu sebeble Kerosine «Tractor Vaporasing Oil» (T.V.O) da denir.
2.2.12. Motorin (Gasoil)
Motorin, Gaz ve yağlama yağları arasında elde edilen bir distiledir. Yüksek
süratli Diesel motorlarında yakıt olarak kullanıldığı gibi, diğer petrol mahsulleriyle de karıştırılıp, harman edilerek çeşitli akaryakıtlar elde edilir. A. P. Diesel adıyla da anılır
2.2.13. Dizel Yakıtları (Diesel Fuels)
Bunlar doğrudan doğruya distillasyon ile çıkarılabildikleri gibi, Bakiye
Fueloillerle Motorinin harmanlarından da meydana getirilir. Yüksek sür’atli olmayan diesel motorlarında «Marine Diesel Oil» olarak kullanılır. (Özellikle gemi motorlarında) Yüksek devirli motorlarda kullanılan eşitlerine «Hing Speed DieselFuel» veta «Otomotive Gasoil» yahut ta İngilterede olduğu gibi «Derv Fuel» adları verilir.
2.2.14. Siyah Mazot (Fueloils)
Bunlara kazan mazotu (Furnace Oil) de denir. Bunlar ham petrol distillasyonlarında arta kalan kalın yakıntılardır. Isıtma ve enerji işlerinde kullanılan çeşitli harmanları vardır (Light Fueloil, Medium Fueloil, Heavy Fueoil gibi). Akaryakıtın enerji maksadıyla kullanmada kömüre olan üstünlüğü sebebiyle bu yakıtların kullanılma sahaları hızla genişlemektedir.
2.2.15. Yağlama Yağları (Lubriacating Oils)
Organik menşeli olan veya petrolden çıkarılan, yahut ta her ikisinin karışımından elde edilen yağlar, bazı additivlerle birlikte harman edilerek hazırlanır, her türlü yağlama işlerinde kullanılır.
2.2.16. Beyaz Yağlar (White oils)
Lubricating oil karakterinde, fakat renksiz yağlardır. Tıbbi maksatlarla, likit parafin olarak kosmatikler, saç praparasyonları imalinde parfümeri sanayisinde kullanılır.
2.2.17. Gres Yağı (Greases)
Muhtelif kalınlıklarda elde edilirler.
2.2.18. Asfalt (Bitumen)
Kraking ve Polimerizasyon işlerinde, geriye kalan, kristal olmayan, az akışkan, yapışıcı bir maddedir. Yolları kaplamakta, hidrolik tesislerde tecrit işlerinde kullanılır.
2.2.19. Deterjanlar (Detergents)
Bunlar da petrol artığı maddelerdendir. Temizlik işlerinde kullanılır.
2.2.20. Mum (Parrafine Wax)
Parafin tipi denilen bazı ham petrol cinslerinden elde edilen katı hidrokarbonların bir karışımıdır. Saf durumda renksiz, kokusuz, lezzetsizdir. Erime noktaları çok değişiktir. Mum imalinde, su geçirmezlik temininde, diğer çeşitli işlerde kullanılır.[2]
3. PETROLÜN ZEHİRLEYİCİ ETKİSİ VE ORTAK ESASLARI
Zehirlerime tehlikeleri (toxic hazards), hemen hemen tamamen tanker işlemlerinden doğan çeşitli cinsteki gazlarla temasa personelin maruz kalmasıdır. Sıhhi bir tehlikeden sakınmak, zehirli gazların uygun bir göstericisi ve TLV - TWA (Threshold Limit Value — Time VVeighted Average) "şuur başlangıcı sınır değeri — ortalama düşünüp hesapetme zamanı" ile sağlanır. Bu kitapta belirtilen TLV ve TWA değerleri 1983 - Amerikan Hükümetler arası Endüstriyel Sağlık Konferansı'nın kabul ettiği değerlerdir. Değerler, havada gaz hacmi ile ppm -milyonda parça sayısı- olarak ifade edilir.
3.1. Sıvı petrol (Liquid Petroleum)
3.1.1. Yutulması (Ingestion)
Normal tanker ve terminal işlemleri esnasında, sıvı petrolün önemli miktarlarda yutulması tehlikesi çok önemsizdir. Petrolün zehirleyici etkisi insana azdır, fakat teneffüs edildiğinde şiddetli rahatsızlık ve bulantıya neden olur. Kusma esnasında sıvı petrol -tam olarak gaz yağı ve benzin gibi daha fazla uçucu ürünler - akciğerlerin içinde tahriş yapma imkanı vardır.
3.1.2. Cilt İle Teması (Skin Contact)
Birçok petrol ürünü, tam olarak daha fazla uçucu olanlar, cildin tahriş olmasına sebep olurlar. Aynı şekilde gözlerde de tahriş olur. Muhakkak daha ağır petroların temasın süresi ve tekrarına bağlı olarak vücut derisinde ciddi rahatsızlıklara sebep olur.
Uygun koruyucu teçhizat giyerek -uygun eldivenler ve gözlükler - petrol ile direk temastan sakınılmalıdır.
|
|
|
| İlk Yardım |
|
Yazar: expertsailor - 13-12-2014, 10:27 PM - Forum: GASM STCW Sınavları
- Yorum (1)
|
 |
İLKYARDIM NEDİR?
İlkyardım nedir? Böyle bir soru yönelttiğimde herhalde birçoğunuz “ne kadar anlamsız bir soru bu” diye düşünecektir. Çünkü adı üstünde, bir sorun çıktığında yapılacak ilk yardımı ifade etmektedir. Haklısınız. Ancak bir şeyin farkında mısınız? Kaçımız bir sorun oluştuğunda bu ilk yardımı yapabiliyoruz, ya da ne kadar doğru yapabiliyoruz? Hepimiz iyi kötü bir yardım yapılması gerektiğini okuduk ya da duyduk ama yapmaya gelince orada dona kalıyoruz, neden acaba?
İlkyardımın yazılışı konusunda bir fikir birliği olmasa da TDK(Türk Dil Kurumu) İLK YARDIM şeklinde yazılmasını önerirken ben buna karşı çıkıp İLKYARDIM olması gerektiğine inanıyorum. Çünkü ayrı yazıldığında birçok alanda (mesela araba yolda kaldığında yapılacak yardım gibi) ilk yardımı ifade ederken, birleşik yazıldığında sağlık alanında kullandığımız bir kavramı ifade etmesi açısından ayrı bir önemi olacaktır diye düşünüyorum.
İlkyardımın genel bir tanımını yaparak konuya giriş yapmak istiyorum.
Ani olarak hastalanan veya yaralanan kimseye anında, olay yerinde ve çevre imkânlarından yararlanılarak yapılan, tıbbî olmayan geçici müdahaleye İLKYARDIM denir.
Bu tanımı açacak olursak:
Bir kişi hastalandığı (kalple ilgili sorun, bayılma, sara nöbeti gibi) veya bir kaza sonucu yaralandığı (ekmeği keserken parmağını kesmek, merdivenden inerken düşmek, futbol oynarken topun karna çarpması gibi) anda yanındaysanız hemen müdahale etmeniz gerekir. Bu müdahaleyi çevrenizdeki olanaklardan yararlanarak yapmalısınız. İlerdeki haftalarda açıklayacağım uygulamalarla ilkyardım yapabilirsiniz.
İlkyardım için ihtiyacınız olan üç şey var: bilginiz, aklınız ve elleriniz (bazen de nefesiniz). Bunların dışında malzeme aramak için zaman kaybetmeyin. Aklınızı ve bilginizi birleştirdiğinizde bütün malzemelerin yanı başınızda olduğunu göreceksiniz.
İlkyardımı gözünüzde büyütmeyin, korkmayın çünkü çok kolaydır; sadece ciddiye alın. Eğer ciddiye almazsanız yapacağınız hatalar siz dâhil herkesi üzebilir.
İlkyardım sonrası hasta ya da yaralı genellikle hastane tedavisine ihtiyaç duyar, işte bu nedenle geçici bir müdahale denilmektedir. Bazı durumlarda (mesela küçük bir sıyrık ya da kesikte) hastaneye gitmek gerekmez ama derin bir yara, büyük bir damar kanaması söz konusuysa mutlaka hastaneye gitmelidir.
İlkyardımda kesinlikle ilaç(tıbbi tedavi) kullanılmaz, Ahmet beye iyi gelen bir ilaç Ayşe hanıma iyi gelmeyip ölümüne bile neden olabilir. O nedenle özellikle hastalanmalarda ilaç vermeyin, yaralanmalarda zaten ilaca gerek yoktur.
İlkyardımla ilgili bilmeniz gereken diğer bir şey: ilkyardım yapıldığı yere veya ortama göre değişmez yani trafik kazasında, depremde, sporda, dağda, bayırda, okulda ilkyardım aynıdır (eğer bir yerde afetlerde ilkyardım başlığını görürseniz ciddiye almayın). Çünkü kanama hangi şekilde oluşursa oluşsun “üstüne bastırmazsanız” durmaz. Ya da kişi hangi nedenle bayılırsa bayılsın ayılması için sırt üstü yatırmanız gerekir. O nedenle hastalanma ya da yaralanmanın oluş şekli ile ortamı ilkyardım uygulamasını değiştirmez.
Sağlık personelinin (hekim, hemşire vs) veya ev hanımının (öğretmenin, köylünün, işçinin) yapacağı ilkyardım arasında fark yoktur; elinin altında malzemesi yoksa sağlık personeli de olsa fark etmez aynı ilkyardımı yapar. Eğer sağlık personeli ambulansla gelmişse ve malzemesi varsa ya da hastanedeyse o zaman yapılan zaten ilkyardım değil acil bakımdır.
Sanılanın aksine sağlık personeli ilkyardımı bilmeyebilir; çünkü ilkyardım ayrı bir bilgi alanıdır. Aynen, bilgisayar tamircisinin program yapamaması ya da bilgisayar programcısının tamir yapamaması gibi bir şeydir. Bir örnekle açıklamaya çalışayım:
Sanırım1998 yılıydı, öğrencilerle İzmir’in en büyük, bölge hastanesi gibi çalışan hastanesinin acil servisinde stajdaydık. Öğrencileri çeşitli birimlere yerleştirdik. Bir süre sonra cerrahi müdahaledeki öğrenci geldi ve hocam orada bir hasta kanıyor gelir misiniz dedi. Hastayı görünce kanamayı niye durdurmayıp beni çağırdığını sorduğumda öğrencinin cevabı düşündürücüydü:”Hocam buranın görevli sağlık memuru var, hemşire ve doktorlar gelip gidip görüyorlar onlar bir şey yapmayınca ben çekindim onun için sizi çağırdım”. Bu arada, benim dikkatimi çektiği kadarıyla, orada bir kişi görevini iyi yapmıştı. Kim dersiniz? Temizlikçi! Kan yere akmasın diye kanayan kolun tam altına bir çöp kovası yerleştirmişti.
Karşımdaki müdahale masasında 18-20 yaşlarında bir genç yatıyordu, vücudunun üst kısmı çıplaktı, sol kolunun dirseğe yakın kısmında kesi vardı ve damla damla kanıyordu. Kan kaybeden genç adam soğuğa yakın bir odada yarı çıplak yatıyor ve kimse farkında değil, oysa bütün şok konularında şöyle yazar: kan kaybı varsa, kişinin şoka girmesini önlemek için kişinin üstü örtülmelidir.
Durumun korkunçluğunu anlayabildiniz mi? O kişi nereden getirilmişse getirilmiş ama bir Allahın kulununda o kanamaya baskı uygulamak-sargıyla kapatmak aklına gelmemiş, hadi o getiren kişiler sağlıkçı değil peki hastanedeki sağlık personeli neden yapmamış? Müdahaleyi yapacak cerrah gelene kadar kaybedilen kanın hesabını kim verecek? Çünkü kaybedilen her gram kan şoka götüren bir olgudur, onu da bırakın savunma sistemi alt üst oluyor; kan kaybı olmayan kişi o yara kapatıldıktan/dikildikten sonra ertesi gün ayağa kalkabilecekken kan kaybının arttığı durumlarda iyileşme gecikecek ve kişinin halsizliği geçene kadar belki üç gün belki de bir hafta yatacak. Aradaki farkı gördünüz mü? O hastanede çalışan sağlık personeli (hekim, hemşire, sağlık memuru) okullarından mezun olana kadar birçok kez kanama ve şok konularında sınava girmiş ve geçmişlerdir. O anda bir sözlü sınav yapsanız her birinin papağan gibi o konuları tekrarlayabileceğinden eminim. Ama tekrarlamak yani ezberlemek yetmiyor. Anlamak öğrenmek gerekiyor. Kanamayı ve şoku kalıp gibi ezberlemekle iyi uygulamacı olunmaz. Hele bir de tıbbi terim safsatasıyla yabancı kelimelerle dolu kişilerin içselleştiremediği bilgiler söz konusuysa sonuç beklemek boşuna.
Kısacası bazı bilgileri ezberleyerek ilkyardım yapılamaz öncelikle neyi – neden yapmanız gerektiğini iyi bilmeniz(anlamanız) gerekir ki çabalarınız boşa gitmesin. Kan kaybının önemini anlamazsanız yara kanar ve siz hastaneye yetiştirmeye çalışırsınız, ama hastaneye vardığınızda yaralıyı kaybedersiniz. Oysa kanamayı durdurup hastaneye yetiştirirseniz hastanızı kaybetmezsiniz. Unutmayın küçücük basit bir hareketiniz (kanayan damarın üzerine basınç yaparak kanamayı durdurmak) en modern, gelişmiş aletlerin ve en iyi yetişmiş hekimlerin başaramayacağını başarır; kan kaybı olmayınca şoka girmez ve kurtulur, şoka giren kansız kalmış bir kişiyi ise hiçbir alet ve hekim geri getiremez.
Ne yazık ki ülkemizde kazalarda oluşan ölümlerin en önemli sebeplerinden biri kanamanın kontrol altına alınmadan yani durdurulmadan taşınmasıdır. Yine aynı acil serviste başka bir hastanenin acil servisinden nakil gelen bacağından yaralanmış genç bir adamın kanaması durdurulmadan gönderildiği için gözümüzün önünde ölmesi unutamadığım olaylardan biridir. Bunları yazmamın nedeni sizin bu konuya dikkatinizi çekmek ve hep aklınızda olmasını sağlamak içindir.
BİLGİYE, AKLINIZA VE ELLERİNİZE ihtiyacınız olduğundan söz ettim.
Ancak ilkyardım yapabilmeniz için öncelikle soğukkanlı olmanız gerekir. Eğer soğukkanlı olmazsanız sahip olduğunuz bilgilerinizi kullanamazsınız, çünkü aklınız devreden çıkar.
Hepimiz beklenmedik (hem de üzücü) bir olayla karşı karşıya kaldığımızda ne yapacağımızı şaşırırız bu normal bir tepkidir. Anormal olan bu tepkiyi sürdürmektir. Belki şöyle bir örnek ne demek istediğimi size daha iyi anlatır: sınava gireceksiniz, çok güzel çalıştınız. Sınava girdiniz sorular geldi, hepsi çalıştığınız ve bildiğiniz konulardan. Ancak ilk soruyu okudunuz, cevabı biliyorsunuz ama o an aklınıza gelmiyor, çıldıracaksınız! İşte bu dakikadan sonra karşınızda iki seçenek var ya o soruya takılıp kalıp zaman kaybı ve panikle(aklın devreden çıktığı dönem) boş kâğıt verirsiniz ya da diğer sorulara bakar hangisinin cevabını hatırlarsanız ondan başlayıp yavaş yavaş sakinleşip(aklın devreye girdiği dönem) tüm soruları cevaplarsınız.
İlkyardımda da bu yol izlenir, eğer “ben ne yapacağım şimdi” diye telaşa kapılırsanız belki kurtarabileceğiniz bir kişiyi kaybedebilirsiniz. Oysa biran için gözünüzü kapatıp derin bir nefes alıp kişiye odaklanıp ne yapabilirim diye düşünürseniz aklınıza mutlaka bilgilerinizden biri gelir. O anda sıralama önemli değildir, ama doğru olduğundan emin olduğunuz işlemden başlayın. Bu 112 yi aramak olabileceği gibi, çevredeki insanları yardım için örgütlemek, kanamayı durdurmak, kişiden adı soyadını öğrenmek olabilir. Bir yerden başladığınızda akıl devreye girer ve diğer bilgiler çorap söküğü gibi gelmeye başlar.
Doğru olduğundan emin olduğunuz işlemden başlamanız konusunu tekrar hatırlatmak isterim; yapılan araştırmalara göre ilkyardımda doğru olduğundan emin olunmayan bilgilerin uygulanması esnasında hata yapma olasılığı % 50 den yüksekmiş. Bunun anlamı emin değilseniz o bilgiyi uygulamayın çünkü hata yapma olasılığınız yüksektir, o nedenle doğruluğundan emin olduğunuz bilgiyi uygulayın.
İlkyardımda bazı temel kurallar vardır (hayatımızın her anında olduğu gibi). Temel kural demek hiç atlamamanız gereken kural demektir. Bu kurallardan birincisi, belki de en önemlisi
F EMNİYET/GÜVENLİKTİR: bir hastalanma, kaza, yaralanma söz konusu ise kişiye ya da olay yerine müdahale etmeden önce üç emniyet tedbirini sağlamak zorundasınız: 1.KENDİ GÜVENLİĞİNİZ, 2.HASTANIN/YARALININ GÜVENLİĞİ, 3.ÇEVREDEKİ KİŞİLERİN GÜVENLİĞİ.
Gazetelerde okumuşsunuzdur, yardım ederken araba çarptı öldü, suda boğulmakta olan kişiyi kurtarırken öldü vs. gibi. Demek ki kurtarmaya çalışırken ölmek kimseye yarar sağlamıyor olsa olsa gelecek yardım ekibinin işini zorlaştırıyor. O halde ölmek değil de işe yaramak istiyorsanız hemen çevreyi kolaçan edin size zarar verebilecek sorunları saptayıp, önleminizi mutlaka alın. Daha sonra yaralıya/hastaya zarar verebilecek sorunlar var mı, ya da yardım edeyim derken kullanacağınız yöntemler ona zarar verebilir mi? Bizim amacımız karşımızdakine zarar verip yaralamak, öldürmek değil; tersine hayatını kurtarıp, sakatlamadan, en kısa ve doğru yoldan hastaneye ulaştırılmasını sağlamak olmalıdır. Yardım yaparken kendimizin ve hastanın/yaralının güvenliğini sağladık ama çevrede insanlar varsa onların yardımına muhtaçsak onların da güvende olmasını sağlamalıyız
1.Tedbir, 2.teşhis, 3.Tedavi, 4.Telekominikasyon, 5.Triyaj, 6.taşıma
TEDBİR: Emniyet ya da güvenlik de dediğimiz bu basamak hakkında yukarıda açıklama yaptım
TEŞHİS: Emniyet sağlandıktan sonra hastanın/yaralının sorunu ne ise ona odaklanırız; bayıldı, merdivenden düştü yarası var mı, top oynarken ayağını burktu, kesici bir cisimle yaralandı kanaması var vs gibi. İlkyardımcı olarak teşhis dediğimizde kastettiğimiz kişinin sorununu saptamaktır.
TEDAVİ: Saptadığımız soruna yönelik yapacağımız ilkyardım uygulamalarıdır. Bayıldıysa sırt üstü yatırıp ayağını yukarı kaldırmak, yarası varsa yarasını kapatmak, burkulan kısmı desteklemek-soğuk uygulamak –dinlendirmek, kanayan yere basınç uygulayarak kanamayı durdurmak vs.
TELEKOMİNİKASYON: İletişim safhasıdır, ilkyardım uyguladığımız kişilerin hastaneye götürülmesi söz konusuysa ambulans çağırma işlemi aşamasıdır.
TRİAJ: Özellikle kazalarda çok sayıda yaralı varsa, hangisinin öncelikle yardıma ihtiyacı olduğunu saptama aşamasıdır, bazen teşhisten sonra uygulanır bazen de tedaviden sonra naklederken hangisinin öncelikle gönderilmesi gerektiğini saptamak üzere uygulanır.
TAŞIMA: hastanın/yaralının taşınması için en uygun koşullar ambulansta(cankurtaranda) mevcuttur, o nedenle ilk tercih ambulans olmalıdır(kara, hava, deniz ambulansı gibi). Ancak ambulanslar her vakaya gelmedikleri için ya da yetersiz kaldıkları durumlarda farklı araçlarda kullanılabilmektedir. Unutmayalım, hayati tehlike olan durumlarda mutlaka cankurtaranla hastaneye gönderilmelidir.
İLKYARDIM MALZEMELERİ
İlkyardım için ihtiyacımız olan üç şeyin bilgi, akıl ve ellerimiz olduğunu daha önce belirtmiştim. Çünkü bilgimiz ve aklımız sayesinde çevremizdeki çeşitli malzemeleri ilkyardım amaçlı kullanabiliriz. Eğer bir arabamız varsa, evde ya da işyerindeysek elimizin altında bulunduracağımız birkaç malzeme ilkyardım için bize zaman kazandıracaktır. Bu malzemeleri koyacağımız yere göre ilkyardım çantası(arabada) ve ecza dolabı (evde, işyerinde) adını veriyoruz.
İlkyardım çantasında veya Ecza dolabında neler bulunmalıdır derseniz çok değişik kaynaklarda çok farklı malzemeler bulabilirsiniz. Ben işinizi kolaylaştırmaya çalışacağım
ECZADOLABInda bulundurulması gereken malzemeler
1. Üçgen sargı bezleri
Üçgen sargı bezleri ilkyardımda en kullanışlı malzemelerden olup hazırlanışı da çok kolaydır. Bir metrekarelik herhangi bir kumaş parçasını verevine kestiğinizde iki adet üçgen beziniz olur. Eşarp ve masa örtüsü de katlandığında işinize çok yarayacaktır. Üçgen sargı bezinin hazırlanışı ve kullanış şekilleri için numaraların üzerine tıklayın 1, 2, 3, 4, 5, 6
2. Steril gazlı bezler (değişik boyutlarda ve tercihan steril)
Kanayan yerin ya da yaranın üzerini kapatırken kullanılır. Malzeme bulamadığınız yerde(dağda, çarşıda, pazarda) kişinin kendi fanilasını, gömleğini de kullanabilirsiniz.
3. Rulo sargı bezleri (değişik boylarda)
Yarayı kapatmak üzere koyduğunuz gazlı bezin(pansumanın) orada kalmasını sağlamak için kullanılır; sargı malzemesidir. Rulo sargı yerine kravat, üçgen sargı bezi de kullanılabilir.
4. Flaster
Bana göre olup olmaması çok önemli değil. Eğer yeterince üçgen sargı beziniz varsa birçok sorununuz çözülür. Flaster genellikle sargı bezini deriye tutturmak için gereklidir. Kumaşı kumaşa tutturmaz, çabuk açılır. Ayrıca bazı kişilerde alerji yapması nedeniyle mümkün olduğunca az kullanılmalıdır.
5. Çengelli iğneler
Kumaşı kumaşa tutturmak için gereklidir.
6. Pamuk
Yara ve kanayan yerin üzerine doğrudan konulmaz, yapışarak sorun yaratır. O nedenle mutlaka gazlı bez arasına yerleştirilerek kullanılır. Özellikle akıntılı/kanamalı yaralarda gereklidir.
7. Yara bandları
Küçük kanama, derin olmayan küçük yara ve sıyrıklarda çok kullanışlıdır. Ancak çok uzun süre kullanılırsa cilt havasız kalacağından beyazlaşır ve özelliği bozulur. O nedenle ıslandığında çıkarın, iş yapmadığınız zaman da kanama durmuşsa biraz açık bırakın iş yaparken yenisini yapıştırın.
8. Antiseptik solüsyonlar (Batikon/Mersol 50 ml/100 ml )
Bazı sağlıkçılar bu solüsyonları önermemekle birlikte, hastaneye gitme olanağınızın olmadığı durumlarda, sıyrık benzeri bir yara oluştuğunda (geniş değilse; diz-dirsek yarası gibi) yara kirlenmişse temiz suyla yıkayıp gazlı bezle suyunu aldıktan sonra antiseptik solüsyon sürebilirsiniz. Burada dikkat etmeniz gereken sorun: bazı kişilerde her ilaçta olduğu gibi alerjiye neden olabiliyorlar. Eğer sürdüğünüz yerde kaşıntı, yanma, artan kızarıklık olursa hemen yıkayıp hastaneye götürün.
9. Makas
Giysi ya da sargı bezi kesmek için gerekebilir. Kesici özelliğe sahip olmasına özen gösterin.
10. İlkyardım rehberi
Hatırlamakta zorlandığınız, bilgilerinizin doğru olduğundan emin olmadığınız durumlarda göz atmak için gerekir. İşinize yaraması için en az bir kez okuyun ki ilkyardım yapmanız gerektiğinde neyi nerede bulacağınızı bilin, aksi halde siz konuyu ararken hasta için vakit geçebilir.
İLKYARDIM ÇANTASInda yukarıdaki malzemelere ek olarak bulundurulacaklar:
11. Tebeşir
Kaza yerini ve yaralının konumunu çizmek için gerekiyor. Ancak şimdi herkesin cep telefonları fotoğraf çekebildiği için olay yerini birkaç değişik açıdan çekerek bu sorunu çözebilirsiniz.
12. Cep feneri, ışılak
Karanlıkta görüşünüzü artırmak için gereklidir.
13. Kâğıt, kalem
Özellikle yaralıya yapılan müdahaleleri, yaralı hakkındaki bilgileri, yaralının durumundaki baştan beri ortaya çıkan değişiklikleri yazmak için gereklidir. Diyelim ki yaralı/hasta ilk anda konuşuyordu sonra kendinden geçti, bu hastanede tedavi edecek hekim için önemli bir bilgi olabilir. Tanımadığınız biriyse ilk anda hem yardım edip hem de adını soyadını bir yakınının telefon numarasını sorup hemen not edin ki kendinden geçtiğinde en azından ilgililer yakınına ulaşabilsin ya da kişinin kim olduğu bilinsin.
14. Boyunluk (servikal kollar)
Aslında işyerinizde de bulunması gereken bir malzemedir. Düşme, araba çarpışması gibi durumlarda boyun omurları zarar görmüşse daha fazla zarar görmemesi(felç olmaması) için oldukça önemli bir malzemedir. Bunun yerine havlu, kazak vs kullanılabilir ama boyunluk daha kullanışlıdır.
Turnike lastiği: Çantada ve dolapta bulunması gerekmeyen en sakıncalı malzemelerden biridir. Turnike dediğimiz şey durmayan kanamalarda her türlü yolu denedikten sonra son çaredir; sadece kol ya da bacaktaki atardamar kanamalarında kullanılır. Üçgen sargı, kravat, ya da herhangi bir kumaş parçası bu işi görür. Sakın ola ki ip, lastik vb şeyleri kullanmayın. Yarar yerine zarar verirsiniz. Amputasyon konusunda ayrıntılı bilgi vereceğim.
Eldiven: Son zamanlarda her ilkyardımcı eldiveni olmazsa olmaz malzeme olarak öneriyor. Bence olması iyi olur. Ama olmadığı takdirde de sorun değil. Çünkü her yerde naylon poşet var. Kanamalı bir yaralıya müdahale ederken zaten kanamaya doğrudan elimizi değdirmemiz gerekmez yaralının kendi giysisi ile bastırabiliriz. Ancak bir konuyu aklınızdan çıkarmayın elinizde yara varsa(kabuk halen tazeyse), tırnağınızı çok dipten kesmişseniz elinize yaralının kanının değmemesi için eldiven bulamadıysanız poşet geçirin. Çünkü karşınızdaki kişinin bulaşıcı hastalığı varsa yaranıza kanı değdiğinde size geçebilir. Ancak derinizde herhangi bir yara yoksa fazla korkmanız gerekmez elinizi güzelce yıkarsanız sorun kalmaz. Tedbirli olmak her zaman iyidir.
İLKYARDIMA GİRİŞ
İlkyardımın önemini bildiğimizi sanıyoruz. Ancak ilkyardım kavramını ne kadar kavramış olduğumuzun farkında mıyız? Bu soruyu yanıtlayabilmek için önce vücudumuzu tanımak zorundayız. Bazı organların nasıl çalıştığını ne iş yaptığını bilmezsek ne kanamayı durdurmak için çaba harcarız ne de sara nöbeti geçirene doğru yardımı yapabiliriz.
Vücudumuzu tanımak için bazı benzetmelerden yararlanmak istiyorum. Bedenimizi bir apartman gibi düşünün. Gerçi giriş çıkışları biraz farklı ama o kadarcık fark olsun…
Bu apartmanın;
Temiz su tesisatı ATARDAMAR(ARTER), kirli/atık su tesisatı TOPLARDAMAR(VEN), elektrik tesisatı SİNİR SİSTEMİ, elektrik donanımının bulunduğu oda da BEYİN olsun.
Sekiz katlı bir apartmanı düşünelim: Şehir suyu apartmanın önüne kadar bir büyük boruyla gelmiştir. Bu boru apartmanın içine daha küçük borulara bölünerek, sekizinci kattaki dairelere kadar dağılmıştır. Kirli sular ise borular vasıtasıyla sekizinci kattaki dairelerden başlayarak zemine/aşağı doğru akar; birçok boru aşağı doğru birleşerek apartmandan tek bir boru olarak çıkar. Yani apartmanın girişinde bir temiz su borusu ile bir de kirli su borusu vardır. Biri temiz suyu apartmana taşırken diğeri kirli suyu apartmandan dışarı taşır. İşte bu giriş çıkış yerini kalp olarak düşünün. Aynı zamanda alt kattaki suyu üst kata göndermek için gerekli olan pompanın görevini de üstlenen kalpten, temiz su tüm apartmana pompalanmaktadır. Ve bu su apartmanın her dairesine ve daire içindeki çeşitli odalardaki(mutfak, banyo vb) musluklara daha küçük borularla (vücuttaki kılcal damarlar gibi) gitmektedir. Aynen kanın, kalpten büyük damarla çıktıktan sonra parmaklara ve iç organlara doğru küçülen damarlarla(kılcal damar) vücuda dağılması gibi. Vücuttaki atardamarlar ve toplardamarlar bütün vücudu yan yana katederler; aynen apartmanlardaki temiz ve kirli su boruları gibi. Apartmandaki su tesisatları ile vücudumuzdaki kan damarları arasındaki benzerliği anlattıktan sonra en önemli farkı hatırlatmakta yarar var. Kesinti olmadığı sürece, apartmana şehir şebekesinden sürekli su gelmektedir. Oysa dışarıdan doğrudan giriş çıkış olmadığı için vücudumuzdaki kan miktarı sabittir. Yani dışarıdan içeri kan girmez içeriden dışarı kan çıkmaz. Vücudumuz çok tasarruflu davranıp, kanı arıtarak kullanmaktadır. İki arıtma sistemi vardır, kan bu arıtma sistemlerinden geçerek temizlenir. Bu arıtmalardan biri akciğerler diğeri de böbreklerdir. Kan akciğerleri dolaşırken vücuda yaramayan karbondioksit gazını akciğerlere verir ve akciğerlerden ihtiyacı olan oksijen gazını alır. Böbreklerden geçerken de hücrelerden topladığı her türlü atığı böbreklerde bırakır (elimizi yıkadığımızda, yıkandığımızda, çamaşır-bulaşık yıkadığımızda musluktan akan temiz su kirlenerek lavabolardan pis su olarak akıp kanalizasyona karışıyor ya… İşte sudaki bu kir böbrekte temizlenir; apartmanımıza böyle bir arıtma tesisi yapsak demek ki bizde suyu tekrar kullanabiliriz). Ancak vücuttaki bu kan miktarı (ortalama bir genç yetişkinde 6 litre olduğu varsayılıyor) azalmaya eğilimlidir. Terlediğimizde, nefes alıp-verdiğimizde, böbreklerdeki atıkların idrar olarak atılmasıyla bu 6 litrelik miktar azalır. Bu eksikliği fark eden vücut, susama mekanizmasını devreye sokar. İhtiyacımızı karşılamak için su içeriz ya da sulu yemekler tüketiriz.
Bu arıtma sistemlerinin dışında vücudumuzda enerji sağlamak üzere oluşturulmuş sindirim sistemimiz vardır. Bu sistemi arabanın çalışma sistemine benzetmeyi tercih ediyorum. Arabanın çalışması için nasıl yakıt (benzin, mazot vs)gerekiyorsa vücut için de yiyecek içecek gerekir. Ağızdan alınan yiyecek ve içecekler, ağızdan bağırsağa gidene kadar, vücutta kullanılabilecek enerji haline dönüştürülürler. Bu dönüştürülen maddelerle ve su, bağırsaklardan kan damarlarına geçerler (emilirler); ihtiyaç fazlası işe yaramayan posalarda dışarı atılır. Eksilen su ihtiyacımız bu şekilde karşılanırken; ağızdan alınan ve parçalanarak glikoz dediğimiz vücudun kullanabileceği şekere dönüşen besin maddelerinden de enerji ihtiyacımız karşılanır.
Glikoz(C[sub]6[/sub]H[sub]12[/sub]O[sub]6[/sub]) arabanın benzinine eşdeğerdir nasıl benzin olmazsa araba çalışmazsa kanda şeker belli oranın altına indiğinde de vücut çalışamaz. Glikozun azalmasından en çabuk etkilenen organımız beyindir. Enerjiye en çok ihtiyaç duyan organ beyindir. Hatırlarsanız yukarıda demiştik ki beyin sinir sisteminin kontrol merkezidir; yani apartmana dağılan elektrik kablolarının ana dağıtım merkezidir, sigortaların bulunduğu kapalı alandır. Aynen arabada olduğu gibi benzin olmazsa akünüz işe yaramaz. Beynin ihtiyacı olan şeker yoksa sinir sistemi ne kadar sağlıklı olursa olsun çalışamaz.
Her zaman denir ki, vücut, oksijen olmazsa birkaç (4-5)dakika içinde ölür, aynı şey şeker içinde geçerlidir. Kanda yeterince glikoz (şeker)olmazsa kişi çok kısa sürede hayatını kaybedebilir(kan şekerim düştü, gözüm karardı denir ya; eksiklik giderilmezse bunun ötesi ölüm olabilir).
Vücudumuzdaki sistemlerden bahsederken iskelet sistemini de unutmayalım. Aynen apartmanda olduğu gibidir. Mutlaka inşaatlarda görmüşsünüzdür, öncelikle demir ve çimento ile apartmanın iskeleti(kolonları) oluşturulur. Apartmanın sağlam olması bu iskelete bağlıdır, dairelerde değişiklik yapılırken kesinlikle kolonlara dokunulmaz çünkü kolona gelecek bir darbe bütün apartmanın çökmesine yol açabilir. Vücudumuzdaki iskeleti oluşturan kemikleri de bu kolonlara benzetebiliriz. Üst kattaki kolon zarar gördüğünde sadece o daire etkilenirken alt kattaki kolon zarar gördüğünde bütün apartman etkilenir. Elimizdeki kemik kırıldığında elimiz etkilenirken, omurgamızın üst bölümündeki boyun omurları zarar gördüğünde bütün vücudumuz felç olabilir, ya da üst bacak kemiğimiz kırıldığında uzun süre yürüyemeyiz.
Yukarıda anlattığım benzetmeli yapıyı hatırınızda tutmaya çalışın çünkü bir sonraki yazımda ilkyardım ile ilgili uygulamalara başlayacağım. Bu yapı üzerinde anlatacağım.
1. Bilinç kaybında(kendinden geçme, bayılma, sara) ilkyardım
2. Yabancı cisim tıkanmasında ilkyardım
3. Kanamaların durdurulması
4. Yaralanmalarda ilkyardım
5. Yanıklarda ilkyardım
6. Zehirlenmelerde ilkyardım
7. Sıcak ve soğuğa maruz kalındığında ilkyardım
8. Kırık-çıkık-burkulmalarda ilkyardım
9. Bazı özel durumlarda (kalp krizi, Şeker hastalığı, felç vs)ilkyardım
10. Suni solunum ve kalp masajı
Kim çizdiyse eline sağlık dediğim çok güzel bir anatomi (insanın vücudunu tanıtan) karikatürü sizinle paylaşmak istiyorum
![[Resim: anatomikarikatur.jpg]](http://www.acilveilkyardim.com/ilkyardim/anatomikarikatur.jpg)
BİLİNÇ KAYBINDA(KENDİNDEN GEÇME, BAYILMA, SARA, KOMA) İLKYARDIM
BİLİNÇ:
1.Kişinin kendisinin, yaşantısının, çevresinin, diğer kişilerin, bir bütün olarak içinde yaşadığı dünyanın farkında olmasıdır.
2.Duygularına, algılarına, bilgilerine ve kavrayışlarına bağlı olarak kendini anlama, tanıma ya da bilme yetisidir.
Bu durumda, bilinç kaybı dediğimizde kastettiğimiz şey yukarıdaki farkında olma ya da bilme yetilerinin kaybolması halidir.
Ancak ilkyardımda bilmeniz gereken bir noktaya değinmek istiyorum. Bilinç kaybı karşınıza iki şekilde çıkabilir: 1-Bayılma, 2-beyin hasarı.
1. BAYILMA: Kendinden geçme olarak bilinir. Bayılmanın özelliği geçici olmasıdır, o nedenle çok kısa sürer.
2. BEYİN HASARI: Düşme, vurma, çarpma, yüksek kan basıncı nedeniyle beyin kanaması gibi durumlarda beyin hasarı oluşabilir. Bilinç kaybı gelişir. Burada sorun geçici değildir, çoğunlukla ilaçla ya da hastanede tedavi edilmeden düzelmez. Hastada, bayılmada olduğu gibi bilinç kaybı gelişir ve tümüyle kendinden geçebilir; yani hiçbir şekilde sizi duymaz, görmez, anlamaz, kendisine ne olduğunun farkında olmaz. Ya da bilinci bulanabilir: garip konuşabilir/ davranabilir; sizi-bulunduğu yeri-zamanı hatırlayamaz (sevdiği arkadaşı olduğunuz halde size abla/abi diyebilir, evde olduğu halde hadi evimize gidelim diyebilir vs).
Aslında bilinç kaybı sağlık personelinin değerlendirmesi gereken bir durum olduğu için siz en iyisi ”kendinden geçti” veya “bayıldı” diye tanımlarsanız daha doğru olur.
BAYILMA DURUMUNDA İLKYARDIM
Açlık(kan şekerinin düşmesi), tansiyon düşmesi, havasızlık, ani sevinç-üzüntü-korku-acı-ağrı gibi nedenlerle beyne kısa süreli kan(oksijen ve/veya şeker) gitmediği için kişinin kendinden geçmesidir (bilincinin kapanmasıdır). Kişinin tüm kasları gevşer ve kişi yığılır kalır. Kısa sürer. Bayılan kişi uyarılara hassastır, yani bir koku koklatıldığında ya da ellerine –yüzüne kolonya sürüldüğünde, elleri ovuşturulduğunda beyin bunu fark eder, kişi daha çabuk kendine gelebilir.
Yani bir hastalık sonucu olmayıp, anlık bir sorundur. Yapılacak ilkyardım çok basittir:
Kişi eğer bayılacakmış gibi hissediyorsa ve halen bilinci yerindeyse hemen oturtulursa kendine gelir.
Kişi kendinden geçmişse (bayılmışsa);
● Kesinlikle yürütülmeye ya da oturtulmaya çalışılmaz; hemen sırt üstü yatırılır.
● Ayakları kalp hizasının üstüne çıkacak şekilde bacaklardan tutularak yukarı kaldırılır.
En kolayı bir sandalye varsa hemen çekilir ve ayaklar sandalyenin ucuna yerleştirilir. Kişiye bir şey koklatılması, ellerin ovuşturulması şart değil, zaten yatırıldığında beyne kan gideceğinden çok çabuk kendine gelir.
Yürütülmeyip - oturtulmayıp, yatırılmasının nedeni beynine kan gitmesini sağlamak içindir.
![[Resim: bayilma.jpg]](http://www.acilveilkyardim.com/ilkyardim/bayilma.jpg)
● Baygın kişiye kesinlikle yiyecek içecek verilmez (soluk yolunu tıkayacağından).
Bayılan kişi saniyeler içinde (en geç 1-2 dakikada) kendine gelir. Kendine geldiğinde kişi oturabilir; bayılma nedenine göre yardımcı olunur:
˃ Aç ise, tatlı yiyecek içecek verilir.
˃Tansiyonu düşmüşse, tuzlu ayran, limonata verilebilir.
˃ Sorun havasızlıksa, ortam havlandırılır, kişide sıkı giysiler varsa gevşetilir.
˃ Sorun korku, sevinç, üzüntü ise, soğuk havalarda sıcak - sıcak havalarda ise soğuk içecek verilebilir. Ve duyguları paylaşılır
˃ Ağrı nedeniyle bayılmışsa, kendine geldiğinde hastaneye götürülmesinde yarar var.
İLKYARDIMDA GENEL KURAL:
HASTAYA YA DA YARALIYA YİYECEK YA DA İÇECEK ELİNE VERİLEREK KENDİSİNİN YEMESİ YA DA İÇMESİ İSTENİR. ASLA VE ASLA BAŞKASI YEDİRİP İÇİRMEZ. Hastanın alması gereken ilaçları varsa aynı kural gereği ilaçlar eline verilir kendisi içer.
Başkası içirdiğinde, kişi kendinden geçerse içirilen sıvı akciğerlerine giderek nefes almasını engelleyerek boğulmasına neden olabilir. Oysa kendi içerken bayılırsa, daha bayılmadan elindeki bardağı/şişeyi düşürür, boğulmaktan kurtulur.
Eğer kişi beş dakika geçti halen kendine gelmedi ise bu bayılma değildir hemen 112 aranmalıdır, mümkün değilse acile götürülmelidir.
SARA (EPİLEPSİ)
Sara nöbeti (tıp dilinde: epilepsi), kişinin titreyerek kaskatı kesilmesidir. Bilinci kapalıdır, bazen ağzından köpükler gelebilir.
Bayılma ile sara arasındaki farklar:
Hatırlarsanız vücudumuzu apartmanımızdaki yapılarla eşleştirmiştim. Apartmanın elektrik dairesini beyne benzetmiştim. Elektrik kesildiğinde nasıl hiçbir elektrikli aleti kullanamıyorsak, beyinde de faaliyet durduğunda ölürüz. Ancak ne bayılmada ne de sarada ölüm söz konusu olmadığına göre sorun nedir?
Bayılmanın nedeni beyne kısa süreli kan gitmemesiydi. Apartmanımızda sigortanın attığını düşünün evimizde elektrik kullanılamaz, sigortayı attıran sorunu giderip sigortayı devreye soktuğumuzda hiçbir şey olmamış gibi elektriği kullanırız.
Sarada sorun, beynin bir bölümündeki sinirlerin uyarıları birbirine karıştırması sonucu, kişinin devre dışı kalıp, kaskatı kesilmesidir; sizi duyamaz, göremez, zarar verildiğinde uyarıları algılayamadığı için tepki gösteremez. Tamamen dışa kapalıdır. Beyin kendini düzene soktuğunda kişi yavaş yavaş gevşeyerek kendine gelir. Bunu apartmanımızdaki yapıyla anlatmaya çalışırsak: elektrik dairesindeki evlere ait elektrik saatlerinden birinde kısa devre olduğunu düşünün bu sırada sadece o evde elektrik olmayacaktır. Ama bu kısa devreyi gidermek için ne yapılır? Apartmanın şalteri indirilir (diğer evlerde elektriksiz kalır), tamir sonrası şalter devreye sokulur. Sarada da beyinin bir bölümündeki sorun nedeniyle, sorun giderilene kadar kişinin dış dünyayla ilişkisi kesilir. Kişinin kasılması ile gevşemesi arasında süreç beynin kontrolü altındadır.
Saranın çeşitleri vardır: oturduğu/ayakta durduğu yerde ani bir titreme nöbeti, hafif kasılma, ya da tümüyle kendinden geçip ağır kasılma nöbeti şeklinde görülebilir. Ağzından köpük gelmesinin nedeni çene etrafındaki, ıslak sünger gibi olan tükürük bezlerinin, kasılma sonucu sıkıştığı için, içindeki tükürüğün dışarı akmasından başka bir şey değildir. Nöbet genellikle ilaç alınmadığında ya da beklenilmedik bir anda bir koku ya da başka bir uyarı sonucu ortaya çıkar.
SARA NÖBETİNDE İLKYARDIM
En önemli kural:
● HASTAYA ZARAR VERMEYİN, KENDİ HALİNE BIRAKIN
● ÇEVREDEKİ ZARAR VERİCİ İNSANLARI UZAKLAŞTIRIN
Dedik ki Sara beynin kısa devre yapmasıdır. Beyin kendini dışa kapatıp-onardıktan sonra kişi kendine gelir. Kişi uyarılara kapalıdır. O nedenle yapacağınız hiçbir şey yoktur. Sadece, nöbetin başladığını fark ettiyseniz yere düşmemesi için destekleyerek yatırın, oturtmaya çalışmayın. Başını sallıyor ve yere çarpıyorsa hemen ceket vs varsa başının altına yerleştirin, hiçbir şey yoksa diz çökün ve dizlerinizi başının altına yerleştirin. Ellerini yerlere vuruyorsa sakın tutmaya çalışmayın ellerinin altına da yaralanmaması için bir şeyler yerleştirin. Ve kendisine gelmesini bekleyin. Ağzındaki köpüğü yutkunmakta zorlandığını fark ederseniz bir kâğıt mendille temizlemeye çalışın(parmağınızı ağzına sokmadan).
● KESİNLİKLE ELLERİNİ AÇMAYA ÇALIŞMAYIN, kasılma nedeniyle parmaklarını kırarsınız, zaten bir anlamı ve yararı olmaz sadece zararı olur.
● AĞZINA BURNUNA SOĞAN YA DA KOLONYALI PAMUK DAYAMAYIN. Uyarılara kapalı olduğundan zaten algılayamaz. Ama çok büyük zarar verebilirsiniz, zira saralı kişilerde kokular nöbeti tetikleyebilir. Anlamı, kişi kendine gelirken o kokunun etkisiyle tekrar nöbet geçirebilir ya da nefes almaya çalışırken nefes alması engelleneceğinden nöbeti iyice kötüleşebilir.
![[Resim: sara.jpg]](http://www.acilveilkyardim.com/ilkyardim/sara.jpg)
Hasta kendine geldiğinde, sorgulayın. Eğer:
♦ daha önce hiç nöbet geçirmemişse ve bu ilk ise ya da
♦ kendine gelmeden nöbeti tekrarladıysa,
♦ nöbet 30 dakikadan uzun sürdüyse, hemen 112 yi arayın.
Eğer kişinin ilk nöbeti değilse, hastalığının farkında olan biriyse onun isteğine göre davranın.
DİKKATİNİZE: Bazen hastalığını kullanarak ilacını almayıp, tebeşir vs yutarak istediği zaman gerçek nöbet geçiren ve para isteyen kişilere karşı uyanık olun, para vermeyin.
KOMADA İLKYARDIM
Daha sonra bu konuyu ayrıntılı olarak anlatacağım ancak kısa bir giriş yapayım. Bayılma bahsinde hatırlarsanız şöyle bir cümle vardı: “Eğer kişi beş dakika geçti halen kendine gelmedi ise bu bayılma değildir hemen acile götürülmelidir, mümkünse 112 aranmalıdır.” Kişi kendinden geçmiş (bilinci kapanmış) ve tekrar kendine gelememişse buna koma diyoruz. Komadaki kişi nefes alıp-verir; nefes alıp-verdiğine göre kalbide çalışıyor demektir. Ancak konuşamaz, sizin farkınızda değildir. Komanın derinliğine göre sorunuza cevap verebilir, çimdiklediğinizde tepki verir(çimdiklediğiniz kolunu çekebilir-itebilir, yüzünü buruşturabilir) ya da konuşmaz, acıya tepki vermez.
Komadaki kişi yardıma muhtaç yenidoğan bebek gibidir. Onu korumak size düşer. Sıcaktan-soğuktan-yaralayıcı unsurlardan korumanız gerekir. En önemlisi yatışını soluk yolu tıkanmayacak şekilde ayarlamalısınız. Aşağıdaki resme göre yatırın, ağzı hafif yere dönük olsun ki kusarsa kusmuk dışarı aksın ve soluk yolu tıkanmasın. .
Soluk yolunu tıkayabilecek diğer unsur “dil”dir. Kişinin kendinden geçmesine neden olan şey bayılmada bahsetmiştim, beyne yeterli kan gitmemesiydi, kan yeterli olmayınca beyin yeterli çalışamaz. Kişinin kasları gevşer ve kendinden geçer. Dilimizde bir kas olduğu için o da gevşer ve geriye (soluk borusuna) doğru düşer ve soluk borusunu tıkayarak nefes alıp-vermeyi engelleyerek kişinin ölümüne yol açabilir. O nedenle komada olduğunu düşündüğümüz kişiyi yan yatırıp soluk yolunun tıkanmasını önlemeliyiz.
![[Resim: diltikamasi.jpg]](http://www.acilveilkyardim.com/ilkyardim/diltikamasi.jpg)
![[Resim: komayatis.jpg]](http://www.acilveilkyardim.com/ilkyardim/komayatis.jpg)
Bu şekilde yatırabilmek için yandaki şematik resimden yararlanabiliriz:
![[Resim: komapoz.JPG]](http://www.acilveilkyardim.com/ilkyardim/komapoz.JPG)
YABANCI CİSİM TIKANMASI YA DA BOĞULMA
Burada bahsedilen nedir? İnsanlar ne zaman tıkanır ya da boğulur?
Boğulma ne demektir? Boğulma, tek kelimeyle OKSİJENSİZ KALMAKTIR!
İNSAN NE ZAMAN OKSİJENSİZ KALIR?
Ya bulunduğu ortamda oksijen yoktur ya da ortamdaki oksijenin akciğere girmesi engellenmektedir.
HANGİ ORTAMLARDA OKSİJEN BULUNMAZ?
Yangın nedeniyle ortamda duman oluşmuşsa, zehirli gazlar varsa (kömür iyice yanmadığında, şofben kendiliğinden söndüğünde, yanmadığı halde ocak tüpü açık kaldığında oluşan zehirli gazlar gibi) ve suda (bizim vücudumuz sudaki oksijeni kullanamaz havadaki serbest oksijeni kullanır, o nedenle insanlar suda boğulabilmektedir).
Oksijensiz/havasız ortamlarda kalan kişiler en kısa zamanda temiz havanın(oksijenin) bulunduğu ortama taşınırlar ve iyi olduklarını düşünseler bile mutlaka acil servise götürmekte yarar vardır, kan değerleri gözden geçirilerek daha sonra sorun oluşup oluşmayacağı belirlenir.
Suda boğulmak üzere olan kişilere gelince; hemen sudan çıkarılır nefes alıp almadıkları kontrol edilir. Nefes alıyorlarsa bir süre yan yatması (koma pozisyonunu hatırlayın) ve dinlenmesi sağlanır. Eğer boğulmak üzere iken (buna BOĞULAYAZMA da denilmektedir) sudan çıkarılan kişi nefes almıyorsa hemen temel yaşam desteğine başlanır. Bir kişi de 112 yi arayarak yardım ister.
BİR KİŞİNİN NEFES ALIP ALMADIĞINI NASIL ANLARSINIZ?
Sırt üstü yatan bir kişide göğüs kafesi yükselip alçalıyorsa (bazen karında eşlik edebilir) nefes alıyor demektir.
Nefes almayan kişide ilk başlarda dudaklar morarır (bebeklerde bu çok hızlı gerçekleşir). Dudakların morarmasını sırayla tırnaklar, burun ucu ve kulak memesi takip eder. Kişinin kasları gevşer, elini kaldırıp bıraktığınızda el düşer. Böyle bir durumda temel yaşam desteğinin nasıl yapıldığını bilmiyorsanız ve yalnızsanız hemen kişiyi sırt üstü yatırın ve kişinin başını boynundan destekleyerek olabildiğince (zorlamadan) geriye yatırın ki soluk yolu açık kalsın, dil soluk yolunu tıkamasın. Unutmayın ki dil de bir kastır ve diğer kaslar gevşediğinde dil de gevşeyerek aşağıdaki şemada görüldüğü gibi geriye doğru(soluk yolunu tıkayacak şekilde) düşer. Olabildiğince çabuk 112 yi arayın.
![[Resim: hiperekstansiyon.JPG]](http://www.acilveilkyardim.com/ilkyardim/hiperekstansiyon.JPG)
OKSİJENİN AKCİĞERLERE GİRMESİ NASIL ENGELLENMEKTEDİR?
Yandaki şemalarda oksijenin (havanın) takip ettiği yolu görebilirsiniz. Nefes aldığımızda oksijen, ağız ve burnumuzdan girer ve soluk borusuna yönelir. Soluk borusu bildiğiniz gibi akciğerlere açılır. Akciğerlere giren oksijen kana geçerken vücuttan kanla geri dönen karbondioksit akciğerlere geçer. Nefes verdiğimizde de dışarı atılır.
![[Resim: solukyolu2.jpg]](http://www.acilveilkyardim.com/ilkyardim/solukyolu2.jpg)
![[Resim: solunum4.jpg]](http://www.acilveilkyardim.com/ilkyardim/solunum4.jpg)
OKSİJEN NEDEN ÖNEMLİDİR?
Hatırlarsanız önceki yazılarımda insan vücudunu apartmana benzetmiştim ve akciğerlerin havalandırma (arıtma) sistemi olduğunu; beynin ise elektrik dağıtım merkezi olduğunu belirtmiştim. Sinirlerin ise tüm apartmana dağılmış elektrik kabloları olduğunu… Elektrik olmazsa apartmanda hiçbir aleti kullanamıyoruz(yani elimiz kolumuz ve bilincimiz dahil hiçbir şey çalışmıyor). Hatırladınız değil mi? Beynin çalışması için öncelikle oksijene sonra şekere ihtiyaç vardır. Oksijenin önemini şu şemada okuyabilirsiniz: oksijen olmazsa,
![[Resim: beyinhasar.JPG]](http://www.acilveilkyardim.com/acilbakim/beyinhasar.JPG)
Gelelim konu başlığına: Oksijenin akciğerlere girmesi nasıl engellenmektedir? Yani, ortamda yeterli oksijen olduğu halde, bu oksijen akciğerlere oradan da kana ve beyne ulaşamıyorsa, soluk yolunda bir sorun var demektir. Bu sorunlar neler olabilir? Çeşitli nedenler olabilir ama ben ilkyardım açısından bilmemiz gereken en önemlilerinden bahsedeceğim: 1. Bilinci kapanan kişide dilin soluk yolunu tıkaması(yukarıda bahsettim);2. Yabancı cisim tıkanması.
Her ikisinde de çok basit hareketlerle hayat kurtarabiliriz, aksi halde hastaneye gidene ya da yardım gelene kadar kişi ölebilir!
1. Bilinci kapanan kişide başı geriye yatırdığımızda sorun çözülür (eğer dil gevşemiş ve soluk yolunu tıkamak üzereyse; bakınız üstteki şema).
2. Yabancı cisim tıkanması söz konusuysa, yine çok basit hareketlerle kişiyi mutlak ölümden kurtarabilirsiniz. Bu basit hareketler ihmal edildiği için her yıl binlerce çocuk boğazına (soluk borusuna )kaçan cisim, yiyecek ve içecek nedeniyle hayatını kaybetmektedir.
Soluk borumuza yabancı cisim niye kaçar?
Yabancı cisim nedir?
Soluk borusuna normalde sadece hava girer/girmelidir; soluk yoluna havanın dışında giren her şey zararlı ve yabancıdır. Bu yabancı nesneler (yiyecek, içecek, hatta balgam) Soluk yolunu tıkayarak oksijenin akciğere girmesini engeller; ortalama 5 dakika akciğere hava girmezse beyin oksijensiz kalacağından yandaki şemada gördüğümüz sorunlar ortaya çıkar.
![[Resim: epiglot.jpg]](http://www.acilveilkyardim.com/ilkyardim/epiglot.jpg)
Normalde bir şey yiyip-içtiğimizde, yutkunurken şemada görüldüğü gibi dilin alt kısmında epiglot denilen yaprak biçimindeki kapak aşağı doğru kıvrılır ve soluk yolunu kapatır yiyecek-içecek yemek borusuna girer. Ancak, bir şeyler yerken ya da içerken ani (arabada aniden sarsılmak, gülmek, korkmak, konuşmak gibi ) bir hareket söz konusu olduğunda yutkunma gerçekleşemeden yiyecek/içecek soluk borusuna kaçabilir.
![[Resim: tikanma.jpg]](http://www.acilveilkyardim.com/ilkyardim/tikanma.jpg)
SOLUK BORUSUNA BİR ŞEY KAÇTIĞINDA NE OLUR?
1. Kişi öksürür ve soluk borusundaki yabancı nesneyi(cismi) atmaya çalışır. Bu durumda bir şey yapmamıza gerek yoktur; bazen uyarı olsun diye hafifçe sırta (kürek kemiklerinin arasından) vurulabilir. Kişiyi gözlemek önemlidir. Bazen öksürmeye rağmen cisim dışarı atılamaz ve kişi tıkanabilir(boğulabilir. BOĞULMAK =OKSİJEN GEÇİŞİNİN OLMAMASIdır). İşte o zaman biz kahraman olabiliriz.
2. Kişi öksüremiyor, konuşamıyor, can havliyle ellerini boğazına doğru götürüyorsa yardıma ihtiyacı var demektir. Hemen yabancı cismi çıkarmaya yardımcı olmalıyız (hele bebeklerde saniyeler, küçük çocuklarda ise bir iki dakika bile hayati önemlidir. Bebek 0 – 12 aylık, çocuk 1-8 yaş, yetişkin ise 8yaş üstü olanlara denir. [Bu gruplama sizi şaşırtmasın sadece temel yaşam desteğinde, tüm uygulamalar bu yaş gruplarına göredir].
TIKANMADA NELER YAPMALIYIZ? Aşağıdaki iki şemada yapacaklarımız özetlenmiştir.
![[Resim: YCcoc.JPG]](http://www.acilveilkyardim.com/ilkyardim/YCcoc.JPG)
Bebekte tıkanma oluşursa hemen bebeğin altçenesinden (başparmak - işaret ve orta parmak ile) kavrayın; bebeğin karın kısmı önkolunuza gelecek şekilde (bebek ata binmiş gibi) yatırın. Diz çökerek oturun, kolunuzu üst bacağınıza dayayın ve diğer elinizle bebeğin kürek kemikleri hizasından beş kere vurun. Bu vuruşta bebeğin başının aşağı doğru olmasına ve göğüs kafesinin iki eliniz arasında sıkışmasına özen gösterin. Hem yerçekiminden yararlanıyoruz hem de akciğerleri sıkıştırarak havanın dışarı çıkarken yabancı cismi de dışarı sürüklemesini sağlıyoruz. DİKKAT: vururken nazik olursanız işe yaramaz ama bu bebeğin kemiklerini kıracak kadar da sert vurmanız anlamına da gelmiyor. Genellikle bir iki vuruştan sonra bebeğin ağladığını duyarsınız; bu durumda yüzüstü çevirin ve ağzında görünen bir şey varsa serçe parmağınızla çıkarın, sorun bitmiştir. 5 kez vurdunuz bebek ağlamadıysa, devam edin. 112 gelene ya da siz onu hastaneye ulaştırana kadar, acele edin. Şemada göğüsten bastırma işleminden söz ediyor ancak Temel Yaşam Desteği eğitimi almadıysanız bunu yapmanız önerilmiyor. O nedenle o kısmını anlatmıyorum.
![[Resim: ycbebek.jpg]](http://www.acilveilkyardim.com/ilkyardim/ycbebek.jpg)
Eğer tıkanan çocuksa erişkin/yetişkin kişide (8 yaş üstü) yapılan işlemler aynen uygulanır.
![[Resim: YCEr.JPG]](http://www.acilveilkyardim.com/acilbakim/YCEr.JPG)
1. Hemen kişinin yanında durulur, resimde açıklandığı ve gördüğümüz gibi beş kez sırttan vurulur.
![[Resim: yctsirt.jpg]](http://www.acilveilkyardim.com/ilkyardim/yctsirt.jpg)
Yabancı cisim çıkmamışsa;
2. Heimlich manevrası denilen işleme geçilir.
![[Resim: yctkarin.jpg]](http://www.acilveilkyardim.com/ilkyardim/yctkarin.jpg)
Kişinin arkasına geçilir. Koltukaltlarından kollarımızı kişinin karnına doğru uzatıp elimizle göbek çukurunu buluruz. Bulduktan sonra göbek çukurunun hemen yukarısına gelecek şekilde iki elimizi birbirine kenetleriz. Başparmak karın boşluğuna gelecek. İçe yukarı doğru beş kez darbe yaparız. Burada dikkat etmemiz gereken husus: bu işlemi yapmamızın amacı diyaframı yukarı iterek akciğere basınç yapmaktır. Bu basınç akciğerin içinde havayı yukarı ittireceğinden, hava dışarı çıkacaktır, dışarı çıkarken de yabancı cismi ağza doğru sürükler. Yani, içe yukarı derken diyaframı yukarı kaldıracak kadar, içe ve yukarı olmalıdır.
Yabancı cisim çıkana kadar beş sırttan vurma beş karından itme işlemlerini tekrarlayabilirsiniz.
Yabancı cisim çıkmadı ve tıkanma nedeniyle kişi bilincini kaybetti diyelim. Hemen kişiyi sırt üstü yatırırsınız, yanınızda başka birisi varsa bu arada o 112 yi arar. Kimse yoksa sırt üstü yatırdınız ağız içine şöyle bir bakın tıkayan bir şey görünüyorsa çıkarın, başını geriye doğru yatırın ve 112 yi arayın. Temel yaşam desteği(TYD) eğitimi almış birisi varsa hemen, TYD uygulayabilir.
EĞER TIKANAN KİŞİ HAMİLE YA DA ÇOK ŞİŞMANSA NE YAPALIM?
![[Resim: hamile.jpg]](http://www.acilveilkyardim.com/ilkyardim/hamile.jpg)
Bu kişilerde farklı olarak elimizi göbeğin yukarısında değil göğüs kemiğinin tam ortasında birleştiriyoruz.
Beş kez sırttan vurma beş kez göğüsten içe doğru baskı(amaç akciğerleri sıkıştırmak).
UNUTMAYIN: Bu bahsettiğim uygulamalar hem çok basit hem de hayat kurtarıcıdır. İlkyardımın hiçbir uygulamasında hayat kurtarmak bu kadar kolay değildir.
Özellikle bebek uygulaması için oyuncak bebeklerde deneme yapabilirsiniz. Ya da yetişkinler birbirleri üzerinde gerçekte olacağından daha hafif baskılar uygulayarak deneme yapıp uygulamaların aklınızda kalmasını sağlayabilirsiniz.
Başa Dön
HİPERVENTİLASYON/AŞIRI SOLUNUM YAPMA
Buraya kadar hep solunum sayısı az olursa ya da solunum durursa neler olacağından ve neler yapılabileceğinden bahsettik peki ya aksi olursa ne olacak? Atalarımız boşuna dememiş “her şeyin aşırısı zarardır” diye. Sanmayın ki vücuda çok oksijen girince faydası var hayır tam tersine zarar veriyor. Belki rastlamışsınızdır, bazen çok heyecanlanan ( ölüm korkusu ya da isterik durumlarda) kişiler çok hızlı ve derin soluk alıp verirler aa sanki soluk alamıyor gibidirler, bir süre sonra bayılırlar. Kısa sürede olsa hem derin hem de çok sık nefes alıp verildiğinde vücuda giren oksijen miktarı artar. Vücudumuzun solunumu dengeleme sistemi karbondioksite göre ayarlanmıştır. Kandaki karbondioksit miktarı artınca solunum uyarılır ve nefes alıp vermemiz hızlanır: koşarken olduğu gibi. Ama tam tersi olunca, yani oksijen artıp karbondioksit azalınca sistem ne olduğunu anlayana kadar kilitleniyor ve kişi kendinden geçiyor(elbette ki sistem anlattığım kadar yüzeysel çalışmıyor, ben size anlatabilmek amacıyla bu kadar basitleştirdim). Kişinin yüzü kızarabilir, ellerinde eldiven giymiş – ayaklarında da çorap giymiş gibi hissizlik veya karıncalanma olur (bu hiperventilasyonun en belirgin özelliğidir). Üşüme, bir şey saplanıyor gibi göğüs ağrısı olabilir. Dudaklarında morarma(siyanoz) olmaması bunun solunum güçlüğü olmadığının göstergesidir.
İLKYARDIM: Böyle isteri krizinde olan, hızlı ve derin nefes alan bir kişiyle(genellikle gençlerde veya kadınlarda olur) karşılaşırsanız hemen bir deliksiz naylon poşet/torba ya da kese kâğıdı bulup kişinin bunu ağzını burnunu içine alacak şekilde yüzüne dayayıp nefes alıp vermesini sağlayın. Torbaya nefes verip aynı havayı tekrar soluduğunda karbondioksit soluyacak ve kandaki oksijen/karbondioksit oranı dengelenecektir. Bir süre sonra kişi kendini iyi hisseder. Hissetmezse hastaneye götürmekte yarar var.
![[Resim: hiperventilasyon.jpg]](http://www.acilveilkyardim.com/ilkyardim/hiperventilasyon.jpg)
KANAMA VE İLKYARDIM
KANAMA NEDİR?
Bu soruyu yanıtlamak için yine ilkyardıma giriş konusuna dönelim. Hani şu bedenimizi apartmana benzettiğimiz konuya… Ne demiştik? (aşağıya aynen aldım)
Bu apartmanın;
![[Resim: damarlar.jpg]](http://www.acilveilkyardim.com/ilkyardim/damarlar.jpg)
Temiz su tesisatı ATARDAMAR(ARTER), kirli/atık su tesisatı TOPLARDAMAR(VEN), elektrik tesisatı SİNİR SİSTEMİ, elektrik donanımının bulunduğu oda da BEYİN olsun.
Sekiz katlı bir apartmanı düşünelim: Şehir suyu apartmanın önüne kadar bir büyük boruyla gelmiştir. Bu boru apartmanın içine daha küçük borulara bölünerek, sekizinci kattaki dairelere kadar dağılmıştır. Kirli sular ise borular vasıtasıyla sekizinci kattaki dairelerden başlayarak zemine/aşağı doğru akar; birçok boru aşağı doğru birleşerek apartmandan tek bir boru olarak çıkar. Yani apartmanın girişinde bir temiz su borusu ile bir de kirli su borusu vardır. Biri temiz suyu apartmana taşırken diğeri kirli suyu apartmandan dışarı taşır. İşte bu giriş çıkış yerini kalp olarak düşünün. Aynı zamanda alt kattaki suyu üst kata göndermek için gerekli olan pompanın görevini de üstlenen kalpten, temiz su tüm apartmana pompalanmaktadır. Ve bu su apartmanın her dairesine ve daire içindeki çeşitli odalardaki(mutfak, banyo vb) musluklara daha küçük borularla (vücuttaki kılcal damarlar gibi) kadar gitmektedir. Aynen kanın, kalpten büyük damarla çıktıktan sonra parmaklara ve iç organlara doğru küçülen damarlarla(kılcal damar) vücuda dağılması gibi. Vücuttaki atardamarlar ve toplardamarlar bütün vücudu yan yana kat ederler; aynen apartmanlardaki temiz ve kirli su boruları gibi. Apartmandaki su tesisatları ile vücudumuzdaki kan damarları arasındaki benzerliği anlattıktan sonra en önemli farkı hatırlatmakta yarar var. Kesinti olmadığı sürece, apartmana şehir şebekesinden sürekli su gelmektedir. Oysa dışarıdan doğrudan giriş çıkış olmadığı için vücudumuzdaki kan miktarı sabittir. Yani dışarıdan içeri kan girmez içeriden dışarı kan çıkmaz. Vücudumuz çok tasarruflu davranıp, kanı arıtarak kullanmaktadır. İki arıtma sistemi vardır, kan bu arıtma sistemlerinden geçerek temizlenir. Bu arıtmalardan biri akciğerler diğeri de böbreklerdir. Kan akciğerleri dolaşırken vücuda yaramayan karbondioksit gazını akciğerlere verir ve akciğerlerden ihtiyacı olan oksijen gazını alır. Böbreklerden geçerken de hücrelerden topladığı her türlü atığı böbreklerde bırakır (elimizi yıkadığımızda, yıkandığımızda, çamaşır-bulaşık yıkadığımızda musluktan akan temiz su kirlenerek lavabolardan pis su olarak akıp kanalizasyona karışıyor ya… Kanın içindeki kir olarak adlandırabileceğimiz şeyler hücrelerde
|
|
|
| Yapay Zekaya Doğru |
|
Yazar: expertsailor - 13-12-2014, 09:43 PM - Forum: Dijital Yaşam
- Yorum Yok
|
 |
Bugün insan beyninde düşüncelerimizi ve hatıralarımızı üreten nöronların (beyin hücreleri) içinde neler olup bittiğini bilmiyoruz. Belki beynimiz bir tür organik kuantum bilgisayar, belki değil. Buna rağmen, bilim adamları insan beyni gibi davranan 3 boyutlu bir “sanal beyin simülasyonu” geliştirdiler.
Basit IQ testlerini geçecek kadar zeki bu simülasyonun adı SPAUN ya da sıkıcı uzun adıyla: Semantik Göstergeli Birleşik Ağ Mimarisi… Dünyanın en zeki sanal beyni SPAUN, Yapay Zekayı geliştirmemizi sağlayacak mı?
![[Resim: images?q=tbn:ANd9GcTknzw3W9qO9n_gJsfKr7U...WCRrcuKWYk]](https://encrypted-tbn2.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcTknzw3W9qO9n_gJsfKr7UGgrVQou0AUO8yGBic_BWCRrcuKWYk)
Yapay Zeka, Sanal Zeka
Sanal Zekayı çoktan keşfettik. İnternet veya sosyal medyayı tarayarak şirketler için bilgi toplayan otomatik kod satırlarına (bot, örümcek, crawler) sanal zeka diyoruz.
Yandex’te veya Google’da arama yaptığınız zaman, sonuçlara sanal zeka sayesinde erişiyorsunuz. Google ve Yandex, web sitelerini bu tür botlarla tarayarak arama dizinine ekliyor. Bütün iş zekası çözümleri, özellikle sosyal medya analiz programları sanal zeka yazılımlarıyla çalışıyor. iPhone Siri’den Sosyal CRM’e uzanan geniş bir yelpaze bu… İlkel sanal zeka yazılımları her gün değişiyor ve bir gün, karşımıza monitördeki sanal sekreter, banka memuru veya sanal kız arkadaş olarak çıkacak.
…Ama Sanal Zeka, Yapay Zeka değil.
Yapay Zeka insan gibi düşünen, kendi varlığının farkında olan robotlar ve bilgisayarlar demek. Yapay Zekayı geliştirdiğimiz zaman, aslında insanlar gibi hissedebilen, duyguları olan robotlar geliştirmiş olacağız. İster katil Terminator olsun ister sevimli R2D2, Yapay Zekaya daha yolumuz var.
Çünkü, Yapay Zekayı geliştirmek için önce insan beyninin nasıl çalıştığını anlamamız gerek.
Bilgisayarlar Yapay Zekayı geliştirebilir mi?
Fizik dünyasının en ünlü matematikçilerinden Roger Penrose, 1989 yılında yayınladığı “Kralın Yeni Usu” adlı kitabında, bilgisayarlar insan beynini taklit edemez demişti.
Penrose bu düşüncesini, insan beyninin bir kuantum bilgisayar olduğu ve sıradan bilgisayarlar gibi algoritma kullanan bu tür Turing Makineleri ile Yapay Zekayı geliştirmenin imkansız olduğu savına dayandırmıştı.
Penrose’a göre sorun gittikçe daha hızlı bilgisayarlar yapmak değildi. Sorun, bugünkü fizik biliminde kullanılan formüllerin, algoritmaların Yapay Zeka üretmekte yetersiz kalmasıydı. Çünkü Penrose’a göre insan beyni algoritmalarla, bildiğimiz matematik formülleriyle çalışmamaktadır. Bugün bilmediğimiz fizik kurallarıyla çalışmaktadır.
Yapay Zeka uzmanları ile Penrose arasındaki tartışma böyle uzar gider. Oysa şimdi, dikkatinizi Kanadalı bilim adamlarının geliştirdiği 3 Boyutlu Sanal İnsan Beyni Simülasyonu SPAUN’a çekmek istiyorum. Bunun için bir soru daha soracağım:
Penrose haklı olsa bile bilgisayarların yardımıyla Yapay Zekayı geliştiremez miyiz?
Yapay Zeka uzmanlarına göre bu sorunun yanıtı gayet basit: Evet, elimizdeki bilgisayarları kullanarak Yapay Zekayı geliştirebiliriz. Nitekim SPAUN simülasyonu bunu kanıtlıyor.
SPAUN Sanal Beyin Simülasyonunun en büyük başarısı ne biliyor musunuz? Bu özel bilgisayar programı, sadece birkaç “sanal nörondan” yola çıkarak, koca insan beyninin kompleks davranışlarını taklit edebiliyor.
“Sadece birkaç sinir hücresi bütün insan beynini nasıl taklit edebilir?” diye sorabilirsiniz. Haklısınız, yetişkin insan beyninde 86 milyar nöron var. Ancak, bebeklerin yetişkin insan beyni ile doğmadığını akılda bulundurmak gerekiyor.
İnsan beyni yavaş yavaş öğreniyor. Yeni fikirler, düşünceler beynimizde önce sadece birkaç nöronda ortaya çıkıyor. Bu nöronlar diğer beyin hücreleriyle bağ kurdukça, fikirler kafamızda netleşiyor. Kısacası her şey küçükten başlıyor ve basitten karmaşığa gidiyor.
Penrose aslında haklı olabilir. İnsan beyninde düşüncelere, duygulara yol açan elektriksel ve kimyasal süreçleri bilgisayarlarla asla çözemeyebiliriz. Belki de bildiğimiz bilgisayarları ve formülleri kullanarak, insan beyninin nörobiyolojik süreçlerini laboratuvarda üretmeyi asla başaramayız.
Ancak, Yapay Zekayı geliştirmek için insan beyninin atomaltı boyutlarda nasıl çalıştığını bilmemiz şart mı? Bu soruyu başka bir şekilde soralım:
![[Resim: images?q=tbn:ANd9GcSpxPxV_llo6ERww0d7vdi...EX_DpvoPMv]](https://encrypted-tbn3.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcSpxPxV_llo6ERww0d7vdijZ79npvBIwEF_Zsr-dPEX_DpvoPMv)
10 yaşındaki çocuğunuzun Lego’dan oyuncak ev yapmak için Lego parçalarının plastikten nasıl üretildiğini bilmesine gerek var mı? Plastiğin hangi moleküllerden oluştuğunu bilmesi şart mı?
Yaptığı oyuncak evi size gülümseyerek gösteren çocuğunuza baktığınızda, bunun ne kadar saçma bir soru olduğunu anlarsınız: Lego’dan oyuncak yapmak için fizik ve kimya bilmenize gerek yoktur.
Yapay Zekayı geliştirmek için de insan beyninin nasıl çalıştığını tüm detayları ile bilmenize gerek yoktur. İnsan beyninde “düşüncelerin nasıl çalıştığını” bilmeniz yeterlidir!
Bu yüzden, insan beyninden çok daha basit sistemler kullanarak Yapay Zeka üretebiliriz. Tıpkı basit Lego parçalarından büyük bir oyuncak ev inşa etmek gibi.
SPAUN Sanal Beyin Simülasyonunun yaptığı da bu. SPAUN’u tasarlayan bilim adamları kuantum fiziği bilmiyor. Bunlar nörolog, nörobiyolog ve bilgisayar programcısı ama fizikçi değil.
Dünyanın ilk bilgisayarı
Dünyanın ilk bilgisayarını İngiliz Mühendis Charles Babbage geliştirdi.
Babbage’ın bilgisayarı elektronik değil, mekanikti… Babbage daha 1820’lerde geliştirdiği bu bilgisayarın sadece bir kısmını tamamlayabildi ama tamamladığı kısım tam 25 bin parçadan oluşuyordu ve 2,4 metre yüksekliğindeydi. Prinçten yapılma bu bilgisayar 13 ton geliyor ve 31 haneye kadar çarpım yapabiliyordu.
Günümüzde modern bir cep hesap makinesi bile 31 haneye kadar işlem yapamaz.
![[Resim: 800px-Babbage_Difference_Engine-300x217.jpg]](http://khosann.com/wp-content/uploads/2012/12/800px-Babbage_Difference_Engine-300x217.jpg)
Zaten elektronik hesap makinelerinden önce mekanik hesap makineleri vardı. İngilizler II. Dünya Savaşı’nda Almanların askeri şifrelerini bu tür makinelerle çözdüler. 60’lı yıllarda, muhasebeci dedelerimiz, şirket hesaplarını daktiloya benzeyen mekanik hesap “makineleriyle” yapardı.
Sonuç olarak, bilgisayar işlemi yapmak için modern bir elektronik bilgisayar kullanmak şart değildir. Önemli olan, matematik işlemleri yapabilecek doğru dürüst bir alet geliştirmektir. Nitekim insan beyni de toplama çıkarma yapabilir. Bunun için Intel işlemci kullanmamıza gerek yoktur.
İnsan beyninde 86 milyar nöron var. SPAUN Beyin Simülasyonunda ise sadece 2,5 milyar nöron var
Simülasyonda çok az sayıda sanal nöron bulunuyor ama SPAUN’un insan beynini taklit etmesi için bu yeterli. SPAUN belki laptopun başına oturup roman yazamaz, bir erkeğe aşık olamaz ya da müzik besteleyemez ama basit IQ testlerini geçebilir.
Sanal beyin neler yapıyor?
Rakamlardan oluşan bir alışveriş listesini anlayabiliyor. Basit matematik işlemleri yapabiliyor, zeka sorularını çözebiliyor… Belki sinek kadar zekası var ama en azından sineklerin davranışlarını, hayvanlarda zekanın nasıl ortaya çıktığını ve köpeklerin neden sineklerden zeki olduğunu anlamamızı sağlayabilir (Kedilerin köpeklerden daha zeki olduğunu zaten biliyoruz ).
Üstelik SPAUN bir yazılım, yalnızca bir simülasyon! Hangi bilgisayara koyarsanız orada çalışır. Üniversitelerdeki veri merkezlerinde çalışır, süper bilgisayarlarda çalışır, laptopunuz hızlıysa PC’nizde bile çalışır. İnsan beynine hiç ihtiyacı yok. Demek ki zekanın belirli bir donanım altyapısına ihtiyacı yok.
SPAUN’ı çalıştırdığınız zaman, monitörde renkli noktalar beliriyor ve bunların arasında çizgiler oluşuyor. Bu grafik animasyonlar beyin hücrelerimiz arasındaki elektrik sinyallerini ve beyinde düşünceleri iletmekte kullanılan kimyasal maddeleri (nörotransmitter molekülleri) taklit ediyor.
SPAUN, beynin görme merkezini, motor kontrol sistemlerini (yürüme, oturma kalkma) ve kısa süreli hafızayı benzeştiriyor (taklit etmenin süslü adı).
SPAUN bir resmi kopyalamak veya 3 + 5 +7 gibi bir dizide gelecek sayıyı (9) tahmin etmek gibi 8 farklı işlem yapıyor. Hatta, çözdüğü problemlerin cevabını ekrana yazıyor. Bu konuda ortalama zekaya sahip bir insan kadar becerikli.
Beyin hasarı ve akıl hastalıkları tedavisinde kullanılacak
SPAUN sanal bir beyin ama bu simülasyondaki beyin hücrelerini parça parça silerseniz, SPAUN da beyni kazada hasar görmüş bir insan gibi davranmaya başlıyor: Gördüğünü anlamamak, hafıza kaybı, cevabı ekrana yazamamak gibi durumlar baş gösteriyor.
Bu simülasyon şimdilik 10 rakam ve birkaç sembolle sınırlı ama yakın gelecekte Yapay Zekanın önünü açacak.
Penrose, insani duygular, ahlak ve sanatsal yaratıcılık gibi insani özelliklerin makineler tarafından taklit edilemeyeceğini söylemişti. SPAUN ise basitten karmaşığa giderek bunu yapabileceğimizi gösteriyor.
Kimin haklı çıkacağını zamanla göreceğiz.
Belki Penrose tümüyle haklıdır. Kuantum bilgisayarlar ve kuantum kütleçekim kuramı olmadan, Uzay Yolu’ndaki akıllı robot Data’yı geliştirmemiz imkansızdır. Belki de SPAUN haklıdır ve yapay zekayı geliştirmek için elimizdeki fizik kuralları, matematik modelleri ve bilgisayarlar yeterlidir.
Ancak, SPAUN ile en azından dünyanın ilk robot hasta bakıcılarını geliştirebiliriz. Bu da kendine bakamayan yaşlılara, engellilere ve Alzheimer hastalarına çare olur.
Son söz
DNA’nın çifte sarmal olduğunu bulan iki bilim adamından biri olan Francis Crick, Tübitak’tan çıkan Şaşırtan Varsayım adlı kitabında şöyle demişti: İnsanların bilinçaltı vardır, çünkü insan beyni düşünen bir organ olmakla birlikte, kendi iç işleyişini, nöronların nasıl çalıştığını bilmemektedir. Bu da iyi bir şey. Yoksa beynimizin nasıl çalıştığını bilmek için bize bir beyin daha gerekirdi.
Tabiat ana tutumludur. Bize nasıl çalıştığını bilmeden düşünebilen, fikir üretebilen bir beyin vermiş. Biz de bu sayede beynin bütün sırlarını çözmeden Yapay Zekayı çözebiliriz. Bu zor sırları ancak Penrose’un dediği gibi yeni bir fizik geliştirerek çözebilecek olsak bile!
|
|
|
| Deniz Kazalarının Analizi |
|
Yazar: aytemiz89 - 13-12-2014, 08:35 PM - Forum: Denizde Güvenlik
- Yorum (1)
|
 |
Deniz Kazası Nedir?
Deniz kazası;gemilerin çarpışması,bir geminin karaya oturması ,yanması,batması,alabora olması(ters dönmesi) ve bunun gibi değişik olaylarıbelirtmek üzere kullanılan bir terimdir.Denizcilik tekniğindeki anlamıylada,gemi ile ilgili olan maddi ve/veya bedensel zarar doğuran olaylar anlaşılır.
Yani gemi ile ilgili bir olay olmuş ve bu olayın sonucu olarak maddi ve/veya bedensel bir zarar meydana gelmişse denizcilik tekniğinde buna deniz kazası denir.
Deniz Kazalarının Nedenleri
a)Doğa koşullarının doğurduğu deniz kazaları
Belli bir dönemin teknik olanakları ile yapılmış bir gemi,teknik niteliklerinin dayanamayacağı rüzgar ve dalga etkisiyle önce yüzebilirliğini yitirir ve sonra batar.Tipi veya sis yüzünden görme olanaksız hale gelir ve kıyıya çarpma yada çatışma meydana gelir.Gemilerin deniz kazasına uğrama olasılığı öteden beri vardı ve teknolojideki hızlı gelişmeye rağmen doğa güçlerinin bu tür deniz kazalarını tamamen ortadan kaldırma olanağı bulunamamaktadır.
b)İnsan yanılgılarının ve yanlışlarının doğurduğu deniz kazaları
Her meslekte karşılaşılan yanılgıya düşme sorunu denizcilikte de vardır. Uluslararası Denizcilik Örgütü’nün (IMO) gemi kazalarına ilişkin yaptığı istatistiklerde insan hatası payı %80-85 arasındadır.
Geminin teknik anlamda yöneltilmesinden sorumlu olanın yanılması;derinliği,açıyı,uzaklığı gösteren bir değeri yanlış okuması,geminin karaya oturması sonucunu doğurabilir.Aynı şekilde sisli bir ortamda diğer geminin hareketini radarda yanlış değerlendirmesi çatışma ortamı oluşturabilir.
İngiltere Deniz Kazaları Araştırma Bürosu’nun (MAIB) Ağustos 1999 yıllık Raporunda da, pek çok kazanın ticari baskılar ve tasarruf nedeniyle kalifiye olmayan- ucuz- insan gücü kullanılması yüzünden meydana geldiği belirtilmiştir.
Bir yandan bu yanılgıya düşme olasılığını azaltıcı azaltıcı aletler geliştirilirken,öte yandan gemilerin hızlarının artması ve boyutlarının büyümesi yanılgıdan kaynaklanan kaza olasılıklarını artırıcı etkiler yapmaktadır.
Çatışma ve karaya oturma olaylarının çoğunun kaptan yada görevdeki vardiya zabitinin yanılmasından doğduğunu söylersek,insan yanılgısının deniz kazalarında ne derece önemli yer tuttuğunu belirtmiş oluruz.
c) Trafik yoğunluğunun doğurduğu sorunlar
Denizlerde gezen gemilerin sayısında ve ortalama büyüklüğünde kaydedilen artış,istatistik verilere dayanmaksızın dahi trafik yoğunluğundan kaynaklanan srounları ifade edilebilecek apaçık gerçeklerdendir.Özellikle 20.yüzyılın ikinci yarısında gemi boyutlarında ve gemi çeşitlerinde oranlanmayacak artış olmuştur.
Boğaz,geçit,kanal gibi deniz trafiğinin yoğunlaştığı dar sularda bu olasılık daha da artmaktadır.Çünkü,bu sularda bir yandan geçen gemi sayısı artarken öte yandan gemilerin ortalama boyutlarındaki büyüme dolayısıyla yanlış manevra telafi etme olasılığı azalmaktadır.Bu bakımdan,trafik yoğunlaştıkça kaza olasılığı artmakta ve bu gelişmenin doğurduğu sorunların giderilmesi için sürekli olarak çalışmalar yapılmaktadır.
Trafiğin yoğun olduğu bölgelerde gemilerin çatışması olasılığını azaltıcı bir önlem olarak trafik ayrım düzeni uygulaması düşünülmüş ve birkaç yıllık bir çalışmadan sonra bu uygulamaya da geçilmiştir.1977 den itibaren Denizde Çatışmayı Önleme Uluslararası Kuralları’na da bu yolla hükümler konulmuştur.
Çatışma Kazasının Hukuksal Yapısı
Çatma, en az iki geminin birbirleriyle çarpışma olayıdır.Deniz kazaları arasında sınıflandırılan çatma olayı,artan teknolojik imkanlara rağmen öne alınamayan,oluşu kaçınılmaz bir deniz tehtidi durumundadır.Bunda da en büyük etmeni,koca denizlerde seyir rotalarının belli noktalarda odaklanması,dolayısıyla seyir yoğunluğunun arttığı yerlerde kaza riskinin kendiliğinden büyümesi olasılığını oluşturmaktadır.
Çatışmalar konusunda iki çeşit uluslararası sözleşme yapılmıştır.Bunlardan ilki çatışmayı önlemeye ilişkin olan,Denizde Çatışmaları Önleme Uluslararası Kuralları(COLREG) dır,ötekisi ise Çatmalar Hakkında 1910 Brüksel Sözleşmesi’dir.
Her iki sözleşmeninde temelindeki ilke,bayrakları çoğunlukla farklı gemiler arasında ya açık denizlerde yada başka devletlerin karasularında meydana gelebilecek bu tür deniz kazaları sonrasında doğacak kanunlar iltifatının uluslararası alanda uzlaştırılmasıdır
.
Çatışmanın Türleri
1.Kusursuz Çatma
Umulmayan hal veya mücbir kuvvet yüzünden meyadana gelen yada neden ileri geldiği anlaşılmayan çatma türüdür.(TTK m.1216)
Umulmayan hal,alışagelmiş dikkat ve özene rağmen önceden kestirilip önlenmesi mümkün olmayan olaydır.Şiddetli fırtına,kuvvetli sis gibi gemi dışında ortaya çıkan doğal olayların neden olduğu çatma ise mücbir kuvvet halidir. Mücbir kuvvetin neden olduğu çatma da kusursuz çatma sayılır.
2.Kusurlu Çatma
2.1. Bir tarafın kusuru ile çatma
Bir geminin gemiadamlarının kusurundan dolayı meydana gelen çatmadır.Yanlış manevra kurallara aykırı hız,yanlış seyir vb. Nedeniyle meydana gelen çatma gibi.
Olayda,kusurla çatma ve zarar arasında bir illiyet bağı bulunmak durumundadır.Zararı da kusurlu geminin donatanı üstlenmekle yükümlüdür.
2.2.Müşterek kusurlu çatma
Çarpışan gemilerin hepsinin kusurundan dolayı meydana gelen çatmadır.Bu tür çatışma olayında çarpışan gemilerin donatanları,gemilere ve yüklere gelen zararlardan dolayı kusur ağırlığı oranında sorumlu olur.(TTK m.1218)
Tarihe Geçen Deniz Kazaları
Dünyada meydana gelen büyük deniz kazaları sonucu denizde emniyeti artırmak amacıyla denizcilik ve gemi inşaat alanlarında yapılan çalışmaların kapsamı genişletilmiştir. Can, mal kaybına ve çevre kirliliğine neden olan tarihe geçen önemli deniz kazaları ve bunların sonucunda yapılan incelemeler ve alınan önlemler aşağıda belirtilmektedir:
TİTANİC FACİASI(1912):
Asla batmaz denen 269 m. uzunluktaki Titanic (White Star) gemisi 1912 yılında İngiltere-New York seferinde kuzey Atlantik’te bir buzdağına çarparak battı. 2223 yolcu ve mürettebattan 1513′ü donarak ve boğularak öldü.
Yunan mitolojisindeki en ünlü Tanrılardan birisinin ismi verilen Titanic, Ingiltere’nin Southampton limanından yola çıkmış, 15 Nisan 1912 yılında Newfoundland’da bir buzdağına çarparak batmıştır. Titanic batış anında iki parçaya ayrıldı. Gemini ön kısmı suların basıncına dayanamayarak parçalandı ve saate 30 mil hızla denizin dibine varırken gemini kıç kısmı 50 fet derinlikte çamura batmıştı.
Gemide bulunan 2 223 yolcu ve mürettebattan 1 513’ü hayatını kaybetmiştir. Kayıp sayısı 1 572’dir. Gemideki filikaların kapasitesi 1,178 kişilikti bu yüzden insan kaybı çok olmuştur. Geminin batmasında, geminin yapımında kullanılan çok sert ve dolayısıyla esnekliği çok az olan kaliteli çeliğin payının da olduğu düşünülmektedir. Gemi üç saat gibi kısa bir süre içinde Kuzey Atlantik’in buzlu sularına gömülmüştür.
ABD'de yayınlanan National Enquirer Dergisinin ortaya çıkardığı gizli raporda ve 19 nisan 1912 tarihinde tamamlanarak Amerikan Senatosuna sunulan gizli Titanik raporunda facia ile ilgili şimdiye kadar bilinmeyen geminin gözcülerine dürbün verilmediği için buz dağlarının zamanında fark edilip rotayı değiştirmek gibi bir imkanının olmadığı ve gemide yolcuların yarısını bile kurtarmaya yetecek tahliye sandalının olmadığı belirtilmektedir.
Titanic faciasının ardından denizci ülkeler, Londra’da bir araya gelmiş olup bu faciadan öğrenilen dersler dikkate alınarak 1914 yılında Denizde Can Emniyeti Uluslararası Sözleşmesi (SOLAS) gündeme alındı. SOLAS’ın Beşincisi 1974 yılında kabul edildi ve halen yürürlüktedir.
Filikaların sayısı, tehlike alarmları, buz devriyeleri, buzlu bölgelerde seyir hızı, Mevki Belirleyiciler (EPIRB), Tahliye Kaydırakları, dalma giysileri, can filikalarının tasarımı vb.gibi konular bu kaza ile SOLAS’da gündeme gelmiştir.
ANDREA DORİA (1956):
1956 yılında New York’a seyrederken bir feribotla çarpışarak batan gemide 46 yolcu öldü. Hatalar: Kısıtlı görüş şartlarında radar kullanma hatası; denizde karşılaşan iki geminin mutabakat kuramaması ve filikaların yetersizliği idi.
Döneminin 1,200 yolcu ve 500 mürettebat kapasiteli en büyük ve en hızlı İtalyan gemisi Andrea Doria radar kullanım hatası sebebiyle geminin su alması ve sancak filikanın kullanılamaması ve yeterli filika olmaması nedeniyle batmıştır.
ANDREA DORIA gemisi, 25 Temmuz 1956 akşamı 1 134 yolcu ve 572 mürettebat ile kısıtlı görüş şartlarında New York’a seyrederken Stockholm feribotu ile Atlantik okyanusunda, iki geminin birbirleri ile mutabakata varamaması nedeniyle çatışmışlardır. Kaza sonucu ANDREA DORIA gemisi sancak tarafına yatmış, su almaya başlamış ve batmıştır. Filikaların yeterli sayıda olmaması can kaybını arttırmıştır. Ancak, haberleşmedeki gelişmeler ve diğer gemilerden yardıma gelinmesi neticesinde 46 yolcunun çatışma nedeniyle ölmesine karşın 1 660 yolcu ve mürettebat kurtarılmıştır. Kaza sonrası yapılan inceleme ve araştırmalar neticesinde radar eğitimlerinin geliştirilmesi ve kısıtlı görüş şartlarında seyir konuları hakkında yeni kurallar çıkmıştır. SOLAS değişikliği gündeme gelmiştir.
LAKONIA (1963):
Southhampton’dan Kanarya Adaları’na seyir yapan Lakonia 22 Aralık 1963’de kuaför salonunda çıkan yangın neticesinde 95 yolcu ve 33 mürettebat olmak üzere toplam 128 insan hayatını kaybetmiştir. Hayatını kaybedenlerin yalnızca 53’ü yangın nedeniyle diğerleri ise yaşanan panik nedeniyle düşme ve yaralanmalardan, boğulmadan hayatını kaybetmiştir. Yangın alarmı sesinin bazı yolcular tarafından hiç yada çok kısık duyulması ve gemiyi terk esnasında panik yaşanması nedeniyle kayıp artmıştır. Söz konusu kaza neticesinde yangın emniyeti kuralları geliştirildi.
EXXON VALDEZ (1989):
Dünyanın 10. büyük kazası olarak biliniyor. Exxon Valdez tankeri Alaska’da Valdez petrol terminalinden 23 Mart 1989’da ayrılmış olup 53 milyon galon ham petrol taşıyordu. Kaza sonrası gemiden 10,8 milyon galon (40,9 milyon litre) ham petrol denize dökülmüş olup 28 000 km² ham petrol denize yayılmıştır.
24 Mart 1989 yılında meydana gelen “Exxon Valdez” kazasının ardından, 1992 yılında IMO tarafından kabul edilen değişiklikler ile; 6 Temmuz 1996’da veya daha sonra inşa edilen yeni tankerlerin çift cidar olması, mevcut tankerlerin ise, prensip olarak teslim tarihinden sonraki 30 yıldan daha geç olmamak üzere hizmet dışı bırakılması kararı alınmıştır .
ESTONIA (1994):
Estonia 28 Eylül 1994’de Baltık Denizi’nde battı. Söz konusu kaza 852 kayıp ile 20.yüzyılın sonlarında meydana gelen en büyük insan kaybının olduğu deniz kazasıdır. Kazanın baş vizörlerin kilidinin arızalanması nedeniyle olduğu belirtilmiştir. Kaza sonrasında, Ro-Ro Yolcu Feribotlarının denge koşulları, Hızlı Kurtarma Botları gereksinimleri ve Denize Adam Düştü Botları gündeme geldi
NASSIA (1994):
13.03.1994 günü 100.000 ton petrol taşıyan Kıbrıs Rum Kesimi bandıralı Nassia tankerinin bir kuru yük gemisi ile İstanbul boğazında çatışması sonucu büyük bir yangın çıkmış ve 30 kişi ölmüştür. Denize 20 000 ton petrol dökülmüş olup Nassia yara alarak infilak etmiştir. Tanker günlerce yanarak İstanbul’u tehdit etmiş olup, oluşan çevre kirliliğinin önüne geçilememiştir.
MV ERIKA (1999):
37.000 DWT kapasiteli Erika tankeri İtalya’ya doğru seyir halinde iken, 12 Aralık 1999’da Fransa’nın Britanny kıyılarında tekne kısmında önemli çatlakların oluşması nedeniyle Fransız makamlarından sığınma talep etti. Geminin sığınma talebini Fransız makamları geri çevirdi ve gemi 31.000 MT Fuel Oil yükü ile birlikte batarak Fransa’nın karşılaştığı en önemli kirlilik olaylarından birisine sebep oldu.
Geminin yol açtığı kirlilik nedeni ile 206 milyon Euro tutan 6872 dava açıldı. IMO, 1999 da ERIKA kazasından sonra sığınma alanları konusunu MSC gündemine aldı.
PRESTIGE (2002):
13 Kasım 2002 günü Saat 14:15 sıralarında 77,127 ton ham petrol taşıyan 26 yaşındaki Prestige tankeri İspanya’nın Atlantik kıyısı açıklarında ağır hava koşulları nedeniyle Finisterre Burnu’nun 27 Mil açığında borda saçı çatlaması ile yakıt sızdırmaya başladı. Kısmen az bir sızıntısı olan geminin kurtarılmasının tek çaresinin sığınma limanı olduğunu kabul etmeyen İspanyol otoriteleri, geminin ekonomik bölgesi içine girmesini yasaklayınca tam 6 gün boyunca ağır hava koşullarında Atlantik’te bekleyen tanker, 19 Kasım 2002 de İspanyol kıyılarından 133 mil açıkta ortadan ikiye kırıldı. Personel tahliye edildi. 77.000 Ton Fuel ham petrol denize dökülmüş olup yıllarca İspanya ve Fransa kıyılarını kirletmeye devam etmiştir. Kazanın başlıca nedeni geminin yaşlı olması dışında kötü hava koşullarıydı. Söz konusu kaza sonucunda tankerlerde çift cidar uygulaması başlatılmıştır.
Ayrıca, PRESTIGE gemisinin batmasından sonra da IMO 23. meclis kararında (Kasım/Aralık 2003) sığınma alanları ile ilgili iki karar kabul edilmiş olup bunlar; A.949(23) Yardıma İhtiyaç Duyan Gemiler İçin Sığınma Alanları Konusunda Rehber Bilgiler ve A.950(23) Deniz Yardım Hizmetleri (MAS)’dir. IMO’nun sığınma alanları ile ilgili A.949 sayılı kararı, yardıma ihtiyaç duyan, ancak personel emniyetinin tehlikeye düşmediği gemiler için geçerlidir. İnsan canı tehdit altında olduğu zaman (geminin batma durumu gibi) SAR konvansiyonu uygulanacaktır.
INDEPENDENTA(1979):
Romen tankeri Independenta, Haydarpaşa Mendireği’nin yaklaşık 4 mil açığında, Yunan şilebi Evrialy ile çarpışmıştı. Patlamanın şiddeti ile, İstanbul’un boğaza yakın sahil kesiminde yer alan pek çok bina hasar gördü, evlerin camları kırıldı. Alevlerin etkisi ile gökyüzü kızılaboyandı. Ardından gelen duman bulutu, günlerce İstanbul’un üzerinde asılı kaldı. Çarpışma sonucunda, 54 kişilik mürettebattan yalnızca 3 kişi sağ kalabildi.
Çarpışmanın ardından Independenta, Haydarpaşa limanının yaklaşık yarım mil açığında karaya oturdu. Gemi yaklaşık bir ay kadar yanmaya devam etti.
HMS CAPTAIN (1870):
HMS Captain araştırma gemisi Fransa ve İspanya'ya yakın Biscay Körfezi'nde 17 Eylül 1870 yılında alabora olarak batmıştır. 500 kişilik mürettabatından 18 kişi hayatta kalabilmiştir. Kaza sonucunda kazada denge ve fribordun önemi anlaşılmıştır.
SS MORRO CASTLE (1934):
New york City ve Havana arasında seyir yapan lüks bir yolcu gemisi olan Morro Castle’de yangın çıkmış ve gemi yanmış ve 137 yolcu ve gemi mürettabatı hayatını kaybetmiştir. Söz konusu kaza sonrasında yangın emniyeti kuralları geliştirildi. Bugün yangın söndürücü malzemelerin kullanılması, otomatik yangın kapıları, yangın alarmları ve yangın talimatları Morro Castle kazası sonucunda alınan önlemlerdir.
TORREY CANYON (1967):
18 Mart 1967’de 120 000 ton ham petrol taşıma kapasitesi ile döneminde dünyanın en büyük süpertankerlerinden bir tanesi olan Torrey Canyon, navigasyon kural hatası nedeniyle Sicilya Adaları ve İngiltere’de Land’s End karaya oturmuş ve çok büyük bir deniz kirliliğine yol açmıştır. Gemiden 31 000 000 galon (120 000 ton) petrol denize dökülmüş petrol tabakası İngiltere ve Fransa arasında denize yayılmış, 15000 deniz kuşu zayi olmuş ve kirliliğin etkileri yıllarca sürmüştür. 1973 Denizlerin Gemiler Tarafından Kirletilmesinin Önlenmesine Ait Uluslararası Konvansiyonu (MARPOL) gündeme gelmiş ve CLC 1969-Petrol Kirliliği Zararları için Sivil Sorumluluk konusundaki Uluslararası Antlaşma gibi yeni kurallar oluşturulmuştur.
HERALD OF FREE ENTERPRISE (1987):
İngiliz Kanalı’nda Dover ve Calais ile Dover ve Zeebrugge arasında sefer yapan M/S Herald of Free Enterprise Ro-Ro gemisi 6 Mart 1987’de sabahın erken saatlerinde Zeebrugge’den kalkış yaptıktan sonra geminin baş vizörün kalkıştan önce kapatılmaması sebebiyle içeri giren su gemiyi batırmıştır. Kazada 193 yolcu hayatını kaybetti. Deniz suyu sıcaklığının 3 °C olması kazada daha fazla insanın ölmesine neden olmuştur. Kazaya, vizör kapatmakla görevli şahsın ihmalkarlığı ve uyuya kalması sebep olmuştur. Kaza sonrasında SOLAS incelemeleri hızlanmış ve Uluslararası Güvenli Yönetim (ISM) Kod kapsamında gemilerin gemide ve karada güvenli işletilmesi kodu yürürlük çalışmaları başlamıştır
SONUÇ VE DEĞERLENDİRME
Deniz kazalarına ilişkin istatistik analizleri, deniz trafiğinde modern teknolojinin daha fazla kullanımına paralel olarak kazaların azaldığı, ancak kazaların nedenleri arasında “insan hatası” oranının arttığını göstermiştir İngiltere Deniz Kazaları Araştırma Bürosu (MAIB)’nun Ağustos 1999 yıllık Raporu’nda pek çok kazanın ticari baskılar ve tasarruf nedeniyle ucuz olduğu için tercih edilen kalifiye olmayan insan gücü kullanılması yüzünden meydana geldiği belirtilmiştir. IMO’nun dünyada oluşan gemi kazalarına ilişkin yaptığı istatistiklerde insan hatası payı %80-85 arasındadır
Dünyada meydana gelen can, mal kaybına ve çevre kirliliğine neden olan tarihe geçen önemli deniz kazaları neticesinde IMO tarafından Denizde Can Emniyeti Uluslararası Sözleşmesi (SOLAS) Sözleşmesi, Denizlerin Gemiler Tarafından Kirletilmesinin Önlenmesine ait Uluslararası Konvansiyon (MARPOL), CLC 1969-Petrol Kirliliği Zararları için Sivil Sorumluluk konusundaki Uluslararası Antlaşma, Uluslararası Güvenli Yönetim (ISM) Kod vb. gündeme alınmıştır.
Söz konusu kazalar neticesinde filikaların sayısı, tehlike alarmları, buz devriyeleri, buzlu bölgelerde seyir hızı, Mevki Belirleyiciler (EPIRB), tahliye kaydırakları, dalma giysileri, can filikalarının tasarımı vb.gibi konular SOLAS’da gündeme gelmiş, yangın emniyeti kuralları, otomatik yangın kapıları, yangın alarmları ve yangın talimatları vb. yangın emniyeti geliştirilmiş, radar eğitimlerinin geliştirilmesi ve kısıtlı görüş şartlarında seyir konuları hakkında yeni kurallar çıkmış, Ro-Ro Yolcu Feribotlarının denge koşulları, Hızlı Kurtarma Botları gereksinimleri ve Denize Adam Düştü botları, kriz yönetimi gündeme gelmiş ve tankerlerde çift cidar uygulaması başlatılmıştır.
Bilindiği üzere; deniz, liman ve tersanelerde emniyet ve güvenliğin sağlanması, insan hayatının korunması birinci öncelik olmalıdır. Dünya deniz ticaretinin, limanların ve tersanelerin etkin biçimde işleyişi emniyet ve güvenliğin sağlanması ile mümkündür.Her ne kadar yapılan araştırmaların sonucu kazalarda insan hatasının payının yüksek olduğunu gösterse de gemide, liman ve tersane işletmelerinde kalifiye insan gücü kullanılmaması, personele gerekli eğitimin verilmemesi, modern teknolojinin ve gerekli teçhizatın kullanılmaması kazalara neden olmakta ve insan hatası olarak değerlendirilmektedir.
Emniyeti bir sistem olarak düşünürsek; deniz, doğal koşullar, gemi, liman, tersane, insan gücü, teknoloji, ekipman, teçhizat, hukuki mevzuat ve finansal kaynaklar sistemin elemanlarıdır. Sistemi meydana getiren elemanların hepsinin arasında ilişki mevcuttur. Sistemin elemanlarından birinin etkin çalışmaması kazalara neden olabilir. Belki de buzdağına zamanında fark edemediği için çarpan Titanic’in gözcülerine dürbün verilseydi rota değiştirilecekti ve büyük ölçüde insan hatası olarak görülen bu facia olmayacaktı!
İSTATİSTİKLER
Norveç Deniz Ticaret Filosu’nun 1970-78 döneminde geçirmiş olduğu kazaları araştıran bir raporda doğa koşulları yüzünden meydana gelen deniz kazaları şöyle gösterilmektedir.
Kaza Nedeni Kaza Sayısı
Kısıtlı Görüş 683
Doğa koşulları 470
Seyir maddelerini yanlış tanıma 214
Seyir haritalarındaki eskiklikler 107
Yanıltıcı seyir maddeleri 105
İnsan hataları 267
Beceri ve yetenek esksikliği 121
Seyir ve manevra kusurları 803
İyi gözcülük yapılmaması 651
İstanbul Boğazı’ndaki Deniz Kazaları
[align=center] Coğrafi özellikleri bakımından çok riskli bir yapıya sahip olan İstanbul Boğazı’ndan Montrö Sözleşmesi'nin imzalandığı 1936 yılında ortalama olarak yılda 4700 gemi geçerken (1), 2003 yılında 28 951'i transit gemi olmak üzere 46 939 gemi geçis yapmıştır. Söz konusu Boğaz’dan aylık gemi geçiş sayısı 3911, günlük gemi geçiş sayısı ise 129’dur (2).
Boğaz trafiği, Karadeniz’e kıyısı olan ülkelerin bağımsızlıklarını kazanmalarından sonra kendi filolarını artırması, Doğu Avrupa ülkelerinin Tuna-Ren su yolunu kullanarak Karadeniz’e açılması ile Boğaz trafiği’ne nehir gemilerinin de katılması ile daha da yoğunlaşmıştır.
İstanbul Boğazı’ndan 2003 yılında geçen 200 m’den küçük gemilerin oranı %94 ve 200 m.’den büyük gemilerin oranı ise %6, 500 GRT’den küçük gemilerin oranı yaklaşık %4, 500 GRT’den büyük gemilerin oranı ise %96 olup gemi inşa teknolojisindeki gelişmelere paralel olarak gemi tonajları gittikçe artmaktadır (2).
İstanbul Boğazı’ndan 2003 yılında geçiş yapan 46 939 gemiden 21 175’i kılavuz kaptan almış olup kılavuz kaptan kullanma oranı %45 olup gemilerin seyir planı verme oranı % 97’dir (2). İstanbul Boğazı’ndan 2003 yılında geçen 200 m’den küçük gemilerin oranı %94 ve 200 m.’den büyük gemilerin oranı ise %6’dır (2).
İstanbul Boğazı’ndan 2003 yılında 28 951 adet, ayda 2 412 adet, günde 79 adet transit (uğraksız) gemi, 8 107 tanker, ayda 674 tanker, günde ise 23 tanker geçmiş olup gemi trafiğinin %17’sini tankerler oluşturmaktadır. İstanbul Boğazı’ndan geçen tanker sayısı gittikçe artmaktadır. 2003 yılında İstanbul Boğazı’ndan geçen gemiler yaklaşık 135 milyon ton tehlikeli yük taşınmışır (2). İstanbul Boğazı’ndan 2003 yılında 2002 yılına göre geçiş yapan tanker sayısında %9’luk bir artış ve yine taşınan petrol miktarında yaklaşık %9,5 oranında bir artış olmuştur.
İstanbul Boğazı’ndan 2003 yılı sonu itibariyle 11 683 Türk Bayraklı, 35 256 yabancı bayraklı gemi geçiş yapmış olup bunun yaklaşık %33’ü Türk Bayraklı ve %67’si yabancı bayraklıdır (2).
İstanbul Boğazı’ndaki seyir, can, mal ve çevre güvenliğini sağlamak ve deniz trafik düzenlemesini sağlamak amacıyla 1934-1982 yıılarında “Sol Seyir Düzeni”, 1982’den günümüze kadar “Sağ Seyir Düzeni” ve Tüzüğün uygulanmaya başladığı 1994 yılından günümüze kadar “Sağ Seyir Düzeni Rejimi” içinde “Trafik Ayrım Düzenleri” tesis edilmiştir.
Deniz ve Boğazlarda seyir güvenliğini etkileyen çok çeşitli faktörler vardır. İstanbul Boğazı, kanal genişliği bakımından dünyanın en dar su yollarından biri olup aşağıda belirtilen olumsuz faktörlerden birkaçının bir arada olması Boğaz’ı kendisinden daha dar olan kanal ve doğal suyollarından daha tehlikeli hale getirmektedir.
Bugüne kadar meydana gelen deniz kazaları incelendiğinde, deniz kazalarının insan hataları, yoğun trafik, kötü hava koşulları, akıntı, yangın, coğrafi yapısı ve topografik koşullar, arıza ve diğer (Asma köprüler ve enerji nakil hatları, gemi koşulları, gemilerin seyre yönelik teknik yetersizlikleri, çevresel seyir yardımcılarının yetersizliği, mevzuat uygulayıcılarının farklı işletme ve kuruluşlardan oluşması, bu nedenle mevcut kurallara uyulup uyulmadığının tam olarak denetlenememesi, haberleşme ve arama kurtarma faaliyetlerinin yetersizliği, gemilere karadan verilen hizmetlerin (teknolojik altyapı ve ekipman vb.) yetersizliği, gemilerin kılavuz kaptan almamaları, bölgenin yeterince tanınmaması, Çatışmayı Önleme Tüzüğü (COLREG 72)’nün eksik uygulanması, ışık kirliliği vb.’dir.
Boğazlardaki birçok kazanın sis, kar veya yağmur nedeniyle görüş uzaklığının yarım mil ve altına düştüğü zamanlarda meydana geldiği görülmektedir. İstanbul Boğazı’nda özellikle kış aylarında kısıtlı görüş potansiyel kazalara neden olmaktadır (3). Boğazların yüzey ve dip akıntılara maruz kaldığı Karadeniz’den akan yüzey akıntıları Marmara Denizi seviyesinden 0,41 m. daha yüksek olup şiddetli rüzgar, yağış, kar ve sis gibi meteorolojik faktörler görüşü kısıtlamaktadır (4).
İstanbul Boğazı’nın kıvrılarak uzanan dar bir su yolu olması nedeniyle keskin dönüşler söz konusu olup Kandilli’de 45 derece (Kandilli Burnu vb.) (4), Yeniköy (Köybaşı) burunları açıklarında da yaklaşık 80 derece (6) ve Umur Bankı’nda 70 derecelik büyük açılı rota değişikliği yapılmaktadır (7).
İstanbul Boğazı’nda akıntının seyre olan etkisi kaza nedenlerinden biri olup İstanbul Boğazı’nda üst akıntıların kuzeyden güneye olması nedeniyle genellikle Karadeniz’den Marmara’ya gelen gemilerin kazaya uğradığı görülmektedir. Kuzeyden gelen gemi Marmara’ya çıkana kadar arkadan gelen akıntının etkisi altında kalmakta anaforların ana akıntıya karışması nedeniyle Boğazda yol alan gemilerin başları ve kıçlarının farklı yönde ve hızda akıntı etkilerine uğradığından sürüklenme ve savrulmalarına dolayısıyle kazalara neden olmaktadır (5). Ayrıca söz konusu akıntı ile geminin aynı yönde gitmesinden dolayı geminin hızı artacağı için karaya oturma ve karşı şeride geçerek gelen bir gemi ile çatışma tehlikesi daha fazladır (4).
Ayrıca Boğazlar ve Marmara Bölgesi Deniz Trafik Düzeni Hakkında Tüzüğün 13. maddesine göre gemilerin İstanbul ve Çanakkale Boğazlan'ndan geçiş hızı karaya göre saatte 10 deniz milidir. Buna göre gemiler Boğazda akıntı hızına göre hız yapmak durumundadır. Bu durumda gemiler yeterli büyüklükte dümen dinleme kuvvetleri elde edemeyebilir bu nedenle de özellikle keskin dönüşleri yapamayabilir ve bunun sonuncunda da kazalara neden olabilir.
Seyir halinde bir geminin olası çatışmayı önlemek üzere dümen ve makine manevra yapması Uluslararası Denizde Çatışmayı Önleme (COLREG 72) kurallarına göre tavsiye edilmektedir (9).
Türk Boğazları’ndan geçiş yapacak gemilerin kılavuz kaptan tavsiyeleri ile geçis yapmaları da kazaların azalmasında önemli bir rol oynamakta olup, Türk Boğazları’ndan geçis yapan gemilerin yaklaşık % 45’i kılavuzluk hizmetinden faydalanmaktadır. İstanbul Boğazı’ndan 2003 yılında geçen 11 683 Türk bayraklı gemiden 209 adedi kılavuz kaptan almış olup kılavuz kaptan alma oranı %2’dir. Söz konusu Boğazı en fazla kullanan ülkelerden Malta’nın 2003 yılında kılavuz kaptan alma oranı %64 (5407 gemi geçişi), Rusya’nın %40 (4873 gemi geçişi) ve Ukrayna’nın %59 (3980 gemi geçişi)’dir. İstanbul Boğazı’nı en fazla kullanan ülkelerin kılavuz kaptan alma oranı yaklaşık %67’dir (1).
Özellikle rüzgarın yönü ve şiddeti akıntıyı önemli ölçüde etkilemekte ve kazalara neden olmaktadır. Rüzgarın yıldız ve poyrazdan kuvvetli esmesi durumunda, İstanbul Boğazı'ndaki yüzey akıntısı da 2-3 misli artarak normal koşullarda en fazla 3-4 mil olduğu yerlerde 7-8 mile kadar çıkabilmektedir. Diğer taraftan, rüzgarın lodostan kuvvetli esmesi halinde Orkozlar oluşmakta olup Boğaz'ın güney ağzında üst akıntı ile alt akıntı arasındaki seviye yukarı doğru yükselmekte üst akıntının derinliği azalmakta, dip akıntısının derinliği artmakta olup derin su çekimli gemileri etkileme başlar. Ayrıca, Kıble ve lodos rüzgarlarında oluşan ana akıntının günlük şiddetine paralel olarak değişen anafor akıntısı da kazaların oluşmasına neden olmaktadır (10).
Özellikle tehlikeli yük taşıyan gemilerin sebep olacağı deniz kazası sonucunda; ortaya çıkacak yangınlar ve bu yangınların karaya sıçraması neticesinde kıyıların ve yapıların hasara uğramasına neden olacağı gibi telafisi mümkün olmayan çevre tahribi ve kirliliği kaçınılmaz olacaktır.
İstanbul Boğazı’ndaki trafik, yoğun yerel deniz trafiği de dikkate alındığında, mevcut durumda güvenli bir geçişin sınırlarını aşmış olup, bu bölgede trafiğin gittikçe de artması beklenmektedir. Çağımızdaki teknolojik gelişmeler ve büyüyen ticaret hacmine paralel olarak son yıllarda istanbul Boğazı’ndan geçen gemilerin boyutları giderek büyümekte özellikle petrol vb. gibi tehlikeli yük taşıyan gemi sayısında ve taşınan tehlikeli yük miktarında meydana gelen artışlar, İstanbul Boğazlarındaki seyir, can ve çevre güvenliği açısından ciddi bir tehdit oluşturmakta olup özellikle tanker kazaları sonucu denize dökülen petrol ürünlerinin meydana getirdiği çevre kirliliğine neden olmuştur.
Yapılan bir çalışmada İstanbul Boğazı’ndan1 milyon millik geçişte 6 kaza olurken; bu oranın Süveyş kanalında meydana gelenin iki katı olduğunu belirtmiştir (11).
Karadeniz’e veya Ege Denizi’ne çıkmak için uğraksız geçen büyük gemiler, düşük standartlı gemiler ve tehlikeli yük taşıyan gemilerin İstanbul Boğazı’nda kaza riskini kritik boyutlara çıkaracağı düşünülmektedir (12).
Tanker kazaları sonucu denize karışan petrol ürünleri, deniz üzerinde birkaç santim kalınlığında bir film tabakası oluşturmakta, akıntı ve rüzgar durumuna göre, dar veya geniş bir alana yayılmakta, sahil şeridine vurduğu takdirde kalın bir katran tabakası oluşturarak, ölümcül kirlenmelere ve kısmen de eriyerek dibe çökmekte ve deniz canlıları için hayati tehlikeler oluşturmakta ve suda erimiş oksijeni süzerek solunum yapan canlıların yok olmasına neden olmaktadır (8).
İstanbul Boğazı’nda meydana gelen kazalara ilişkin yapılan "İstanbul Boğazı’ndaki Deniz Kazalarının Seyir ve Çevre Güvenliği Açısından Analizi ve Zararsız Geçiş Koşullarında Değerlendirilmesi" başlıklı çalışmada; T.C. Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığı, Seyir Güvenliği Daire Başkanlığı, Kılavuz Kaptanlar Derneği’nin kaza istatistikleri, Türk Deniz Araştırmalar Vakfı (TÜDAV), Llyod’s Maritime Information Services’in İstanbul Boğazı Deniz Kazaları istatistikleri, yayınlanmış makale ve bu konuda yapılan tezlerdeki kaza istatistiklerinden yararlanılarak "İstanbul Boğazın'da 1948-2004 yıllarında meydana gelen deniz kazaları istatistikleri ve veri tabanı" oluşturularak Sağ Seyir Düzeni’nin uygulanmaya başlandığı yıldan Gemi Trafik Sistemi (VTS)’nin devreye girmeden önce 2003 yılına kadar 1982-2003 kaza analizleri, Sağ Seyir Düzeni’nden Boğazlar Tüzüğü’nün uygulanmaya başlanmadan önce 1994 yılı arasında 1982-1994, söz konusu Tüzüğün uygulanmaya başlandıktan sonra 1994-2003 yılları, 1994-2003 kazaya yakın durumların ve VTS’nin kazaları azlatmasındaki rolünü belirlemek amacıyla 2004 yılı için kaza analizleri detaylı olarak yapılmış olup İstanbul Boğazı'nda meydana gelen kazaların kaza yerleri, kaza nedenleri, kaza türleri, kazaya karışan gemi türleri ve kaza saatlerine göre kaza haritaları çıkarılmıştır. Söz konusu kaza analizi sonuçlarından bazıları kısaca aşağıda yer almaktadır (13 ).
İstanbul Boğazı’nda Sağ Seyir Düzeni’nin uygulandığı 1982 yılından itibaren 1982-2003 yıllarında kazaların en fazla olduğu aylar Ocak (%13,0) daha sonra Şubat (%12,8) ve Mart (%12,0) aylarında en az kazalar ise Nisan (%5,1) ve Ekim (%5,1) aylarında olmaktadır.
İstanbul Boğazı’nda kazaya yakın durumların en fazla olduğu aylar Haziran (%12,4) daha sonra Nisan ve Temmuz (%11,7) olup en az kazaya yakın durumların olduğu ay ise Mart (%5,1)’dir.
İstanbul Boğazı’nda Gemi Trafik Sistemi (VTS)’nin uygulamaya girdiği 2004 yılında kazaların en fazla olduğu aylar Şubat ve Mart (%18,8) daha sonra Eylül ve Aralık (%12,5) olup Nisan, Mayıs ve Ekim aylarında kaza olmamıştır. Söz konusu aylarda hiç kaza olmamasında VTS’nin devreye girmesinin rol oynadığı düşünülmektedir.
1982-1993 yılları ve 1994-2003 yılları kazaların en fazla olduğu Ocak ve Şubat aylarında en fazla kazaların olduğu Birinci Bölge (Salıpazarı, Kızkulesi, Haydarpaşa, Üsküdar, Kabataş, Harem, Karaköy, Dolmabahçe, Beşiktaş, Beylerbeyi, Ortaköy, Sarayburnu, Çengelköy ve Eminönü) ve İkinci Bölgelerde (Rumeli Hisarı, Kandilli, Yeniköy (Çakarı), Akıntı Burnu, Kanlıca, Arnavutköy, Bebek, Balta Limanı, Anadoluhisarı, Vaniköy, Emirgan, Paşabahçe, Çubuklu, Kuruçeşme, İstinye, Fatih Köprüsü) gerekli önlemlerin alınmasının uygun olacağı düşünülmektedir.
İstanbul Boğazı’nda 1982-2003 yılları arasında İstanbul Boğazı’nda kazaların en fazla olduğu saatler 04:00 - 08:00 arasında (%12,5) daha sonra 08:00 - 12:00 arasında (%12,2), en az olduğu saatler ise 16:00 - 20:00 arasında (%10,0) olmaktadır. Kazaların en fazla 04:00 - 08:00 arasında olmasının nedeni uykusuzluk, mesleki bıkkınlık, yorgunluk gibi insan hatalarıdır.
İstanbul Boğazı’nda kazaya yakın durumların en fazla olduğu saatler 12:00 - 16:00 arasında (%14,6) daha sonra 16:00 - 20:00 arasında (%13,9), en az olduğu saatler ise 04:00 - 08:00 arasında (%6,6) olmaktadır. Kazaya yakın durumların en fazla 12:00 - 16:00 arasında olmasının nedeni yerel trafik yoğunluğudur. Kazaya yakın durumların en az olduğu saatlerin 04:00 - 08:00 arasında olması ise bu saatlerde kazaların meydana gelmesidir.
İstanbul Boğazı’nda 2004 yılında kazanın en fazla olduğu saatler 04:00 - 08:00 saatleri arasındadır (%87,5). Bunun nedeni uykusuzluk, yorgunluk ve mesleki bıkkınlık gibi insan hatalarıdır.
Çalışmada incelenen İstanbul Boğazı’nda 1982-2003 yıllarında gelen kazaların en fazlası insan hataları (%22,5), daha sonra sırasıyla başlıca kaza nedenleri kötü hava koşulları (%14), arıza (%12,2), akıntı (%4,8), yangın (1,3), coğrafi ve topografik koşullar (%0,3) ve diğerleridir.
Bu çalışmada incelenen 1994-2003 yılları arasında İstanbul Boğazı’ndaki kazaya yakın durumların en fazlası coğrafi ve topografik koşullar (%99,3), daha sonra kötü hava koşulları (%0,7)’dir.
İstanbul Boğazı’nda 2004 yılında nedeni bilinmeyen 15 (%93,8) kaza meydana gelmiş olup arızadan kaynaklanan 1 (%6,3)’dir.
Coğrafi ve topografik koşulların kazaya yakın durumlarda en fazla etken olan kaza nedeni olmaktadır. Bunun nedeni Boğazın coğrafi ve topografik koşullarına zamanında ve yerinde uyum göstermemeye bağlı olarak yapılan insan hatalarıdır.
Seyir hatasına ilişkin Japonya’da 1985-1997 yılları arasında yapılan yedi yıllık kaza analizlerinde (14), bu dönemde meydana gelen 8996 kazanın;
- %38,3’ünün COLREG (Denizde Çatışmayı Önleme Tüzüğü) uyulmaması sonucunda;
- %37,6’sının gemiyi kullananın hatalı manevraları sonucunda;
- %9’unun gemi adamlarının çalışma yetersizliği sonucunda,
- %4,4’ünün hava koşullarına dikkat edilmemesi sonucunda,
- %2,5’inin gemi makinasının yetersiz bakım-tutumu sonucunda,
- %0,9’unun mucbir sebepler nedeniyle
meydana geldiği görülmüştür.
Söz konusu kazaların %84,9’unun insan hatalarından (COLREG’e uyulmaması, hatalı manevra ve gemi adamlarının yetersizliği) meydana geldiği görülmektedir. İnsan hatalarının da geminin teknik anlamda yönetilmesinden sorumlu olan kişinin feneri yanlış tanıması, derinliği, açıyı, uzaklığı gösteren bir değeri yanlış okuması gibi konularda yanılması gibi yanılgıya düşme sorunundan kaynaklanmaktadır (14). Bunun dışında insanı çeşitli yönlereden etkileyerek kaza yapmasını sağlayan sebepleri teknik bilgi yetersizliği, psikolojik bozukluklar, kural dışı hareket etme, yorgunluk, uykusuzluk, mesleki yorgunluk, eğitimsizlik vb. olarak sırayabiliriz (15).
Çatışmaların bir çoğu insan hatası yüzünden olmaktadır. Çatışmalar herhangi bir yerde, herhangi bir zamanda, gece veya gündüz, dar boğazlarda, iyi hava koşullarında veya kısıtlı görüş koşullarında, kıyıda veya açık denizde olabilir.
İstanbul Boğazı’ndaki 1982-2003 yılları arasında meydana gelen kazaların yukarıda belirtildiği gibi en fazlası insan hatalarıdır (%22,5). Ancak çalışmada yapılan Diskriminant Analizi’ne göre Kaza raporlarında (gerçek gruplandırmada) “insan hataları” olarak yer alan 137 kazanın %16,8’i doğru olarak tahmin edilmiştir. Kaza raporlarında raporlanan diğer kaza nedenlerinin de doğru tahmin oranları çalışmada detaylı olarak yer almaktadır. Bu nedenle, 1982-2003 yılında İstanbul Boğazı’nda meydana gelen kazalarda kaza raporlarının sağlıklı tutulması durumunda insan hatası oranının daha yüksek çıkacağı ve gerçek kaza nedenlerinin raporlanmasının kaza tedbirlerinin alınmasında yararı olacağı düşünülmektedir.
İstanbul Boğazı’nda VTS’nin devreye girdiği 2004 yılında nedeni bilinmeyen 15 (%93,8) kazanın olması da kaza raporlarının daha iyi araştırılarak, daha sağlıklı tutulması gereğini ortaya çıkarmaktadır.
İstanbul Boğazı’nda 1982-2003 yıllarında meydana gelen kazalarda en fazla kazayı yük gemileri (Karışık eşya, dökme ve kuru yük, soğutucu, konteyner ve Ro-Ro) (%43,4), en az kazayı yapan ise diğer gemiler (kum kosteri, kablo gemisi, deniz ve çamur dubası, nehir gemisi, arabalı vapur, tarak gemisi, yüzer lokanta, donanma vb.) (%1,0) tarafından yapılmaktadır.
İstanbul Boğazı’nda en fazla kazaya yakın durumları yapan yük gemileri (Karışık eşya, dökme ve kuru yük, soğutucu, konteyner ve Ro-Ro) (%63,5), en az kazaya yakın durumları yapan ise yolcu gemileri (yolcu gemisi ve motoru, deniz otobüsü ve feribot) (%0,7) tarafından yapılmaktadır.
İstanbul Boğazı’nda 2004 yılında en fazla kazayı yük gemileri (Karışık eşya, dökme ve kuru yük, soğutucu, konteyner ve Ro-Ro) (%75,0), en az kazayı ise küçük gemiler (Tekne + yat + romörkör + bot + eğitim ve araştırma gemileri) (%6,3) tarafından yapılmaktadır.
İstanbul Boğazı’nda 1982-2003 yılları arasında İstanbul Boğazı’nda en fazla kazayı 1 - 10000 GRT tonajlı gemiler (%85,4), en az kazayı ise 25 001 ve üzeri gemiler (%4,8) yapmaktadır.
İstanbul Boğazı’nda 1994-2003 yılları arasında en fazla yakın durumları ise 1 - 10000 GRT tonajlı gemiler (%72,3), en az yakın durumları ise 25 001 ve üzeri gemiler (%9,5) yapmaktadır.
İstanbul Boğazı’nda 2004 yılında en fazla kazayı 1-10000 GRT tonajlı gemiler (%81,3) yapmış olup 25 001 ve üzeri gemiler kazaya karışmamışlardır.
Sonuç olarak, İstanbul Boğazı’nda 1982-2003 yılları arasında, Tüzük uygulanmaya başlandıktan önce ve sonra, VTS’in devreye girdiği ve 1994-2003 yılları arasında kazaya yakın durumlar 1-10000 GRT tonajlı gemiler tarafından yapılmaktadır. Söz konusu gemilerin kılavuz kaptan alması teşvik edilmelidir.
1982-2003 yılları arasında İstanbul Boğazı’nda en fazla kazayı Türk bayraklı gemiler (%51,3), en az kazayı ise Amerika ve Antikler bayraklı gemiler (%4,8) yapmaktadır.
İstanbul Boğazı’nda en fazla kazaya yakın durumu Avrupa bayraklı gemiler (%33,6) daha sonra Asya ve Avrupa Kıtası bayraklı (%26,3), Türk ve Rusya ve Türk Cumhuriyetleri bayraklı gemiler (%13,9), en az kazayı ise Amerika ve Antikler bayraklı gemiler (%12,4) yapmaktadır.
İstanbul Boğazı’nda 2004 yılında en fazla kazayı Rusya ve Türk Cumhuriyetleri bayraklı gemiler (%37,5), en az kazayı ise Avrupa, Amerika ve Antikler bayraklı gemiler (%12,5) yapmaktadır.
VTS’nin devreye girdiği 2004 yılında en fazla kazayı Rusya ve Türk Cumhuriyetleri bayraklı ve yük gemilerinin yapması nedeniyle söz konusu gemilerin kılavuz kaptan almaları teşvik edilmelidir.
İstanbul Boğazı’nda 1982-2003 yılları arasında İstanbul Boğazı’nda en fazla kaza Birinci Bölgede (Salıpazarı, Kızkulesi, Haydarpaşa, Üsküdar, Kabataş, Harem, Karaköy, Dolmabahçe, Beşiktaş, Beylerbeyi, Ortaköy, Sarayburnu, Çengelköy ve Eminönü) (%33,4), daha sonra sırasıyla İkinci Bölgede (Rumeli Hisarı, Kandilli, Yeniköy (Çakarı), Akıntı Burnu, Kanlıca, Arnavutköy, Bebek, Balta Limanı, Anadoluhisarı, Vaniköy, Emirgan, Paşabahçe, Çubuklu, Kuruçeşme, İstinye, Fatih Köprüsü) (%27,6) ve Üçüncü Bölgede (Büyükdere, Anadolu Kavağı, Umuryeri, Kireç Burnu, Dikilikaya, Tarabya, Beykoz, Yenimahalle Ağzı, Sarıyer, Kavak Burnu, Rumeli Kavağı, Selvi Burnu ve Sütlüce) (%16,9), en az kaza ise Dördüncü Bölgede (Rumeli Feneri , İstanbul Boğazı Karadeniz Girişi) (%7,6) yapılmaktadır.
1982-1994 yılları ve 1994-2003 yılları arasında en fazla kazaların oldu ğu Birinci ve İkinci Bölgelerde alınan güvenlik önlemlerinin artırılması gereklidir.
İstanbul Boğazı’nda 1994-2003 yılları arasında en fazla kazaya yakın durumlar ise İkinci Bölgede (%27,0), daha sonra sırasıyla Üçüncü Bölgede (%24,1) ve Birinci Bölgede (%20,4), en az kazaya yakın durumlar ise Dördüncü Bölgede (%10,2) yapılmaktadır.
İstanbul Boğazı’nda 2004 yılında en fazla kaza İkinci Bölgede (%18,8), daha sonra Üçüncü ve Dördüncü Bölgede (%12,5) olup Birinci Bölgede kaza olmamıştır.
Sonuç olarak, İstanbul Boğazı’nda 1982-2003 yılları arasında ve Tüzük uygulanmaya başlandıktan sonra (1994-2003) meydana gelen kazalar en çok Birinci Bölgede, Tüzük uygulanmaya başlanmadan önce ve 1994-2003 yılları arasında kazaya yakın durumlar ve VTS’nin devreye girdiği 2004 yılında da en fazla kazalar İkinci Bölgede olmaktadır. 1982’den önce trafik çok yoğun değildi. 1982-2003 yılları arasında İstanbul Boğazı’nda trafik artmış olup gemi tonajları büyüdü ve gemiler kazaya yakın duruma kolayca geldiler. İkinci Bölge en dar bölge olup bu bölgede kaza unsurlarını ortadan kaldıran seyir yardımcıları, eskort hizmetleri, VTS kılavuzluk hizmetleri vb. gibi önlemlerin yeterince alınması gerekmektedir.
İstanbul Boğazı’nda 1982-2003 yılları arasında İstanbul Boğazı’nda en fazla kaza türü çatışma (%45,6), daha sonra karaya oturma (%20,4) ve çatma (%9,0) olup en az kaza ise batma ve alabora (%2,3) olmaktadır.
Sonuç olarak, İstanbul Boğazı’nda 1982-2003 yılları arasında ve Tüzük uygulanmaya başlanmadan önce ve sonra meydana gelen kazalarda en fazla kaza türü çatışmadır. Bunun nedeni kazaya yakın durum (near miss) alanının kontrol altına alınamaması, manevra sağırlığı olmasıdır.
1982-1994 yılları ve 1994-2003 yılları arasında meydana gelen her iki analizde de Tüzüğün uygulanmaya başlandıktan önce ve sonra en fazla kaza türü olan çatışmanın önlemesi için gerekli önlemlerin alınması gereklidir. Bu önlemler Gemi Trafik Hizmetleri (VTS), gemilerin kurallara riayet etmesi, mesleki bıkkınlık, yorgunluk gibi insan hatalarının asgariye indirilmesidir. Ayrıca, GPS, ECDIS (Elektronik Harita Gösterim ve Bilgi Sistemi) gibi seyir cihazlarının çeşitlendirilmesi ve köprü üstü seyir cihazlarının gemi adamları tarafından daha iyi yansıtılmasının sağlanması gereklidir.
VTS’nin devreye girdiği 2004 yılında ise en fazla kazalar karaya oturma (%75,0) olmaktadır. Bunun nedeni ise Boğaz’ın oşinoğrafik ve hidrografik koşulları olabilir.
Çalışmada yapılan Çok Boyutlu Ölçekleme Analizi’ne göre İstanbul Boğazı’nda meydana gelen kaza nedenlerinden geminin kılavuz kaptan alıp almaması ile kaza yeri, kazadaki ölü, yaralı ve kayıp sayıları, geminin bayrağı ve tonajı arasında yakın bir ilişki, geminin türü ve bayrağı arasında da yakın bir ilişki söz konusudur.
Söz konusu çalışmada yapılan çoklu regresyon analiz sonuçlarına göre; akıntı ile rüzgar, fırtına ve sis gibi meteorolojik ve gemi tonajı gibi bağımsız değişkenlerin İstanbul Boğazı’nda kazaların olmasında önemli rol oynadığı görülmekte olup kötü hava koşullarında, akıntı hızının yüksek olduğunda ve büyük tonajlı gemilerin geçişinde kılavuz kaptan alınması önerilmektedir.
1982-2003 yılları arasında İstanbul Boğazı’nda meydana gelen kazalarda İstanbul kılavuz kaptan almama oranı %92,8 olup kazaya karışan gemilerde kılavuz kaptan alma oranı %7,2’dir.
Sağ Seyir Düzeni’nin uygulanmaya başlanığı 1982 yılından Tüzüğün uygulamaya konulduğu 1994 yılına kadar İstanbul Boğazı’nda kazaya karışan gemilerde kılavuz kaptan alma oranı %10,3’dür.
Tüzüğün uygulanmaya başlandığı 1994 yılından 2003 yılına kadar İstanbul Boğazı’nda kazaya karışan gemilerde kılavuz kaptan alma oranı %3,4’dür.
Söz konusu Tüzüğün uygulanmaya başladığı 1994 yılından 2003 yılına kadar kılavuz kaptan alma oranı azalmıştır.
Söz konusu Kaza analizleri sonuçlarına göre; Boğazlar Tüzüğü’nün uygulanmaya başlandığı 1994 yılından itibaren kazalarda düşüş olması Tüzüğün uygulanmasının kazaları azalttığı görülmektedir. Boğazlar Tüzüğü’nün uygulanmaya başlandığı 1994 yılından beri kazaya yakın durumlarda ise artış olmuştur (13).
VTS’nin devreye girdiği 2004 yılında 2003 yılına göre İstanbul Boğazı’ndaki kaza sayısında %30’luk bir düşüş olmuştur. Bu da VTS’nin kazaları azalttığını göstermektedir (13).
|
|
|
| Konteyner Taşımacılığı |
|
Yazar: aytemiz89 - 13-12-2014, 08:30 PM - Forum: Gemi Stabilitesi ve Yük İşlemleri
- Yorum (1)
|
 |
1.KONTEYNER TAŞIMACILIĞININ GENEL ANLAMDA İNCELENMESİ
1.1. Konteyner Taşımacılığının Tarihçesi, Tanıtımı ve Konteyner Standartları
İlk konteyner fikri 1801 yılında Dr. James Anderson adında bir İngiliz tarafından ortaya atılmıştır. Dr.James Anderson, aynı biçim ve büyüklükteki tekerlekli şasisi olmayan vagonların içine doldurulmuş eşyanın demiryolu üzerinde hareket eden tekerlekli bir şasi üzerinde taşınmasından sonra demir yolunda varış yerine, bir vinç vasıtası ile üstüne konulacağı bir karayolu taşıtı yardımıyla taşınması düşüncesini ileri sürmüştür. Ancak 91 yıl sonra bu fikir uygulamaya konulmuştur. 1892 yılında İngiltere ve Kıta Avrupa’sı arasında konteyner faaliyeti başlamıştır. Bugünkü anlamda ilk konteyner servisi ise 1906 yılında başlamıştır. Bu şekil taşımacılık 1960’lı yıllarda süratle gelişmeye başlamıştır. Konteyner taşımacılığı kara ve demir yolunda daha eskidir. Deniz yoluna ise daha geç girmiştir.[1]
Konteyner taşımacılığının deniz yolunda ortaya çıkısı 1958- 1960 yıllarına rastlamaktadır. Bu taşımacılık türünün deniz yollarında gelişmesine ABD öncülük etmiştir. İlk deniz aşırı konteyner taşımacılığını Rotterdam, Bremen limanına sefer yapan ‘American Sea-Land Konzern’, 1966’da özel konteyner gemileriyle Kuzey Atlantik’te başlamış, bunu ‘American Export Isbrandsten Lines ‘ takip etmiştir. Bunları da 240 ile 732 arasında konteyner taşıma kapasiteli gemileriyle Norveç`e ait Meyer Line ve atlantik Container Line izlemiştir.
Diğer bir kaynağa göre ise modern konteynercilik ve yük taşımacılığında ilk atılım 1957 senesinde Pan Steamship Company`nin altı konvansiyonel gemisinde konteyner petekleri yapmasıyla baslar Bu firma 8*8* 35 footluk konteynerler kullanmaya başlamış ayrıca gemiye ortalama gross ağırlığı 25 ton olan bu konteynerlerin boşaltılması ve yüklenmesi için özel vinçler koydurmuştur. 1959’un başlarında Mattson Navigation Company Hawai ile Amerika’nın batı sahili arasında konteyner taşıma başlamıştır. Bunu ilk petekli konteyner gemisi olan Hawain Citizen’i takip etmiştir. Matson 8*8 .*24 footluk konteynerler kullanıyordu. Köşe bağlantıları kitleme sistemleri Matson firmasının kendi dizaynı idi.
Matson firmasının bu işe girişmesiyle Grace Lines`ta konvansiyonel gemisinin konteyner gemisi haline getirdi. ‘Santa Ceonore’ bu firmada 8*8*17 footluk konteynerler kullanmaya başlandı ve böylece 3 değişik ebatta konteyner meydana gelmiş oldu.
Her birinin ayrı ebatta konteyner kullanmaları her birinin kilitleme yerlerinin ayrı ayrı olması bu konteynerlerin aynı anda bir terminalde elleçlenmesi halinde zorluklar çıkmaya başladı. Konteynerlerin standart olmaları için ilk çalışma 1961 senesinde A.S.A ( Amerikan Standart Association) tarafından ele alındı. Bilahare 1965 sonlarında I.S.O (İnternational Standart Organization ) bu isi ele aldı ve konteynerler için bazı ölçüleri standart olarak tanıdı.
Gerek ISO’ nun tanımlamasına, gerekse doktrindeki tarif ve açıklamalara göre, bir çok heterojen malın tek bir yükleme ve taşıma ünitesi haline gelmesine yardım eden, içine konan malların birkaç indirme bindirme işleminden sonrada taşınmasını sağlayan hiçbir tasıma aracına bağlı olmayan ve bir araçtan diğerine teknik araçlar yardımıyla kolaylıkla aktarıla bilen, büyüklüğü ve dizaynı indirmeye ve bindirmeye uygun olan, tekrar kullanılabilmesi için gerektiği kadar sağlam yapılan sandık ve taşıma katlarına konteyner denilmektedir.[2]
Burada bir husus dikkat çekmektedir. Bir defaya mahsus olan konteyner tarif uyarınca konteyner tarif uyarınca konteyner sayılmayacağı gibi kullanma sayısı birkaç defa ile sınırlı olan konteynerler de bu tarif dışında kalmaktadır. Sürekli kullanma konteynerin en önemli vasfıdır. Bir konteynerin kullanım suresi 5- 10 yıl arası değişmektedir.
Uluslar arası Standartlar Örgütü tarafından konteynerin ölçü birimleri tespit edilmiş ve aşağıdaki ülkeler tarafından onaylanarak kabul edilmiştir.
Avustralya- Hindistan- Güney Afrika- Avusturya- İran- İspanya- Belçika İrlanda- İsveç- Bulgaristan- İsrail- İsviçre- Kanada- İtalya- Türkiye- Şili Meksika- İngiltere- Çekoslovakya- Hollanda- A.B.D- Danimarka- Yeni Zelanda- Rusya- Fransa- Norveç- Yugoslavya- B.Almanya- Polonya-
Macaristan- Romanya
Uygulaya konan 688 sayılı uluslar arası standarda bir konteynerin standart eni 2.438m.` dır. Uzunluk ise çeşitli konteyner tiplerine göre şöyle sıralanmaktadır.
[img=576x368]file:///C:/Users/aytemiz/AppData/Local/Temp/msohtmlclip1/01/clip_image002.gif[/img]
Yüksekliği 2.438 mm (8ft) olan konteynerler 1A,1B, 1C ve 1D olarak ve
2.438mm altında (8ft) olanlar ise 1AX, 1BX, 1CX ve 1DX olarak sınıflandırılmıştır. Burada X harfi konteynerin yüksekliğinin 0 ve 2.438mm arası olmasını göstermesinden başka bir anlamda kullanılmamıştır. Likit taklar platformla uygun konteynerler ve bazı ambalajlanmamış yükler için yüksekliği düşük konteynerlere ihtiyaç duymaktadır.
668 No` lu ISO standardı 1979 yılına kadar üç defa revize edilmiştir. Halen geçerli olan revize edilmiş üçüncü baskıdır. Ülkemizde de kabul edilen ISO-668 sayılı konteynerler, boyutlar ve bürüt ağırlıklar adlı standarda paralel olarak 1975 yılında Turk Standartları Enstitüsünce 1360 No`lu ihtiyari standart uygulamaya konulmuştur. Bu standardın ISO`ya göre tekrar revize edilmemesiyle 668 ISO standardının paralelinde yürürlüğe konan ihtiyari 1360 No` lu standart arasında faklılıklar mevcuttur.[3]
Konteyner konusunda ISO tarafından yayınlanan bir dizi standartlar mevcuttur. Bunlar ‘’Konteyner Terimleri’’(830), ‘’Konteyner Köse Bağlantı
Parçalarının Özellikleri’’ (1161), ‘’Çeşitli Konteyner Tipleri için Muayene ve
Deneyler ‘’ (1496/1-2-3-5- bc), ‘’Konteyner kodlanması, Tespit Edilmesi ve İşaretlenmesi’’ (6346), ‘’Konteynerlerin Tanımlanması Levhası’’ (6359), ‘’Hava- Kara Zincirleme Taşımacılığı için kullanılan Konteynerlerin Muayene ve Deneyleri’’ (8323) konularını içermektedir.
Yürürlükte olan ISO standardına paralel ülkemizde şu standartlar uygulamaya konulmuştur: TS 1356 Konteynerlerin En Küçük İç Boyutları, TS 1357 Konteyner Terimleri, TS 1358 Köşe Bağlantı Parçalarının Özellikleri, TS 1359 Konteynerlerin İşaretlenmesi, TS 1360 konteyner Boyutları ve Brüt Ağırlıkları, TS 1439 Konteyner Muayene ve Deneyleri. Türk Standartları Enstitüsünce ileri bir uygulama ile ISO tarafından çıkarılan ilk standartların benimsendiği daha sonra bu konuda herhangi bir talep gelmediği için standartların ISO paralelinde yenilenmediği anlaşılmaktadır. Yakın gelecekte ülkemizde gelişme göstermesi beklenilen konteyner taşımacılığının uluslar arası standartlara tümüyle uyum sağlayabilmesi için TSE` ince ISO`ya uygun yeni standartların hazırlanması gerekir.
ISO tarafından tespit edilmiş konteyner standartları dünyada büyük uygulama bulmuş ve kabul görmüştür. Konteynerler kullanış amaçlarına göre kuru yük konteynerleri ve özel konteyner olarak iki gurupta sınıflandırılabilir. Dünya konteyner pazarının %85. 6`sini meydana getiren kuru yük konteynerlerinin %2`sinin ve bu tipin dışında kalan özel konteynerin ise %14`lük kısmının yalnız %4`unun ISO standartlarına uymadığı yapılan araştırmalarla tespit edilmiştir.[4]
1.2. Kullanım Sahasına Göre Konteyner Tipleri
1.2.1. Kuru Yük Konteynerleri: Bu tip konteynerlere çeşitli değişik mal taşınmasında kullanıldığı için “parça mal konteyneri” de denilmektedir. Çeşitli değişik mallardan oluşması ve çeşitli göndericilerinin bulunması, alınacak ayrı ücretler yönünden konteyner taşımacılığını çok karlı hale getirmektedir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi bu tip konteynerler dünya pazarının %86. 6`sini meydana getirmektedir. Bu tip konteynerlerin 270° açılabilen iki parçalı bir kapı sistemi mevcuttur. Çelik- saçtan konteynerlerin boyutları ISO standartlarına göre tespit edilmektedir. İş hacmi 68. 8m 3’tür.
1.2.2. Özel Konteyner Tipleri:
1.2.2.1. Üstü Açık Konteynerler: Çelikten yapılmaktadır. Boyutları normal konteynere uymayan makinelerin taşınmasında kullanılmaktadır. Genellikle baskı ve tekstil makineleri bu tip konteynerlerle taşınabilmektedir. Konteynerin dayanıklı olabilmesi yan duvarlarının ve gereklidir. Her boyuttaki makinelerin taşındığı göz önünde bulundurulursa duvarların ve tabanın çok sağlam olması bu tip Konteynerlerde aranacak başlıca vasıftır. Üstü açık konteynerler içinde %30,4’lük bir oranla 1986 yılında en fazla kullanılan özel konteyner tipidir.
1.2.2.2. Soğutma İmkânlarına Sahip Konteynerler: Et, balık, yaş sebze, meyve taşımacılığında kullanılmaktadır. Çevresi çelikten yapılmıştır. Duvarları, taban, tavan ve kapıları suntadan cam yünü ile sağlamlaştırılmıştır. Plastikten ve poliüretanlı köpükten yapılmıştır. Konteynerlerin içi kısmında tahta kısım yoktur. Taban ayrıca çelik, teneke ve alüminyum ile kaplanmış, bunların altından havalandırma kanalları geçirilerek üzerleri yine köpükle desteklenmiştir. Özel konteynerler içinde kullanma oranı %22,8dir.
1.2.2.3. Düz Konteyner: Yan tarafları ve üst acıktır. Ağaç, ağaç ürünleri ve demir çelik ürünlerinin taşınmasında kullanılmaktadır. Ön ve arka kapaklar çelikten, taban ise tahtadan yapılmıştır. Taşınan malların muhafazası için korkuluklar mevcuttur. Korkuluklar madenden olabileceği gibi tahtadan da olabilmektedir. Korkuluklar portatif olup konteynere her türlü yükleme imkanı vermektedir. Avrupa-Avustralya arasındaki taşımacılıkta kullanılmaktadır. Özel konteynerler içinde payı %17,7’dir.
1.2.2.4. Tecrit Edilmiş Konteynerler: Kullanılma olanakları oldukça sınırlı olan bir konteyner türüdür. Kısa mesafelerde kullanılmaktadır. Soğutma imkanına sahip konteyner tekniği ile yapılmıştır. Fakat soğutma aracı yoktur. Konteyner plastik köpükle takviye edilmiştir. Buzhanede soğutulup yük doldurulacak yere gönderilmektedir. Isı kaybı tahta ve metal kısmın olmaması nedeniyle yok gibidir. 10 saat süreyle yeni bir soğutma işlemi gerekmeksizin malın taşınmasına imkan vermektedir. Bu tip konteynerlere ısıya çok hassas yiyecekler kısa mesafelerde taşınabilmektedir.
Yapılan bir deneye –20°C olarak yüklenen konteyner +30°C hararetin olduğu bir taşımacılık esnasında 10 saatlik bir tasıma sonunda konteyner içi ısının -12°C’ a çok düştüğü tespit edilmiştir. Bu konteynerin bir avantajı da çok hafif olmasıdır. Tecritli konteynerlerin özel konteynerler içinde kullanma payı %11,2’dir.
1.2.2.5. Dökme Mal Konteyneri: Hububat taşınmasında kullanılmaktadır. Konteynerin açılabilen tavanından doldurulmakta ve arka kapaktaki mevcut gözler yardımıyla boşaltılabilmekte ve ayrıca parça yük taşımasında da kullanılabilmektedir. Hububat taşınmasında çuval ve diğer paketleme imkanlarından tasarruf sağlanmaktadır. Konteynerin alıcının silosuna direkt boşaltılması mümkün olduğu hallerde büyük tasarruf sağlandığı için küçük parti hububat sevkiyatında kullanılmaktadır. Özel konteyner türleri içinde kullanma oranı %9.3`tur.
1.2.2.6. Tank Konteyner: Sıvı mamullerin ve basınçlı gazların taşınması için geliştirilmiştir. Saç ve çelikten imal edilmiştir. Silindirik yapıda olup, ayrıca tahta veya tenekeden yapılmış dikdörtgen biçimde bir çerçeve içine de alınmaktadır.
Şarap meyve suları taşıması için konteynerlerin içi ayrıca plastikle kaplanmıştır. Isı farkı yüksek olan bölgelerde yapılacak taşımalarda özel araçlar kullanılabilir. Konteynerlerin üzerine tehlikeli, yanıcı patlayıcı madde işaretini gösteren uluslar arası işaretler konulmaktadır. Özel konteynerler içinde kullanma oranı %4.9`dur.
1.3. Kullanılan Malzemeye Göre Konteyner Tipleri
1.3.1. Çelik Saçtan Yapılan Konteynerler: Dünyada en çok kullanılan konteyner türüdür. Kullanma oranı %84. 1` dır. Dikdörtgen şeklinde olan konteynerlerin çerçeveli çelikten yapılmıştır. Çerçeve dışında kalan kısımlar ise kullanılan malzemeye göre ağırlığı değişen 1mm kalınlığında saclarla örülmektedir. İki parçalı kap 270 derecede açılabilmektedir. Konteynerin tabanı su girmemesi için tahta ile kaplıdır. Genellikle tahta için cam ve kayın kullanılmaktadır. Tahta kalınlığı ise 30- 40 mm`dır. Çerçeve olan çelik ile aralarına lastik konmaktadır. Deniz taşımacılığında konteynerin aşınmaya karşı korunması için suni bir boya ile boyanması yoluna gidilmektedir.
Çelik saçtan yapılan konteynerler her türlü araç ve her türlü mesafede kullanılabildiği için hasar oranı çok yüksektir. Ancak çelik saçtan yapılan konteynerlerdeki hasarlar kolaylıkla giderilebilmektedir. Teneke, sac, çelik gibi malzemelerin fiyatlarının düşük olması bu tip konteynerlerin yapımını teşvik etmektedir. Zaten bu tip konteynerlerin en fazla kullanılır olmasının nedeni sağlamlığı ve ucuz olarak hasarlarının giderilmesi imkânı mevcut olmasıdır.[5]
1.3.2. Alüminyum’ dan Yapılan Konteynerler
1998 yılında dünyada kullanılma oranı %14`tur. Alüminyum`un aşınmaya karşı dayanıklı ve çeliğe karsı oldukça hafif olması gibi özellikleri nedeniyle kullanma sahası genişlemiştir.
Alüminyumdan tasıma kapları iki şekilde üretilmektedir. Yalnız tabanı çelik olan alüminyum konteyner türüne karşılık tavan ve tabanı çelik olan alüminyumdan yapılan konteyner şeklide mevcuttur. Herhangi bir alternatifin seçilmesiyle belirli bir maliyet de seçilmiş olmaktadır.
Konteynerlerin duvarlarının alüminyumdan yapılmasında da iki yöntem mevcuttur. Ya yekpare alüminyum ya da parça levha kullanılmaktadır. Parça levhalı sistem genellikle tercih edilmektedir. Bu sayede konteynerlerin hasarlı bölgelerin tamiratının kolaylıkla yapılması ve az masrafla hasar giderilmesi imkanı doğmaktadır.
2. KONTEYNER YÜKLEMESİNDE DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR
Bu arada konteyner yüklemesiyle ile ilgili bazı kurallara yer vermek yerinde olacaktır. Konteyner yüklerken şu hususlara dikkat edilmesi gerekir.
1) Ağır olan mallar tabana, hafifleri daha yukarı konulmalı,
2) Yüklenecek malların ağırlığı tasıma kabının her tarafına eşit bir şekilde dağıtılmalı,
3) Yükleme emniyete alınmalı; taban, yan tarafa, on ve arka taraflar özellikle kapıyı emniyete alacak şekilde yüklenmeli.
4) Mallarla duvarlar arası boşluklar doldurulmalı.
5) Eğer konteyner konan mal sıvı ise bu takdirde çift ambalaj yapılarak akma, sızma asgariye indirilmeli.
6) Tehlikeli mal konulmuşsa, uluslararası taşımacılıkta kullanılan işaretlerle belirlenmeli.
7) Palet dışında bir usulle mal yüklenmiş ise üst üste gelenler birbirine bağlanmalı böylece yolda konteynerin duvarlarına yapılacak baskı azaltılmalı.
8) Yüklenen miktar konteyner için tespit edilenden fazla ise bu mutlaka belirtilmeli.
9) Gerekli haller dışında konteyner ve taşıyıcı araçları tasıma kapasitesini aşacak şekilde yüklememeli.
10) Konteynerin kapıları, üst tentesi itinalı bir şekilde kapatılıp mühürlenmeli, anahtar ve mühür numaraları alınmalıdır.[6]
2.1. Konteyner Taşıma Sistemlerinin Sağladığı Faydalar ve Karşılaşılan Sorunlar
1960` lı yılların basında başlayan konteyner taşımacılığı büyük bir hızla gelişmiştir. Klasik taşımacılığın yerini birçok alanda konteyner taşımacılığı almaya başlamıştır. Konteyner kullanımının tüm kara ve deniz teknolojisinde bir ihtilal olduğu en çok üzerinde fikir birliğine varılan bir görüş alarak ortaya çıkmıştır. Diğer taraftan konteyner taşımacılığının deniz taşımacılığında sanayileşme olduğu çeşitli bilimsel araştırmalarda yer almaktadır. Genel kargo yüklerinde insan gücünün çokça kullanılması, konteyner yüklemesinde ise mekanik yüklemeye geçilmiş olması bu görüşü büyük ölçüde doğrular niteliktedir.
Milletlerarası Ticaret Odası tarafından yayınlanan bir çalışmada konteyner taşıma kapasitesi ile kuru yük tasıma kapasiteleri 1960- 1980 yılları itibari ile karşılaştırılmıştır. Grafik konteyner taşımacılığının gelişmesini göstermesi açısından ilginçtir.
3.KONTEYNER TAŞIMA KAPASİTESİ VE KURU TAŞIMA KAPASİTELERİNİN KARŞILAŞTIRILMASI 1960- 1980[b][7][/b]
[img=528x343]file:///C:/Users/aytemiz/AppData/Local/Temp/msohtmlclip1/01/clip_image004.gif[/img]
Konteyner taşıma Kapasitesinin 1960` lı yıllardan başlayarak büyük bir süratle arttığını ve on yıl sonra kuru yük taşıma kapasitesi üzerinde seyir ettiğini görmekteyiz. Bu ilginç ve süratli gelişmenin nedenlerini araştırmak gereklidir. Niçin konteynercilik süratle gelişmektedir? Bu sorunun cevabını ararken konteyner tasıma sisteminin diğer deniz tasıma türlerine göre üstünlüklerini belirtmemiz gerekir.
Konteynerciliğin diğer deniz taşıma türlerine göre üstünlük sağladığı tasarruf imkânlarında görülmektedir. Burada ambalajlama, depolama masrafları, zaman tasarruf sağladığı hususuna bir göz atalım. Burada bu konuda yayınlanmış bir araştırmaya yer vermek yerinde olacaktır.
Araştırmada çeşitli gemi türlerine göre hesaplanmış liman, işletme ve personel giderleri görülmektedir. Bu tür giderler gerek gelişmekte olan ülkeler ve gerekse gelişmiş ülkeler açısından incelenmiştir. Ölçü, birim ton basına ABD dolarıdır.
Burada araştırmanın 1976 yılında yapıldığını gözden kaçırmamak gereklidir. Bugün bu rakamlar muhakkak değişikliğe uğramış olmakla beraber yinede bize konu ile ilgili bir fikir vermektedir.
3.1. Gemi Türlerine Göre Liman Giderleri
[img=586x400]file:///C:/Users/aytemiz/AppData/Local/Temp/msohtmlclip1/01/clip_image006.gif[/img]
Konteyner gemilerinin her iki ülke gruplarında da (U-D) en düşük genel giderle çalıştığı gözlenmektedir. Bu durum konteyner taşımacılığı nedeniyle liman verimliliğini artırmaktadır. Genel anlamda büyük bir tasarruf sağladığı anlaşılmaktadır.
Bu arada konteyner taşımacılığının niteliğinden doğan tasarruf türlerini belirtelim:[8]
a) Ambalajlama masraflarından tasarruf,
b) Depolama masraflarından tasarruf,
c) Yüklemenin süratlendirilmesi nedeniyle zaman tasarrufu,
d) İş gücü tasarrufu,
e) Birimleştirme nedeniyle maliyetin azalması,
f) Sigorta giderlerinden tasarruf,
Konteyner taşımacılığının Avrupa`da ilk yapıldığı yıllarda Managements Consultans Mc Kinsey Co tarafından yapılan incelemeye göre tasarruf miktarları oransal olarak tespit edilmiştir. Bu rapora göre konteyner taşımacılığı ile ambalaj ve tasıma masraflarında %20 tasarruf, Birimingham Chicago arasında 10 ile 20 günlük azalma, depolama masraflarında %10 azalış hasar ve hırsızlık olaylarında azalma nedeniyle sigorta primlerinde %30 azalma tespit edilmiştir.
3.2. Konteyner Taşımacılığının Sağladığı Tasarruflar[b][9][/b]
Ambalajlama Masraflarından Tasarruf
Konteyner kullanıldığı iş nedeniyle ambalaj olma sahiptir. Konteynerler içlerindeki yükleri mekanik hasarlara ve iklim şartlarına karşı korur. Bu tip çeşitli boylar ve çeşitli maddelerle ambalajlanan çeşitli, değişik boyutlarda malların tek bir taşıma ve yükleme birimi haline getirmesini sağlamıştır. Dolayısıyla mallar için gerekli ambalaj azalmış ve ambalaj masraflarından tasarruf sağlanmıştır.
Yukarıda Avrupa ile ilgili belirttiğimiz %20 ambalajlama giderlerinden tasarruf miktarının, Japonya`da yapılmış bir incelemenin sonuçlarına göre ilaç, oyuncak gibi küçük fakat pahalı mallarda %80`e kadar yükseldiği tespit edilmiştir.
Depolama Masraflarında Tasarruf
Konteyner biçimi, dış ve iç tezyinatı ile bir depo görünümündedir. Bu biçimi, her türlü şartta dayanıklılığı ve kullanım şekli de depolama maliyetlerini büyük ölçüde azaltmaktadır.
Yüklemenin Süratlendirilmesi Nedeniyle Zaman Tasarrufu
Elleçlenen konteyner standart yapıda ve yeknesak yük özelliğindedir. Bu nedenle yüklemede hata yapılması ihtimali azalmaktadır. Bu durum limanlarda gecikmeyi, sıkışıklığı ve düzensizliği önler. Zaman tasarrufu yaratır. Bu konuda bir kaç pratik örnek konuyu kavramak için gereklidir.
Bilinen klasik tipteki gemilerden bir ambardan bir saatte on bir kişilik işçi postası ile ortalama 10- 20 ton karışık eşya boşaltma imkanı mevcut olmasına karşılık, konteyner taşıyan gemilerde bir saatte sadece dört işçi ile 300- 350 ton yükün boşaltılması mümkündür. Amerika’ da aynı rıhtımdan 4500 tonluk bir geminin dört posta işçisi ile 84 saate boşaltılması yapılırken, konteyner taşıyan bir geminin sadece 4 işçi ile boşaltılması kullanılan mekanik araçlar nedeniyle 15 saattir. Bu hesaplamada bir konteynerin kendi ağırlığı ile birlikte ortalama 15 ton ağırlıkta olduğu düşünülmüştür. Konteynerin herhangi bir yere liman vinçleriyle aktarılması, üç dakikada olmaktadır. Bu arada 20 foot` luk konteynerler için ortalama bir miktar göz önüne alınmıştır. Bu miktarı azamiye çıkarmak`da mümkündür. 40 foot`luk konteynerlerin 24 ton ortalama ağırlıkla 3`er dakika yüklendiğini farz ederek 12 saat çalışan bir konteyner köprüsünde 5760 ton mal elleçlenebileceğini bulabiliriz. Bu örneklerden de anlaşılacağı üzere yükleme- boşaltma hızı diğer yükleme şekillerine göre artmakta ve zamandan tasarruf büyük boyutlara ulaşmaktadır.
Zaman tasarrufunun diğer bir faydası`, taşıma araçlarının liman terminallerinde bekleme sürelerinin dolayısıyla rotasyon süresinin kısaltılması ve taşıma güçlerinin arttırılması ile görülmektedir.
Birimleştirme Nedeniyle Maliyetlerin Azalması
Konteyner taşımacılığı parça yüklerin birleştirilmesi ile taşımacılık olarak ortaya çıkmıştır. Bu arada yüklerin parça parça muamele görmesi yerine toplu bir şekilde yükleme ve boşaltılması konteyner taşımacılığı ile sağlanmıştır. Birimleştirilmiş yükler yeknesak yapıda değildir. Klasik tasıma türlerinde zorlukla elleçlenen bu tip yükler, konteyner içinde taşındığında gayet rahat olarak elleçlenebilmektedir.
Burada birçok araştırmacı yazar tarafından gösterilen bir örneğin belirtilmesinde fayda umulmaktadır. Batı Almanya`da yapılan Wolswagen marka otomobillerin fiyatlarının yüksekliği nedeniyle B.Amerika`ya ihracı mahdut sayıda olmaktaydı. Bu otomobillerin 1960 yılında parçalar halinde konteyner vasıtası ile B.Amerika`ya nakledilmesi başlanılması neticesinde fiyat ve hasarın asgariye indirilmesi kabil olmuş ve B.Amerika`da yıllık satış miktarı 700.000 adede yükselmiştir. Gerek yaratıcı fikrin gerekse birimleştirilen yüklerin en güzel tarihsel örneği olan bu durum konteyner taşımacılığının ne denli maliyet düşürücü olduğunu da açıkça göstermektedir.
İs gücü Tasarrufu
Yüklemenin süratlenmesi ile ilgili zaman tasarrufuna örnek olarak klasik gemilerin ambarından bir saatte 11 kişilik işçi postasıyla ortalama olarak 10- 20 ton boşaltma yapma imkânı mevcut olmasına karşılık, konteyner taşınan gemilerden bir saatte 4 kişi ile 300- 350 ton yükün boşaltılması mümkün olduğu belirtilmiştir. Bu örnek maliyet düşürücü ve iş gücü tasarrufunu sağlayıcı etkisi nedeniyle konteyner taşımacılığından sağlanan faydaları belirgin olarak gösterilmektedir. Burada dikkat çeken husus iş gücündeki büyük azalmanın sonucu işsizliğin artıp artmayacağıdır. Konteyner taşımacılığının gelişmesinin iş yaratacağını belirten bazı çalışmalarda mevcuttur. Konteyner boşaltıp doldurmada liman çevresinde bu işleri yapmak için iş gücü gerektiği, konteyner rıhtımlarına yapılan yatırımlardan en yüksek faydayı sağlamak için çok çalışması gerekliliği dolayısıyla vardiyaların sürekli değişmesinin gereği ve konteyner taşımacılığı ile birlikte konteyner tamiri ve elleçlenmesi gibi yeni işler yaratabileceği ifade edilmiştir. Burada bir gerçeği görmemezlikten gelmemek gerekir. Konteyner taşımacılığı, deniz taşımacılığına sanayileşmeyi getirmiştir. Yüklerin elleçlenmesinde yükleme ve boşaltmada büyük oranda mekanizasyona gidilmiş ve böylece daha az işçi ile çalışma mecburiyeti doğmuştur.
İş yaratma imkânı kolay olan gelişmiş ülke ekonomilerinde bu durum bir sorun teşkil etmemektedir. Ayrıca endüstrinin süratle gelişmesine de neden olmaktadır. Gelişmekte olan ülke ekonomilerinde ise işsizlik oranı yüksektir. Konteyner taşımacılığının gelişme aşamalarında iş gücü azaltılması deniz sektöründe büyük oranda işsizliği arttırabilecektir.
Sigorta Giderlerinden Tasarruf
Konteynerlerin kendisinin en iyi koruyucu olması nedeniyle hasar ve hırsızlık olaylarında büyük oranda azalma olmuştur.
Konteyner taşımacılığında yapılan tecrübelerle şu hasar türleri tespit edilmiştir.
a) Konteynerin kaybolması fırtınada gemiden düşme veya hırsızlık nedeniyle
b) Kırılma: içinin iyi düzenlenmemesi nedeniyle
c) Paslanma: Konteynercilikle birlikte yeni bir zarar tipi yaratılmıştır.
Konteynerlerde iklim değişiklerinden, yani ısı farkından dolayı terleme olmakta ve konteyner diplerinde su birikintileri meydana gelmektedir. Eğer su birikintilerine mani olunmazsa yükler paslanmaktadır. Ayrıca konteynerin iç boyaları da yüke buluşmaktadır. Bu zarar tipine terleme (sweatdamage) hasarı denmektedir. Havalandırma sistemi ile zararın giderilmesine çalışmaktadır. Bu yolla ıslaklık konteynerin kenarlarına doğru çekilmektedir. Yine konteyner kapanmadan önce nem alıcı maddeler kullanılmaktadır.
Burada hasar ve risklere karsı yapılması gereken sigorta iki çeşittir. Taşıma sigortası konteynerin hasara uğraması ve kaybolma riskini sigorta eder. Taşıyıcının mesuliyeti sigortası, konteynere mal yüklemeye karşı taşıyıcının konteynerin içindeki malları sağlam ve zamanında teslim etme yükümlülüğünü kapsar.
Bu tasıma sisteminde hasar türlerinin çok sık gerçekleşmesi ihtimali azdır. Riziko az olması, primlerin de aynı oranda düşük tespit edilmesine neden olacaktır.
Buraya kadar konteyner taşımacılığının getirdiği faydaları açıkladık. Konteyner taşımacılığının getirdiği faydalar yanında bu tür taşımacılığın uygulanmaya başlamasıyla birlikte birçok sorunla karşılaşılmaktadır. Sorunları ikiye ayırmak daha faydalı olacaktır. İlk olarak karşılaşılan genel anlamda sorunlar, daha sonra da gelişmekte olan ülkelerin yapıları itibarıyla karşılaştıkları özel sorunlar incelenecektir. Konteyner liman faaliyetlerinin sürdürülmesi için gerek bilgi- işlem teknolojisine gerekse büyük oranda araç ve gerece ihtiyaç vardır. Özel gemiler, vinçler ve bunun gibi büyük çapta kapital ve finansman ihtiyacını gerektirir. Bilhassa gelişmekte olan ülkelerde karşılaşılan diğer bir zorlukta çoğu zaman var olan döviz ihtiyacıdır. Bugün finansman sorununa enternasyonal finans kurumlarınca çözüm bulunabilmektedir.
Limanlar yönünden pahalı olan konteyner taşımacılığı, taşıt yönünden de pahalıdır. Konteyner gemilerinin satış fiyatları diğer konvansiyonel gemi satış fiyatlarına göre pahalıdır. Lloyd`s shipping economist dergisince yeni yapım ve ikinci el gemi fiyatları çeşitli gemi türlerine göre ayrı ayrı verilmiştir. Verilen fiyatlara göre şu tabloyu şekillendirebiliyoruz. Yukarıdaki tablodan da görüleceği gibi 1600 TEU`luk bir özel konteyner gemisinin dengi 30000 dwt`luk yeni yapım kuru yük gemi 12 milyon dolar, 32000 dwt`luk yeni yapım tanker 18 milyon dolar`dır. Yalnız yeni yapım genel yük gemilerinin 20000 dwt`luk olanı 21. 1 milyon dolarlık satış fiyatı ile 1600 TEU`luk yarı konteyner gemisi fiyatı 15. 5 milyon dolardır. Bu fiyat 20000 dwt`luk genel yük gemisinden yaklaşık 6 milyon dolar daha ucuzdur.
Burada çeşitli değişik amaçlı taşıma gemilerinin fiyatlarının birbirleriyle karşılaştırılmasının doğru olmadığı söylenebilir. Şöyle bir örnek belki karşılaştırmanın doğruluğunu kuvvetlendirebilir.
Yeni kurulan veya kısıtlı finansman imkânı olan bir taşımacılık şirketi ellerinde bulundurduğu finansman imkânıyla taşımacılık yapmak istediğinde muhakkak konteyner gemisi satın almayacak ve daha makul fiyatlı bir gemiyi tercih edecektir. Gelişmekte olan ülkelerin imkânları bu verdiğimiz örnekteki kısıtlı finansman imkânlarını çok andırmaktadır. Bu ülkeler kendi imkânlarıyla konteyner taşımacılığı yapmaktadır. Limanlara konteyner yükü akışı sorunu, bu ülkelerin kara ve demir yolu altyapı sorunları ile büyük oranda bağlılık gösterdiğinden yeterli miktarda konteyner yükü toplanmamaktadır. Bu nedenle gelişmekte olan ülkeler yarı konteyner gemilerini tercih etmektedirler.
Görüldüğü gibi alt yapı, ekipman ve taşıt yönünden önemli yatırımlara gerek vardır.
Konteyner taşımacılığının denizcilik sektöründe işsizlik yaratabileceğine konteynerciliğin faydalarını belirttiğimiz kısımda incelemiştik. Billahsa bu tip taşımacılığın gelişmekte olan ülkelerde işsizliğin artırıcı olacağını ifade etmiştik. Bu arada bu iddiayı kuvvetlendirecek bir örnek verelim. Konteyner taşımacılığının başladığı 1960 yılında İngiltere de Londra yakınlarında Tilbury’ de yapılan grevler belki işsizlik durumunun en güzel örneklerinden biridir.
Bugün için gelişmiş ülkelerde konteynerlerin sınır kapılarında açılıp kontrol edilmemesi hususu sağlanabilmiştir. Konteynerler gümrük idarelerinin kontrolünde doldurulmakta ve mühürlenmektedir. Geçilen ülkelerde sadece gümrük mührünün tahrip edilip edilmediği kontrol edilmektedir ve refakat belgeleri (ordino, konşimento, sigorta belgeleri )ile konteyner yoluna devam etmektedir. Son varacağı yerde yine gümrük idareleri tarafından mühür kontrol edildikten sonra boşaltılmaktadır. Bu belirttiğimiz son husus birçok ülkede sorun olmaktadır. Türkiye Gümrük Mevzuatına göre bir konteynerin liman dışına çıkartılabilmesi için konteyner başına bir teminat yatırılması gereklidir. Bu teminat miktarı oldukça ağır bir meblağdır. Dolayısıyla bu hak yeterince kullanılmamaktadır. Beyan suretiyle ve teminat yatırılarak gümrük işlemlerinin mal sahibi deposunda yapılabilme imkanı sağlanmaktadır. Konteynerlerin %80’i limanda açılmaktadır. Konteynerlerden çıkan mallar geniş bir alana yayılmakta ve liman alanı yetersiz kalmaktadır. Bu arada yapılması gereken şey beyan usulünün devamının sağlanması ve yatırılacak teminatın kaldırılmasıdır.
Konteyner taşımacılığının yapılabilmesi için yeterli miktarda yükün bulunması da başlı başına sorundur. Yeterli yük bulunması sorunu konteyner gemilerinin hareketini planlamaktadır. Yük bulunamaması hali taşımayı ekonomik olmaktan çıkarmakta, limanda lüzumsuz bekleme zaman tasarrufunu önlemekte, ayrıca eksik yükle hareket ise taşımacılığın ekonomik yönünü zayıflatmaktadır. Bunun yanında konteyner taşımacılığını ekonomik kılan yük akışını çift yönlü olmasıdır. Yani tek yönlü yük bulma konteyner taşımacılığının ekonomik olmasına yetmemektedir. Limanlar arasında yeterli yük bulunması konteyner taşımacılığının ekonomik olması açısından önemlidir. Gelişmekte olan ülkelerde yurt içi taşımacılığın yeteri kadar gelişmemiş olması limanlara yeterince yük naklini önlemektedir. Buna gelişmekte olan ülkelerin demiryolu ve karayolu altyapı yatırımlarının yeterli olmaması neden olmaktadır.
Bazı yabancı ülkelerde liman hizmetleri yabancı şirketlerin tekelindedir. Bu durum büyük oranda yurt dışına döviz kaçmasına neden olmaktadır. Ödemelerin dengesi açısından da yabancı şirketlerin ülke firmalarından daha fazla hizmet vermeleri görünmeyen işlemler hesabında eksi bakiye verecektir.
Ayrıca 3000 TEU ‘ luk konteyner gemilerinin yanaşmasına yeterli olacak su derinliğine sahip (43 kulaçtan fazla) limanların sayısı oldukça azdır. Bu nedenle konteyner gemisinin yanaşacağı rıhtımların derin sularda yapılması gereklidir. Bu durum limanlara ek inşaat masrafları getirecektir.
4. GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERDEN KONTEYNER TAŞIMACILIĞI VE KARŞILAŞILAN SORUNLAR[b][10][/b]
Konteyner taşımacılığını gelişmekte olan ülkelerin ihtiyaçlarına uyarlarken karşılaşılan problemleri şöyle sıralayabiliriz:
Kaliteli İşletme:
Konteynerizasyon işletme yoğun bir operasyondur. Konteynerlerin akışını bunlarla ilgili dokümantasyon yönlendirmek için iyi işletmecilik gerekmektedir. İşletmecilikler, konteyner kontrolünde, başlıca izleme sistemleri için gerekli kompüter ve ticari dokümanların programlarının hazırlanması konularında yetiştirilmelidir. Gelişmiş ülkelerin firmalarıyla yapılacak müşterek teşebbüsler de bir çözüm yoludur.
Sermaye Tedarik Edilmesi:
Konteyner taşımacılığının sermaye yoğun bir taşımacılık türü olduğunu önceki sayfalarda incelemiştik. Ancak şunu da ifade etmek gerekir. Konteyner taşımacılığının yüksek verimliliği sermaye ihtiyacını azaltabilir.
Döviz Yaratma Niteliği:
Eğer gelişmekte olan ülkenin ihracatçısı teslimi de üstleniyorsa navlunu döviz olarak kazanıyor demektir. Bunun ülkede kalıp kalmaması taşıyıcının ulusal veya yabancı bir taşıyıcı olmasına bağlıdır. Gelişmekte olan ülkeler filolarını kurdukça, katılım ve döviz kazanma imkanları artar. Eğer ihracatçı fob şartlarını kabul ederse, fırsat alışverişin diğer ucuna geçer. Bazı gelişmekte olan ülkeler fob yöntemiyle alarak ve ithal yükünü kendi ithal hatlarına yönelterek ithal navlunlarını ele geçirmeye çalışmaktadır. Milli ekonomi bu işlemden yarar görmekte ve böylece döviz sarfiyatını en aza indirmektedir. Fakat bu tür bir girişim karşı tarafı da aynı yönde harekete sevk edebilir.
Batılı işlemciler, FOB yöntemiyle alarak ve CIF yöntemiyle satarak gelişmekte olan ülkelerin kendi gemilerine yük rezerve etmek usulsüz baskı uyguladığını düşündükleri durumlarda kendi ülkelerinden yardım beklemekte ve bağlı olduğu OECD kuruluşunu bu konuda tedbir almaya, haklarını aramaya zorlamaktadır. Gelişmekte olan ülkeler ticari olarak ne kadar güçlenirse, anlaşmazlığa yol açan yöntemlere başvurmadan döviz kazanmakta o kadar başarılı olur.
Emek
Gelişmekte olan ülkelerde emek çoğunlukla ucuzdur ve arzı yüksektir. Politik olarak, ekonominin sektörlerinde istihdam sağlama baskısı vardır. Konteyner servisleri ilgili sermaye yoğun faaliyetlere çevirmiştir. Gelişmekte olan ülkeler için verimlilik arttırıcı ilerlemeler problem yaratmaktadır. Kısa vadeli etki işleri almaktadır. Fakat verimlilikte hiçbir ileri adım atılmazsa, ulusal ekonomide gelişim sağlanamayacaktır. Kısa vade de bile konteynerizasyon, gemideki ve limandaki geleneksel işleri azaltırken yeni işleri yaratmaktadır. Konteyner liman sahası yakınında açılıp, paketlendiğinde liman işiyle ilgili olan paketleme depolarında istihdam sağlanacaktır ve konteynerin bakımı, onarımı ile ilgili bazı işler de ortaya çıkacaktır. Daha uzun vade de, ihraç ithal mallarının iyi bir şekilde nakliyesi, ekonomik gelişmeye yardımcı olmaktadır ve ekonominin diğer sektörlerinde iş kapasitesi yaratmaktadır.
Gemiler
Gelişmekte olan ülkelerin ticaretinde yarı konteyner gemiler önemli yer tutmaktadır. Bunların verimlilik düzeyleri düşüktür. Taşınan parça yük yükleme ve boşaltma sürelerini arttırır. Ayrıca gemilerin büyüklüklerinde de sınırlayıcı bir unsurdur. Yarı konteyner gemileri gelişmekte olan ülkelere birçok sebepten dolayı çekici gelmektedir. Bu tip gemiler sınırlı sayıda konteynerin elden geçirilmesine yol açar ve eğer konteyner kontrolünde hata olursa bir çözüm yolu vardır. Oldukça küçük birimler taşınabilir ve büyük yatırımlar gerektirmez. Değişik yük çeşitleri taşımaya uygundur.
Terminaller
Gelişmekte bir ülkedeki bir konteyner terminali için hedef uygun fiyatta maksimum esneklik olmalıdır. Bulunduğu mevki önemlidir. Bir yatırım yapıldığında, gelecekteki zorunlulukları da göz önünde bulundurmak gerekmektedir. Yanaşma yerinin uzunluğu, rıhtım derinliği 1800 TEU’ luk gemilere yeterli olmalıdır. Bu büyüklük en pratik büyüklük olarak kabul edilmiştir. Bazı ülkeler sadece daha küçük gemileri alabilen terminaller kurmuşlardır. Olanakların yetersiz olması haricinde böyle bir yatırımdan kaçınılmalıdır.
Eğer daha önceden gelişmekte olan ülkelerin ticaretlerinde daha çok müşterek teşebbüsler yer alsaydı, uygun liman ve donanım gelişmeleri başarabilecekti ve kaynakların yanlış planlara harcanmasından da kaçınılabilecekti. Bu nedenle gelişmekte olan ülkelerde ticari birleşimlere gidilmesi o ülkelerin kalkınmasını hızlandıracaktır.
Tarifeler
Gelişmekte olan ülkelerde, fiyatları düşürmek taşımacılık sektörünün karşılaştığı diğer bir sorundur. Gerçek genellikle bunun tersidir. Fiyatların yükselmesine izin verilene dek milli taşımacılık layıkıyla yapılmayacaktır. Bundan yola çıkarak, şu varsayıma varılmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerin ihraç mallarının fiyatları, daha düşük değerli olduğu için, endüstrileşmiş ülkelerin ihraçlarından daha azdır. Bu durum konteyner isletmeciliğinin arasındaki rekabeti arttırmış ve fiyatları aşağıya çekmiştir.
Bu gelişmekte olan ülkelerin korktukları yüksek teknolojinin monopol yaratacağı beklentisinin tersidir. Bunun bir nedeni tonajının artmasıdır. Bir diğer neden ise konteyner işletmeciliğinin gemilerini doldurmak için yollarındaki limanlardan yük ele geçirme istekleri, bunu hızlı yük elleçleme becerileri ile başarmaları ve böylece geleneksel yük elleçleme metotlarının sebep olmuş olacağı rekabet uygunluktaki azalmadan kaçınılmasıdır.
Fiyatları suni olarak pazar düzeyinin altında tutmak yerine ticaretin özelliklerine uygun konteyner hizmetlerini arttırarak verimli bir şekilde işletmeye dikkat edilirse daha iyi hizmet verme imkânı doğmuş olacaktır.
Merkezi Planlama
Merkezi planlamaya çok fazla dayanmak temel hatalar riskini getirir. Kaynak harcamasına sebep olabilir. Yukarıdan aşağıya gelişmeyi hızlandırmak ve donatım sağlamak için önlemler alınmalıdır. Aşağıdan yukarıya gerekli hizmetleri sağlamak için ticari inisiyatif kullanılmalıdır. Bir denge oluşmalıdır ve çok fazla hükümet kararnamesi çıkarılmasından kaçınılmalı veya hükümetçe servis yönetilmesi yoluna gidilmesi önlenmelidir.
Uluslar arası Ticarette Fiziksel Dağıtım Yöntemleri
Kapıdan kapıya nakliye tüm yolculuğu kapsamayı hedefler. Bu durum klasik nakliyecilik ile farklılık göstermektedir.
Artık sadece hareketle ilgili bir işlem olan nakliyeden değil; satış organizasyonu, stoklar, depolar ve fire gibi kavramları getiren dağıtımdan söz edilmektedir. Üçüncü taraflarla ilgilenen yükleme memurları yerine, isletmecilere, kontrol görevlerine. Karar almayı gerektiren yöneticilere gerek vardır. Dağıtıma bir bütün olarak bakmak gereği ortaya çıkarmıştır.
Bir önceki bölümde belirttiğimiz gibi, ülkemizde konteyner taşımacılığında kapıdan kapıya nakliyat yapabilmek için gümrükte teminat yatırmak gerekmektedir. Bu durum kapıdan kapıya nakliyat yapmayı büyük oranda aksatmaktadır. Böyle bir organizasyonun sağlanabilmesi için kanunların bu tur
taşımacılık yapmaya uygun olması lazımdır.
Değindiğimiz gelişmekte olan ülkelerin özel sorunları hiçbir şekilde aşılamaz değildir. İstenildiği taktirde her halükarda konteyner taşımacılığına geçilebilir. Lakin bu durum gelişmekte olan ülkelerde yatırım alternatiflerine bağlıdır. Hangi yatırım bir gelişmekte olan ülke için daha fazla verimli olacağı tespit edilir. Eğer konteyner taşımacılığı en verimli alternatif ise tercih sebebi olabilir.[11]
5.KONTEYNER TAŞIMACILIĞI VE ZİNCİRLEME TAŞIMACILIK
Geniş anlamda ‘Zincirleme Taşımacılık’ birden fazla taşıma sistemi ile ve tek taşıma anlaşmasıyla taşıma yapılmasına verilen addır. Konteyner taşımacılığın gelişmesiyle birlikte büyük önem kazanan ‘Zincirleme Taşımacılık’ yabancı literatürde ‘multimodel’ ‘intermodel’ veya ‘combined’ taşımacılık adı verilmektedir. ‘Zincirleme Taşımacılık’ deyimi ilk kez bu konuda kitabı yayınlanan bugün Profesör unvanı taşıyan bir bilim adamı Latif Çakıcı tarafından kullanılmıştır. Bu deyimin bu konuda çalışanlar tarafından benimsenmesi deyim kargaşasını önleyecektir. ‘Zincir’ maddesel yapısı itibariyle zaten çeşitli taşıma sistemi için kullanılabilecek en güzel Türkçe kelimedir.
Dikkat edilmesi gereken bir husus, konteyner taşımacılığı zincirleme taşımacılık ile eşit anlamda gelmemektedir. Zincirleme taşımacılık konteynerlerin ve klasik dökme yükün ve diğer tür yüklerin taşınması ile ilgilidir. Görüldüğü gibi konteynerlerle taşınan yük dışında diğer tür yüklerde söz konusu olmaktadır. Örneğin portakal veya sebze yüklü bir kamyon bir RO/RO gemisiyle yük taşıdığı anda zincirleme taşımacılık söz konusu olabilmektedir. Zaten konteyner taşımacılığı dışında kalan Piggy Back (Huckepack) ve Ro/ Ro taşımacılığı da zincirleme taşımacılığının diğer türleridir.[12]
Piggy Back (Huckepack) taşımacılık kara ve demiryolu ile yapılmaktadır. Vagon şasi üzerinde konteyner yalnız, bazen de kamyonla birlikte taşınmaktadır.
Ro/Ro taşımacılığı ise, kara ve deniz yolu ile yapılmaktadır. Şasi üzerindeki konteyner ve kamyon Ro/Ro gemisine yüklenmektedir.
Dikkat edildiğinde söz konusu taşımalarda birden fazla araç taşıma için kullanılmaktadır. Hal böyle ise de, zincirleme taşımacılık konteyner taşımacılık sistemi için yaratılmış bir organizasyonu yansıtmaktadır. Zincirleme taşımacılığa ihtiyaç duyulmasına konteyner taşımacılığı ile geliştiren servis şekilleri neden olmuştur. Halen uygulamada dört tür konteyner servisi mevcuttur:[13]
a) House To House: Evden Eve
Hemen hemen en yoğun ve emin olanıdır. Yükleyici malı kendi deposunda konteynere yükler ve kapısını kapar, bazı memleketlerde konteyner yüklendiği depoda mühürlenir, bazısında ise yükleme limanına geldiğinde mühürlenir. Konteyner tahliye limanında açılmadan alıcının deposuna kadar gider ve orada açılarak boşaltılır.
b)House to Port: Limandan Eve
Yükleyici malı deposunda konteynere yükler ve konteyner tahliye limanında açılarak mal sahibine teslim edilir.
c)Port to House: Limandan Eve
Yükleyici malı limana kadar getirir, orada konteynerlere istiflenir, bilahare tahliye limanında alıcının deposunda açılarak mal boşaltılır.
d)Port to Port: Limandan Limana
Bu tip taşıma genellikle yükleyici bir konteyneri dolduracak kadar mal bulunmadığından olur. Bu takdirde birkaç yükleyici limanda bir konteynere mal koyar ve tahliye limanında boşaltılarak mal sahiplerine teslim edilir.
Zincirleme taşımacılığın geliştirilmesinde gaye emniyetli, süratli ve rahat bir taşımacılığın sağlanmasıdır. Taşımada rahatlık konteyner taşımacılığın evden eve şeklinin geliştirilmesiyle sağlanmıştır. Taşıt araçlarında teknolojik gelişme süratli sağlarken, konteynerin koruyucu niteliği de emniyeti sağlanmaktadır.
Zincirleme taşımacılığın benimsenmesi ve geliştirilmesinde diğer bir neden de coğrafi engellerdir. Güney Amerika’ dan Avrupa içlerine veya Afrika içlerine direkt bir taşıma yapmanın imkanı yoktur. Aktarma yapma gereği ortaya çıkmaktadır. Eğer bu tip taşımacılık tek yükleme dokümanı ile yapılıyorsa Zincirleme Taşımacılık adını almaktadır. Tek yükleme dokümanı ile yapılan aktarmalı taşımacılık hem zaman tasarrufu sağlamakta hem de masraflı azaltmaktadır.
[img=577x537]file:///C:/Users/aytemiz/AppData/Local/Temp/msohtmlclip1/01/clip_image008.gif[/img]
Zincirleme taşıma sistemine geçmek isteyen bir ülke bu kararını maliyet analizlerine dayandırmalıdır. Maliyet analizleri ülkeden ülkeye değişmektedir. Bu nedenle çeşitli ülkeler değişik taşıma sistemlerini birbirine bağlamaktadır. Örnek vermek gerekirse, demir yolları ve iç suyolları taşıma sistemlerinin sabit maliyetleri yüksektir. Kısa mesafeler bu tip sistemler için pahalıdır. Kara taşımacılığı kısa mesafelerde tercih edilmektedir. Genellikle ülkelerin coğrafi büyüklükleri taşıma sistemlerin tercihinde rol oynamaktadır. Bunu yukarıdaki tablodan görmekte mümkündür.[14]
Görüleceği üzere coğrafi yüz ölçümleri( Çin, Hindistan ve Moğolistan) büyük olan ülkelerin demiryolu taşımacılığını tercih ettiği görülmektedir. Coğrafi yüz ölçümü küçük olan ülkelerde (Fas ve Güney Kore) kara yolu taşımacılığını tercih etmektedir. Yapılmış olan taşıma sistemi seçiminde maliyet unsurunun büyük rol oynadığı kesindir. Bununla birlikte bir taşıma sistemi konusunda bir tercih yapılan bir ülkede, bunun bir politika çevresinde yapılması gereği vardır. Bilhassa iç taşıma sistemlerini zincirleme taşımacılığa bağlamak taşıma politikası çerçevesinde yapılması gereken bir iştir. Taşımacılık politikasının şekillendirilmesi statik olmayan dinamik bir gelişimdir. Uygulanacak taşıma politikası çerçevesince hali hazır altyapının ve araç gereç durumunun kontrol edilmesi şarttır.
6. KONTEYNER TAŞIMACILIĞI İLE BİRLİKTE GEMİ ENDÜSTRİSİNİN GELİŞİMİ
1960’ lı yıllarda geliştirilen Konteyner taşımacılığına gemi endüstrisinin uyum sağlamasına 10 yıl yetmiştir. 1970’li yılların başlamasıyla birlikte birçok gemi türüyle konteyner taşımaya başlanmış ve yalnız konteynerlerin taşındığı özel konteyner taşıyan gemiler imal edilmeye başlanmıştır.
Kullanılan yakıt açısından farklılık gösteren konteyner gemileri sürat açısından da farklılık göstermektedir. Konteyner gemilerini teknik açıdan şu tiplere ayırabiliriz.
-Konteyner Özel Gemileri (Fully Cellular Ships)
-Yarı Konteyner Gemileri (Semmy Container Ships)
-Ro/Ro Konteyner Gemileri (Ro/Ro Container Ships)
-Dökme Yük Konteyner Gemileri (Bulk Container Ships)
-Barç Taşıyıcıları (Barge Carriers)
-Konteyner Taşıyan Diğer Gemi Tipleri
6.1. Konteyner Gemileri Tipleri:
Konteyner Özel Gemileri
Geminin konteyner konabilecek mahalleri dikey petek hücreler ile teçhiz edilmiştir. Deniz aşırı taşımacılık yapılan bu tip gemilerin güverte altında 8, güverte üstünde ise 4 konteyner üst üste istiflenmektedir. Güverte üstü ve güverte altı istifleme imkanları çeşitli gemilere göre değişmektedir. Takriben güverte altında %55- 70, güverte üstünde %30- 45 yükleme imkanı mevcuttur. Genellikle yükün 2/3'u ambarda, 1/3'u güvertede taşınmaktadır. Bu tip bir oranlama konteyner dolayısıyla içindeki malların hasara uğramaması açısından öneme haizdir.
Yapılan araştırmalar sonucunda, konteyner özel gemilerine harekete geçiren gücün buharlı türbinler, yavaş çalışan dizel motorlar, jet gaz türbinleri ve ağır gaz türbinlerinden elde edildiği tespit edilmiştir. 1970'li yıllarda yaşanan petrol krizi ile birlikte, hangi tür yakıtın konteyner gemileri için iktisadi olduğu araştırılmaya başlanmıştır. Sonuç olarak dizel motorların en iktisadi, jet gaz türbinlerinin ise en süratli olduğu saptanmıştır.
Bu tip gemilerin içinde büyük konteyner vinçleri de yer almaktadır. Konteyner özel gemileri genellikle büyük mesafelerde kullanılır. Vardıkları limandan konteynerler yol, tren ve küçük gemilerle gidecekleri yerlere transfer edilir. Özel konteyner taşımacılığı için yapılmış gemilerin gelişimi nesillerle ifadelendirilmektedir.[15]
Bu tip gemilerin birinci nesli saatte 20 deniz mili sürat yapabilmekte,
konteyner tasıma kapasiteleri ise 600- 900 TEU arasında değişmektedir.
İkinci nesil olarak sınıflandırdığımız gemiler 1969- 70 yıllarında faaliyete geçmiştir. Bu gemiler tek uskurludur ve buharlı türbinle çalışmaktadır. Saatte 22- 25 deniz mili sürat yapmakta ve 1200 TEU konteyner taşıyabilmektedir. Üçüncü nesil gemilere 1971- 1973 yıllarında faaliyete geçtiler. Bu gemiler çok uskurlu, buhar ve gaz türbini ile çalışmaktadır. 27 deniz milinin üstünde sürat yapmakta ve 2600- 3000 TEU kapasitesindedirler.
1974 akaryakıt fiyatlarının artmasıyla gemi süratlerinde düşme meydana gelmiştir ve dördüncü nesil konteyner gemiler en ekonomik konteyner gemileri olarak ortaya çıkmıştır. Ünlü konteyner firmalarından US Lines tarafından sefere konan bir konteyner gemisi 4248 TEU kapasiteyle ilk dördüncü nesil konteyner gemisidir.
Özel konteyner taşımacılığı için yapılan gemilerin bugün halen hareketli bir piyasası vardır. 1985 yılının başlarında çeşitli firmalarca yapımcılara verilmiş
168000 TEU kapasitelik sipariş mevcuttur.[16]
Yarı Konteyner Gemileri
Bu tip gemiler aslen genel kargo gemileridir. Konteynerler için ambarlar eklenmektedir. Bir veya iki ambarı düşey hücreler ile teçhiz edilmiştir.
Bu tip gemilerin özelliği gemilerin donatımı içinde yeterli kaldırma kapasitesine sahip bumba bulunmasıdır.
Yarı konteyner gemilerinin avantajı, bu tip araç ve gerece sahip olmayan limanlardan konteyner yükleyebilmeleridir.
Bu tip gemilerin özel konteyner gemilerine göre dezavantajları mevcuttur. Limanlarda daha az süre kalınması ve dolayısıyla zaman tasarrufu imkânsızdır. Gemileri yükleme aynı dökme yük gemilerinin yüklendiği kadar zaman almaktadır. Gemi donatımı içinde bulunan bumbalar yardımı ile yük yüklemek, özel liman vinçleri ile yük yüklemekten daha fazla zaman almaktadır.
Yarı konteyner gemilerinde 100 ve 500 TEU kapasite mevcuttur. Gemi uzunluğu 150- 200 metre arasında değişmektedir.[17]
|
|
|
| World Wide Telescope (NASA)'nın uzay programı |
|
Yazar: expertsailor - 08-12-2014, 03:27 PM - Forum: Yardımcı Programlar
- Yorum (8)
|
 |
![[Resim: images?q=tbn:ANd9GcTJY0hGdFUPuE3k5MIlM7w...3WrvVr7nNg]](https://encrypted-tbn1.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcTJY0hGdFUPuE3k5MIlM7wi8FFOb-dd_m5t4KalfeHp3WrvVr7nNg)
Dünyanın en iyisi, NASA (Ulusal havacılık ve uzay dairesi) nin yapmış olduğu astronomi programı. NASA'nın en büyük teleskobu ile uzaydaki çekmiş olduğu galaksiler, yıldızlar, gök cisimleri, gezegenlerin; videolarını ve fotoğraflarını görebilirsiniz. Ayrıca her gezegene ve gök cismini yakınlaştırıp seyredebilirsiniz. MÜKEMMEL BİR PROGRAM. NASA tarafından sunulmuş olup ücretsizdir ve kurduktan sonra güncellemesini yapabilirisiniz.
NOT: ÇALIŞMASI İÇİN İNTERNET GEREKLİDİR
WorldWide Telescope 5.1 Gold for Windows
WorldWide Telescope 5.1 Gold is the latest version of WorldWide Telescope (WWT). WWT 5.1 Gold is already in production use in some of the world’s premiere planetariums. This feature-rich application is now available to everyone as a free download.
Select WorldWide Telescope download options below.
Version 5.1 Gold runs on Windows 7 or Windows 8, in either 32- or 64-bit mode, depending on your operating system. It also supports native DirectX 11, DirectX 10, and has some support for down-level DirectX 9 hardware running through the DirectX 11 API.
WWT 5.1 Gold System Requirements
To run this software, you need the following on your computer: - Windows 7 or Windows 8 (older versions of Windows are not supported)
- Discrete graphics card with 512 MB VRAM, DirectX 10 or DirectX 11 compatibility, high-end GTX 480 class or better, and 1 GB VRAM recommended
- Microsoft .NET Framework 3.5
- Microsoft .NET Framework 4.0
|
|
|
| Bedelli askerlik uygulamasında Son gelişme |
|
Yazar: expertsailor - 07-12-2014, 09:42 PM - Forum: Güncel haberler
- Yorum Yok
|
 |
![[Resim: bahriyeli.jpg]](http://4.bp.blogspot.com/-eV2KQ80rz_w/UWb-RrI1uHI/AAAAAAAAAZE/8uisXcevhuM/s1600/bahriyeli.jpg)
07.12.2014 tarihli haber
Bedelli askerliğe ilişkin düzenleme, TBMM Milli Savunma Komisyonu'nda kabul edilen önerge ile görüşülmekte olan askeri kanunlarda değişiklik öngören tasarıya eklendi.
TBMM Milli Savunma Komisyonu'nda, askeri kanunlarda da değişiklik öngören, Milli Mayın Faaliyet Merkezi Kurulmasına İlişkin Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerinde görüşmeler devam ediyor.
Görüşmeler sırasında AK Parti milletvekillerinin verdiği ve kabul edilen önerge ile bedelli askerliğe ilişkin düzenleme tasarıya eklendi.
Tasarıya eklenen geçici maddeye göre kanunun yürürlüğe girdiği tarihte her ne sebeple olursa olsun henüz fiili askerlik hizmetine başlamamış ve 1 Ocak 1988 tarihi dahil, daha önce doğanlar, 1076 sayılı Yedek Subay ve Yedek Askeri Memurlar Kanunu ile 1111 sayılı Askerlik Kanunu'na tabi yükümlüler, istekleri halinde, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki ay içinde askerlik şubelerine veya yurt dışı temsilciliklerine başvurmaları ve 18 bin Türk Lirası para veya Merkez Bankası döviz satış kuruna göre ödeme tarihindeki karşılığı kadar konvertible yabancı ülke parasını defaten ödemeleri şartıyla temel askerlik eğitimine tabi tutulmaksızın askerlik hizmetini yerine getirmiş sayılacaklar.
Her ne sebeple olursa olsun daha önce bedelli veya dövizli askerlik hizmeti kapsamından çıkarılanlardan yaş şartını taşıyanlar, istekleri halinde bu hükümlerden yararlanabilecekler.
Uygulama kapsamında ödenecek paralar, Savunma Sanayii Destekleme Fonu adına TC Ziraat Bankası, Halk Bankası, Vakıflar Bankasında açılacak hesaba yatırılacak.
Bu madde hükümlerinden yararlanan yükümlüler hakkında saklı, yoklama kaçağı ve bakayadan dolayı idari adli soruşturma ve kovuşturma yapılamayacak. Başlatılmış olanlar sona erdirilecek ve bu suçlara ilişkin kesinleşmiş idari para cezaları tahsil edilemeyecek.
AK Parti milletvekillerinin kabul edilen önergeleri ile tasarıya iki madde ihdası daha yapıldı.
Buna göre, 12 Mart 1971 tarihinden kanunun yayımı tarihine, yargı denetimine kapalı idari işlemler veya Yüksek Askeri Şura kararı ile Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiği kesilenlerin de 100 TL'lik ek ödemeden yararlanmaları sağlandı.
Ayrıca, Akaryakıt İkmal ve NATO POL Tesisleri İşletme Başkanlığı denetim elemanlarının yurtiçinde verilecek gündeliklerin miktarını düzenleyen 6245 sayılı Harcırah Kanunu'ndan yararlanması olanaklı hale getirildi.
Hazırlayan: Habertürk
|
|
|
|