TD Türk Denizcileri W.

CS

Türk Denizcileri.com'a hoş geldiniz!

Merhaba, Ziyaretçi! Ben Mini; size yardımcı olabilmek için buradayım. İçerik sağlayıcı paylaşım sitemize eriştiğiniz için çok mutluyuz. Giriş yaparak, birbirinden güzel içeriklerimizden kolaylıkla faydalanabilirsiniz. Kayıtlı değilseniz, hemen ücretsiz ve kolay bir şekilde kayıt olabilirsiniz. Sizi de ailemize bekliyoruz.

(Giriş yapmamış kullanıcılar tarafından görüntülenir.)

Reklam alanı. İletişim: aytemiz89@gmail.com
Türk Denizcileri Forumu içersinden hiç bir üye, kurucu ve yönetici ücret talep edemez. Talep eden veya ücret karşılığında birşey yaptırmak isteyen kişiler forumdan süresiz olarak uzaklaştırılır.
Reklam ve iş birliği için İletişim için aytemiz89@gmail.com
Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifreniz
  





Forumda Ara

(Gelişmiş Arama)

Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler 9,363
» Son Üye powerdonnad
» Toplam Konular 1,490
» Toplam Yorumlar 16,199

Detaylı İstatistikler

Kimler Çevrimiçi
Şu anda 29 aktif kullanıcı var.
» (0 Üye - 29 Ziyaretçi)

Son Yazılanlar
HUKUK-GOSS ÇALIŞMA SORULA...
Forum: Deniz Ticaret Hukuku
Son Yorum: murs23
9 saat önce
» Yorum 64
» Okunma 13,586
Tam Kopmalık Full Bass'lı...
Forum: Eğlence Merkezi
Son Yorum: halilCaglar
02-05-2026, 02:17 PM
» Yorum 0
» Okunma 31
MaxSea International v12....
Forum: Navigasyon Programları
Son Yorum: kasnersan60
28-04-2026, 10:16 AM
» Yorum 241
» Okunma 48,747
MAXSEA V12.6.4.1 - Windo...
Forum: Navigasyon Programları
Son Yorum: kasnersan60
26-04-2026, 09:42 AM
» Yorum 415
» Okunma 83,969
MaxSea v12.6.4.1 - Full
Forum: Navigasyon Programları
Son Yorum: kasnersan60
25-04-2026, 10:55 PM
» Yorum 828
» Okunma 224,778
MAXSEA TIME ZERO
Forum: Navigasyon Programları
Son Yorum: SCND
25-04-2026, 02:10 PM
» Yorum 182
» Okunma 50,412
YENİ ÜYELİK
Forum: Tanışma Bölümü
Son Yorum: FEYYAZ
19-04-2026, 03:27 PM
» Yorum 0
» Okunma 19
C-MAP / CM93 v3 / WF549
Forum: Harita Paketleri
Son Yorum: aliacikgoz35
17-04-2026, 07:13 AM
» Yorum 120
» Okunma 23,172
Gasm Sınav soruları arşiv...
Forum: GOSS Yeterlilik Sınavları
Son Yorum: unsalyalova
16-04-2026, 06:04 PM
» Yorum 96
» Okunma 25,185
Navionics Boating HD (201...
Forum: Navigasyon Programları
Son Yorum: aliacikgoz35
16-04-2026, 11:02 AM
» Yorum 335
» Okunma 63,611

 
  Türk Denizciliği
Yazar: aytemiz89 - 16-12-2014, 08:49 PM - Forum: Denizcilik Tarihi - Yorum Yok

 

 
Malazgirt savaşının (1071) ardından Ege ve Marmara kıyılarına ulaşan Türkler, Bizans'tan ve İtalyan’lardan öğrendikleri teknikle -büyük olasılıkla yerli ustalar kullanarak- gemi yapmaya başlamışlardı. İzmir beyi Çaka, kurduğu donanmayla Bizans'tan 1089'da Midilli'yi, 1090'da Sakız'ı aldı. İznik egemeni Ebülkasım zapt ettiği Gemlik'te bir donanma inşasına başladıysa da, tehlikeyi fark eden Bizans harekete geçerek, yapılmakta olan gemileri yaktı. Anadolu Selçukluları, Anadolu ticaretinin güvenliğini sağlamak için Karadeniz'de Sinop; Akdeniz'de Antalya ve Alanya tersanelerinde gemi inşa ettiler ve donanma oluşturdular.
 
Karadeniz donanması 1225'te denizaşırı bir seferi gerçekleştirerek Kırım'da Sudak'ı aldı. Anadolu Selçuklu devletinin çöküş döneminde Batı Anadolu'da kurulan Karesi, Aydın, Saruhan, Menteşe beylikleri, denize doğru genişlediler ve oluşturdukları donanmalarla Ege adalarına ve Balkanlar'a akınlara başladılar.
Bunlar Venedik ve Ceneviz ticaretini tehdit ettikleri gibi adalardaki Latin prensleri için de tehlike oluşturuyorlardı. Özellikle Aydınoğlu Umur Bey deniz gazalarıyla büyük ün kazandı. Öte yandan Karadeniz'de de Candaroğulları'nın bir donanması bulunuyordu. Osmanlılar’ın ilk dönemlerinde Karamürsel'de, Karesi beyliğinden alınan Edincik'te, Bizans' tan alınan İzmit’te küçük de olsa tersaneleri bulunuyordu. Rumeli'ye yerleştikten sonra Gelibolu'da da bir tersane oluşturdular.
Gelibolu tersanesi, Rumeli'nin elde tutulması, Çanakkale boğazı ve Marmara'nın savunmasında önemli rol oynadı. Osmanlılar, Batı Anadolu beyliklerini (Saruhan, Aydın, Menteşe) ve Candaroğulları beyliğini ortadan kaldırdıktan sonra bunların tersane ve donanmalarından da yararlandılar. Stratejik anlamda bir deniz gücü oluşturan Mehmet II İstanbul’un fethinde donanmadan da yararlandı. Gelibolu tersanesinde yaptırdığı gemilerle önce Midilli'yi (Lesbos), ardından Sakız ve Eğriboz'u zapt etti. Kaptanıderya Gedik Ahmet Paşa, Kefe'yi ve Kuzey Karadeniz kıyı kentlerini alarak Karadeniz'i bir iç deniz durumuna getirdi; denizaşırı bir seferle de Otranto'yu aldı. Bayezit II ve Selim l dönemlerinde gelişmesini sürdüren donanma kara ordusunun Mısır harekâtını denizden destekledi. Osmanlı denizciliği asıl gelişmesini Kanuni Sultan Süleyman döneminde, Cezayir hükümdarı Barbaros Hayrettin Paşa'nın ülkesini Osmanlı devletine bağlayıp kaptanıderyalığı kabul etmesinden sonra gösterdi. Haliç'te inşa edilen büyük bir donanmanın başında Akdeniz'e açılan Hayrettin Paşa, ünlü amiral Andrea Doria komutasındaki Hıristiyan donanmasını Preveze önlerinde yendi. Barbaros'un öğrencileri Turgut Reis, Piyale Paşa vb. Türk denizcileri Akdeniz kıyıları ve adalarında etkinliklerini sürdürdüler.
 
1565 baharında donanma Malta'ya büyük bir çıkarma yaptıysa da adayı zapt etmeyi başaramadı. Türkler 1570'te Kıbrıs'ı fethettiler. Hıristiyan donanması Kıbrıs'ın zaptını engelleyemediyse de Osmanlı donanmasını İnebahtı'da ağır bir yenilgiye uğratmayı başardı. Türk donanması bu ağır darbeden sonra sadrazam Sokullu Mehmet Paşa ve yeni kaptanıderya Kılıç Ali Paşa'nın çabalarıyla kısa sürede yeniden kuruldu. Öte yandan Kuzey Afrika' da Garp ocakları'na bağlı filolar Batı Akdeniz'de etkinliklerini sürdürüyorlardı.
Mısır ve Suriye'yi Memluklar'dan alan ve Akdeniz'de (özellikle Doğu Akdeniz'de) egemenliklerini pekiştiren Osmanlılar Kızıldeniz'i de Portekiz tehdidinden kurtardılar. 1551'de Aden'i, 1552'de Maskat'ı ele geçirdiler. Ancak Portekizlilerin Hint denizi’ndeki egemenliğine son veremediler. Murat Reis, Piri Reis ve Seydi Ali Reis'in seferleri başarısızlıkla sonuçlandı. Onları doğu sularında yenen, daha güçlü gemiler, daha çok top ve daha iyi bir denizcilikti.
15. yy.'ın ikinci yarısında kudretinin doruğuna ulaşan Osmanlı denizciliği, Kılıç Ali Paşa ile Uluç Hasan Paşa'nın ölümlerinden sonra gerilemeye başladı. Bunda denizcilikten yetişmeyenlerin kaptan-ı deryalığa getirilmesinin de payı vardı. Öte yandan denizcilikte ortaya çıkan yenilikler gereğince izlenmemiş, batı donanmalarının esas öğesini oluşturan kalyonlara gereken önem verilmemişti. Kalyon, Osmanlı donanmasında da kullanılmakla birlikte ağırlığı kadırgalar ve öteki kürekli gemiler oluşturuyordu. 17. yy. sonunda kalyonlara ağırlık verildi ve kürekli gemiler yerini kalyonlara bırakmaya başladı. Bu Osmanlı denizciliğinin bir süre için canlanmasına yol açtı. Ancak, Venedik'i kendisine rakip gören ve donanmasının gelişmesini ona uyduran Osmanlı devleti, öteki Avrupa devletlerinin bu alandaki gelişmelerine yabancı kaldı. 1770'te Akdeniz'e çıkan bir Rus filosunun Çeşme'de bulunan Osmanlı donanmasını yakması, denizciliğin çağdaş biçimde örgütlenmesi zorunluluğunu ortaya çıkardı. 1773'te denizcilik için bir okul (Mühendishanei bahrii hümayun) açıldı.
 
Kaptanıderya Cezayirli Hasan Paşa ve Küçük Hüseyin Paşa, Fransız mühendis ve ustaların yardımıyla Fransız tipinde gemiler yaptırdı. Ancak bu ıslahat girişimleri yeterli olmaktan uzaktı. Türk donanması 1827'de Navarin'de, 1853'te Sinop'ta ağır kayıplar verdi. Kırım savaşı'ndan sonra yelken denizciliğinin yerini buharlı makinelerle işleyen gemilere bırakması, teknolojiyi izleyemeyen Osmanlı devletini batılı devletlerden satın aldığı gemilerle donanma oluşturmak durumunda bıraktı.
Abdülaziz döneminde çoğu gemisi dışardan alınarak dünyanın önemli deniz güçleri arasında yer tutan Osmanlı donanması, Abdülhamit II döneminde, 1877-1878 Türk-Rus savaşı'ndan sonra Haliç'te hapsedilerek çürütüldü.
İkinci meşrutiyetin ilanından sonra hükümet ve 1909'da kurulan "Donanmayı Osmani Muaveneti Milliye Cemiyeti"nin çabalarıyla bir deniz gücü oluşturulmaya çalışıldı. Balkan ve Birinci Dünya savaşlarında elinden gelen çabayı gösteren bu donanma, Kurtuluş savaşı'nda ulusal kuvvetlerin emrine geçebildiği kadarıyla yararlı hizmetler gördü.
Osmanlılar deniz ticaretine gereğince önem vermediler ve bu alanı verdikleri imtiyazlarla başta Venedik ve Fransa olmak üzere öteki devletlere bıraktılar. Osmanlı devletinin ilk ticaret filosu, İkinci Meşrutiyet'ten az önce kuruldu. Daha sonra "Seyri sefain idaresi" adını alan bu kuruluşu birer ikişer gemiye sahip özel şirketler izledi. Bunların en önemlileri İstanbul içinde sefer yapan "Şirketi Hayriye" ile "Haliç şirketi" idi.
 

Bu konuyu yazdır

  Pirî Reis'in Birinci Dünya Haritası(1513)
Yazar: aytemiz89 - 16-12-2014, 08:47 PM - Forum: Denizcilik Tarihi - Yorum (1)

Pirî Reis'in
Birinci Dünya Haritası(1513)

[Resim: 12yvDY.png]

Bu konuyu yazdır

  Kuzey Denizinde Türk Korsanları
Yazar: aytemiz89 - 16-12-2014, 08:44 PM - Forum: Denizcilik Tarihi - Yorum Yok

Küçük Murat Reis 1627 senesinde Cezayir Limanı'ndan 15 pare gemi ile yelken açıp, Cebelitarık'tan çıkmış ve kuzeye soğuk ve sisli denizlere yönelmişti. Aslında Türk korsanlarının daha önceki yıllarda da Atlas Okyanusu'na açılıp özellikle Kanarya adalarına seferler düzenledikleri bilinmektedir. Örneğin Koca Murat Reis emrindeki 2-3 parçalık küçük bir filo ile 1585 senesinde Cebelitarık boğazından çıkıp Kanarya takım adalarından bazılarını talan etmiş, Lanzarotto adası valisini ve yakınlarını esir almıştı. Daha sonra, o günlerin adeti olarak, aracılar sayesinde bu esirlerden bazıları fidye alınarak serbest bırakılmıştır. 
Fakat Küçük Murat Reis'in filosu bu sefer daha uzak ve zorlu sulara yönelmişti; kuzeye. Bu filo önce İspanya, Portekiz ve Fransa kıyılarını izleyip kuzeye çıktı ve daha sonra İngiltere Adası'nın Bristol Körfezinde bulunan Lundy adasını işgal edip kendilerine üs edindiler ve etrafa dehşet saçtılar. Lundy adası yaklaşık 5 yıl boyunca ana üs olan Cezayir ile daha kuzey sular arasında bir ara deniz üssü olarak hizmet gördü. Buradan denzilere açılan Türk korsanları daha sonra İrlanda, İskoçya, Hollanda, Danimarka, Norveç ve İzlanda'ya seferler düzenledi.
Bu sayfayı hazırlarken konuyla ilgili bulabildiğim tek Türkçe kaynak olan Selim Sırrı Altıer'in "Osmanlı Bahriyesi'nin Yelken Devri ve Türk Korsanları adlı kitabından yoğun olarak faydalandım. Kendisine Türk Denizciliğine yaptığı bu önemli katkı için ayrıca teşekkür ederim. Bunun yanında internet üzerindeki bir miktar yabancı kaynakta da bu konuyla ilgili bilgi bulabildim.
Küçük Murat Reis'in söz konusu seferleriyle ilgili olarak 1628 yılında Danimarkaca olarak yazılmış bir kitapta (yanda kapağı görülen kitap) şöye diyor:
"Zalim Türk Korsanları Hakkında Malûmat: 1627 senesinde İZLANDA'ya geldiklerinde 300 kişiyi esir edip pek çoğunu da öldürdüler. Bu kitabın yazarı OLUF EİGİLSSON'u VESTMANNAEYJAR Adası'nda tutsak edip CEZAYİR'e götürdüler... Daha sonra 1628 yılında diğer bazı esirler de fidye verildikten sonra hürriyetlerine kavuştular ve İzlanda Adası'na avdet ettiler."*
Bugünkü bilgilerimiz ışığında söyleyebiliyoruz ki;
İngiltere'nin güneybatısındaki Bristol Körfezi ağzında bulunan Lundy Adası'nda üstlenen Murat Reis'in 15 parelik ufak donanmasının bir filosu zaman zaman İskandinav kıyılarına uzanmadan evvel İrlanda Adası'nın İrlanda Denizi'ne bakan meskûn limanlarının tamamını, Faröe Adaları, İzlanda ve Grönland sahillerindeki fiyordlar içinde gizli meskûn iman şehirlerini, dönüşte Viking sularındaki Shetland adalarında ikmal yaparak Norveç limanlarını, İsveç ve Danimarka sahil şehirlerinden bazılarını oradan Manş Denizi'ne sahili olan İngiliz prens ve kontluklarına ait limanları, kaleleri topa tutarak bastıklarını, pek çok gemi batırıp, 800 esirle payitaht İstanbul'a avdet ettiklerini biliyoruz.*
İşte bu denizcilerin Amerika kıtasına ilk ayak basan Türkler olduğunu da rahatlıkla söyleyebiliriz. Örneğin, bir İngilizce kaynakta rastladığım bilgiye göre Avrupalılar tarafından 1497 senesinde bulunan Newfoundland adasının etrafındaki sularda 1500'lü yılların ikinci yarısından itibaren yoğun Türk Korsan hareketleri görüldüğünden bahsediliyor ki bu ada Kanada'nın hemen doğu kıyısında bulunmaktadır.
Ayrıca haritası ancak 1941 yılında hazırlanabilen Antarktika kıtasının kıyılarının Piri Reis'in ünlü dünya haritasında yüzlerce yıl öncesinden doğru olarak çizilmiş olduğunu düşünürsek henüz deniz tarihimiz hakkında çok fazla bilinmeyen olduğunu rahatlıkla tahmin edebiliriz sanırım.

Bu konuyu yazdır

  Eski Türk Denizcilerinin Kullandıkları Gemiler
Yazar: aytemiz89 - 16-12-2014, 08:43 PM - Forum: Denizcilik Tarihi - Yorum Yok

 

A. KÜREKLE YÜRÜYEN GEMİLER

1.    UÇURMA: Süratli bir kayık olup hafif donamaya dahildi.
2.    VARNA BEŞ ÇİFTESİ: Hafif donanmadan beş çifte kürekli süratli kayık.
3.    KARAMÜRSEL: İstanbul ile MArmara sahilleri arasında işleyen birbuçuk direkli ve sivri üçgen yelkenli, yarım güverteli Marmara kayığı. Hem kürek hem yelkenle giderdi.
4.    AKTARMA: Tuna'da kullanılan nehir gemisi. Ayrıca düşamandan alınan ganimet tekneye de bu isim verilirdi.
5.    ÜSTÜAÇIK: Tuna'da kullanılan gemilerden. Bİr dümenci ve skiz kürekçisi vardı. NAkliyatta kullanılırdı.
6.    ÇİFTE KAYIĞI: Bİr çeşit nehir kayığı.
7.    BROLİK: Sığ yerlere girebilen hafif donanma gemisi. İçinde yedi levent bulunurdu.
8.    CELİYYE: Nehir ve ırmaklarda kullanılan hafif donanma gemisi.
9.    ÇAMLICA: Tuna'da işleyen nakliye gemilerinden.
10.  KÜTÜK: Sığ sularda ve çıkarma işlerinde kullanılır, altı düzce, döşemeli, başı kalkık ve içeriye bükülmüş gemi. Bugünkü mavnalara benzer. Çeşitli nakliye işlerinde kullanılır. Tek kürekli ve yelkenlidir.
11.  AT KAYIĞI: Tımarlı sipahinin nakli için Çardak ile Gelibolu arasında kullanılan küçük mavna. Dört küreklidir.
12.  KANCABAŞ: Hafif filoya dahil, üstü açık ve sahillere sokulur, nehirlere girer bir gemi.
13.  ŞAYKA: Altı düz büyük kayık. 20-50 savaşçı taşır. Özi, Dinyeper ve Tuna nehitlerinde işleyen gemilerdendir. Üç topla mücehhez olup nehir sahil muhafazasında kullanılırdı. Çayka da denir.
14.  İŞKAMPAVYE: Hafif donanmaya dahil Tuna gemilerinden. Kürekli olup haberci gemisi olarak kullanılırdı.
15.  ŞAHTUR: Hafif donanma gemilerindendi ve Fırat nehrinde eşya nakli için de kullanılırdı.
16.  ÇEKELVE: İki direkli ve büyük yük gemilerindendir.
17.  KIRLANGIÇ: Hafif donanmanın karakol ve haberleşme işlerini gören ve yüz kişilik mürettebatı olan gemidir. Ayrıca tüccar kırlangışları da olurdu.
18.  FİRKATE: 10-17 oturaklı olup her küreğini 2-3 kişi çekerdi. Hafif donanmadandır, nehirlerde de kullanılırdı. Savaş sırasında 80 savaşçı taşırdı.
19.  KALİTE: Ağır donanmadandır. Frenkler, kalyota, galita, galyot derlerdi. 19-24 oturaklı olup harp zamannında 220 savaşçı taşırdı. Bilhassa düşmanı takip için kullanıldığından baş tarafında da topu vardı.
20.  PERKENDE: Pergengi, birgende veya perkandi de denirdi. Yabancıların brigantin dedikleri gemidir. 18-19 oturaklı, baş tarafında topu bulunan ağır donanma gemilerindendir.
21.  MAVNA: 26 oturaklı, iki katlı, kadırgadan daha yüksek ve geniş bir ağır donanma gemisidir. Küreklerini yedişer kişi çekerdi. Bütün mevcudu 600 kadar olurdu. 364 kürekçisi vardı. 24 topu bulunurdu, bir veya iki latin yelken kaldırıdı.
22.  GIRAB: Uzun, başı sivri ve keskin bir ağır donanma gemisi. Güvertesi altında kürek çekilirdi. Savaş goraplarının küpeşteleri gayet yüksek olurdu.
23.  KADIRGA: Frenklerin gali veya galer dedikleri gemidir. 25 oturaklı olup her küreğini 4-5 kürekçi çekerdi. Boyları gayet uzun, ensiz, su ilşe beraber denecek kadar alçak ve son derece süratli idiler. 35 gemici, 196 kürekçi ve 100 savaşçısı vardı. Baş tarafında üç tane olmak üzere 13 topu bulunurdu.
24.  BAŞTARDE: Kadırganın büyüğüdür. 26-36 oturaklı olup her küreğini yedi kişi çekerdi. Kaptan Paşa baştardesi 36 oturaklı olup, 500 kürekçi, 216 savaşçı ve gemicilerle birlikte 800 mevcutlu idi. Baş tarfında üç ağır ve yanlarında hafif topları bulunurdu. KAlyonların ehemmiyet kazanmasından sonra Kaptan Paşalar harp sırasında "baş kapudâne" denen kalyona binerlerdi.
25.  BAŞTARDE-İ HÜMÂYUN: Padişahlar için yapılan "hünkâr baştardesi"dir. Teknesi, kürekleri, yelken ve direkleri yeşil boyalı olurdu. Yeşil sancak çekerdi. Bir sefere serdar olan vezir bu baştardeye biner ve kendi bayrağını çekerdi. (Bir tanesi istanbul deniz müzesinde mevcuttur ve bu tekne dünya üzerinde kalan son gerçek kadırga'dır)
B. YELKENLE YÜRÜYEN GEMİLER
1.    ATEŞ GEMİSİ: Harp sırasında düşman donanmasını yakmak için kullanılırdı. İçleri yanıcı madde dolu olup huhsusi olarka yapılmışlardı. İçindeki gemiciler, hedefe yaklaşınca geminin arka lumbarlarından denize atlayıp, arkadaki kayığa biner kaçarlardı.
2.    ŞALOPE: İki direğinde sübye denen iki küçük düz yelken bulunan ambarsız bir gemi idi. Haberleşme için kullanılır, içinde 62 kişi bulunurdu. 12 topu vardı.
3.    BRİK: Her iki direği kabasorta denen dört köşe yelkenli idi. Zamanın en süratli harp gemisi olup ambarsızdı ve 70 müretterbatı vardı. Lumbarlı olan küpeştelerinde 8 kadar top bulunurdu.
4.    USKUNA: Birinci direğinde kabasorta ve ikincisinde sübye denen düz yelken bulunurdu. 16 kadar topu ve 90 mürettebatı vardı.
5.    ŞEHTİYE: Büyükleri üç, küçükleri iki direkli olup 200 kadar mürtettebatı bulunurdu. Şitye de denirdi.
6.    AĞRIPAR: Büyük gemilerden olup 16. asırda 30'dan fazla top taşıyanları vardı.
7.    KORVET: Üç direkli büyük harp gemilerinden olup yalnız güvertesinde 20-30 topu bulunurdu. 19.asır başlarında gemi mürettebatı 174 kişi idi.
8.    BARÇA: Hem nakliye, hem harp gemisi olarak kullanılır, kalyon çeşitlerinden altı düz2-3 direkli büyük teknelerdir. 16. asır başlarında 80'den fazla topu bulunan barçalar kullanılmata idi.
9.    KALYON: Üç direkli, yelkenli büyük harp gemisidir. 2-3 ambarlı olanları vardı. İki ambarlılard 60-80, üç ambarlılarda 80-110 top bulunurdu. Bizde ilk olarak İkinci Bayezid devrinde yapılmış olan kalyona "Göke" deniyordu ve 2 bin mevcutlu idi. Fakat gerek kalyon, gerek barçaların rüzgarsız hava yürütülmeleri imkansız olurdu. GÖKE, BARÇA, BURTON, KARAKA, KARAVELE, FİRKATEYN, KAPAK ve ÜÇ AMBARLI denen gemilerin hepsi kalyon çeşidindendir.
10.  FİRKATEYN: Üç direkli harp gemisidir. Hem güvertesinde hem de ambarlarında top bulunurdu. Çeşitli büyüklüklerde olanları vardır. 30-70 topu olurdu, süratli hareket ederdi.
11.  KAPAK veya KAYPAK: İki ambarlı harp gemilerinden olup güvertesinde ve her bordasında iki sıra topu vardı. 80-110 topu bulunurdu. 800-1.000 mürettebat ve savaşçı taşırdı.
12.  ÜÇ AMBARLI: Kalyon sınıfının en büyüklerindendir. 17. asır sonlarında yapılmaya başlandı. 110-120 topu ve 800-1000 mürettebatı vardı.
 

Bu konuyu yazdır

  Deniz Mühendisliği Eğitiminin Başlangıcı (1773)
Yazar: aytemiz89 - 16-12-2014, 08:42 PM - Forum: Denizcilik Tarihi - Yorum Yok

 

İstanbul Teknik Üniversitesi'nin geçmişi, Osmanlı dönemine, 18.yüzyılın ortalarına kadar uzanmaktadır. I. Mahmut devrinde ordunun Avrupa tarzında yetiştirilmesi konusu ilk defa ele alınmış ve sadrazam Topal Osman Paşa, bir Fransız dönmesi olan Kumbaracı Ahmet Paşa'yı (Comte de Boneval) kumbaracı ocağının ıslahına memur etmişti.
Yeniçerilere nazaran devlete daha bağlı olan hasekilerle, Bostancı Ocağı eratından seçilen öğrenciler bir araya toplanmış ve 27 aralık 1734'de Üsküdar'ın Toptaşı semtindeki Ayazma sarayında bir imalâthane ile bir kışladan ibaret olmak üzere "Kumbarahane ve Hendesehane" adı ile bir okul açılmıştı. Okula öğretmen olarak Yenişehir müftüsü Hacı Mehmet Efendizâde Mehmet Sait Efendi tayin edilmiş ve 1736 yılında Pîrîzâde Mehmet Efendi'nin yapmış olduğu bazı geometri araçları ilk defa kullanılmaya başlanmıştı. Fakat bu okul, yeniçeri zorbaları ile taassup taraftarlarının hoşnutsuzlukları sonucu kısa bir süre sonra kapandı.
Aradan uzun bir zaman geçtikten sonra; III. Mustafa devrinde sadrâzam Koca Ragıp Paşa, Üsküdar'daki okul öğrencilerinden hayatta kalanlarla, ölenlerin çocuklarını 1759 yılında Kâğıthane'nin Karaağaç mevkiinde bulunan bir binada toplamış ve gizli olarak geometri ve sair bilimler okutturmuştu. Bu hayırlı teşebbüs de uzun sürmemiş ve az zaman sonra öğretime son verilmişti.
1768-1770 Türk-Rus Harbi'nde Rusların Cebelitarık Boğazı'nı geçen Baltık denizi donanması, 6-7 temmuz 1770'de Çeşme'de Türk donanmasını yakmıştı. Bunun üzerine, Kaptân-ı Derya Cezayirli Gazi Hasan Paşa'nın himaye ve teşviki ile, 1773 yılında Tersâne-i Âmire'nin Darağacı mevkiinde "Mühendishâne-i Bahri" adı verilen okul kuruldu ve ülkemizde ilk defa gemi inşaatı ile deniz haritalarının yapılması konusunda uzman personel yetiştirilmeye başlandı. İşte bu 1773 yılı İstanbul Teknik Üniversitesi'nin ve ilk bölümü olan Deniz Mühendisliğinin kuruluş yılıdır.
Bu okul için hazırlanan kanunnâmede:
"... tahsilini tamamlayanların imtihan olunarak maharetleri anlaşıldıkta, donanma gemilerinden sancak kalyonları ve sair gerekli teknelerde, kaptan paşa marifetiyle kadirlerine şâyeste vazife verileceği..." belirtiliyordu.
Haliç Tersanesi'nde yer alan okulun ilk başhocası ise Türkçe ve Arapça'dan başka İtalyanca ve Fransızca da bilen ve gemi mühendisliği konusunda eğitim görmüş olan devrin değerli ilim adamlarından Cezayirli Seyyid Hasan Hoca'dır. Sonradan yerine Seyyid Osman Efendi geldi. Ayrıca; Baron de Tott, İngiliz dönmesi Kampell Mustafa Ağa ve Türkiye'ye yeni gelmiş bulunan Kermorvan adındaki bir Fransız da, öğrencilere dersler vermekte idi. Mühendishanede, aralarında pek çok tercüme kitapların bulunduğu bir kütüphane de kurulmuştu. III. Selim de Mühendishane'nin gelişmesine önem vererek, okula Topkapı Sarayı Kütüphanesi'nden kitap göndermiştir. Okula bağlı bir matbaanın kurulmasına olanak sağlayan padişah ayrıca gözlem ve ölçüm aletleri bağışlayarak okulun donanımına katkıda bulunmuştur.
Zamanla; mühendishane odasının dar olması dolayısıyla, ihtiyacı karşılayamadığı görülmüş ve I. Abdülhamit devrinde Sadrâzam Halil Hamit Paşa tarafından tersane alanında, üç ambarlı kalyonların yapıldığı yer yakınında (şimdiki Camialtı mevkiinde) birkaç odadan ibaret yeni bir bina yaptırılmıştı. O yıllarda Halil Hamit Paşa'nın çabaları pek büyük olmuş, ileride Ruslarla yapılması muhtemel bir harbe hazırlık olmak üzere; donanmanın kuvvetlendirilmesine, topçuluk, istihkâm ve kale inşasından anlayan subayların yetiştirilmesine çalışılmıştı. Bu maksatla Fransa'dan mühendisler ve mütehassıs subaylar getirtilmiş, bunların da yardım ve çalışmalarıyla okul programları genişletilerek yeniden düzenlenmişti.
Bu yeni binasına taşındıktan sonra "Mühendishâne-i Bahrî-i Hümâyûn" - Devlet Deniz Mühendishanesi adını alan okulda, 22 ekim 1784'de derslere başlandı. Fransa'dan gelen uzmanlar arasında, Binbaşı Lafitte Clavet ve Yüzbaşı Monier birer istihkâm subayı olduğundan, bunlar kendi branşlarından ziyade okulun tatbikat işleriyle uğraşıyordu. Gemi inşaatı ve tersane işleri için gemi inşa mühendisi Le Roi ve yardımcısı Du Reste, dökümhane ve tophane için emrinde iki işçi ile François Alexis de'Tolin, topçu subayı olarak Yüzbaşı Saint Remy getirtilmişti. On astsubay ve er de gelenler arasında bulunmakta idi. İstanbul'da bulunan Charleton adındaki Fransız korvetinin komutanı Turquet ve Fransız elçiliği memurlarından astronom Tondul tarafından öğrencilere dersler veriliyordu. Bu dersler Türkçe'ye çevrilerek, Fransız elçisi Choiseul Gouffier'nin teşebbüsü ile sefarethanede kurulan basımevinde not halinde basılıp, öğrencilere dağıtılıyordu.
1789'da padişah olan III. Selim, Enderun'un en kabiliyetli gençleriyle, az sayıda kalmış mühendislerin uygun olanlarından seçilen öğrencileri bir araya toplatmış ve başlarına değerli öğretmenler getirerek Eyüp'ün Bahariye sayfiyesindeki hükümdarlara mahsus bir köşkte "Mühendishâne-i Sultanî" adı ile bir okul açtırmıştı.
Mühendishâne-i Sultanî öğrencilerinin seviyesi, matematik, geometri ve fizik bilimlerin öğrenimi için yeter dereceye getirildikten sonra, 1792 yılında okul, Hasköy civarında henüz inşa olunan Kumbaracı kışlasına nakledildi. Bu sırada bir okul binasının da yapılmasına başlandı. 1795'de yapımı tamamlanan bu okula "Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyûn" - Devlet Kara Mühendishanesi adı verilmiş ve öğrenciler buraya yerleştirilmişti.
Padişahın fermanı ile okul kumbaracı ocağına bağlanıyor, kara ve deniz mühendishanelerinin eğitimleri birleştiriliyordu. Okulun lâğımcı ocağından 50, humbaracı mülâzimlerinden 30 olmak üzere 80 nefer mülâzim öğrencisi olacaktı. Mühendishâne-i Bahrî-i Hümâyûn ise iki kısma ayrılıyordu.
Bu okulun araçları daha mükemmel olduğundan, deniz mühendishanesi öğrenci ve kalfaları haftanın pazartesi ve perşembe günleri Hasköy'deki okula giderek oradaki hocalardan ders görecek, sair günler ise tersane kışlalarında meşgul olacaktı. Her iki mühendishane, salı ve cuma günleri tatil edilecekti. Deniz mühendishanesi öğrencileri başlarına eskiden olduğu gibi kalyoncu şalı saracak ve kendilerine "Mühendisân-ı Bahriyye" 'denilecekti. Fermanda, dört hoca ile dört kalfanın ödevleri, alacakları maaş ve tayinât da açık olarak belirtiliyordu.
O sırada Kaptân-ı Derya bulunan Küçük Hüseyin Paşa, iki mühendishanenin birleştirilmesiyle zuhur edecek sakıncaları ve esas maksadın kaybolacağını açıklayan 27 Recep 1211 (26 ocak 1797) tarihli önemli takririni III. Selim'e arz etti. III. Selim devri Tersane Nâzırı Moralı Ali Efendi zamanında, şimdiki havuzların bulunduğu yerde geniş ve daha mükemmel bir bahriye mühendishane binası yapılmak üzere teşebbüse geçilmişti. İradesi alınıp temelleri atılmışsa da Kabakçı Mustafa Ayaklanması üzerine bu hayırlı iş yarım kalmış ve bütün ıslâhat hareketleri durduğu gibi, mühendishane de uzun bir süre ihmal edilmişti.
1821 yılında vukua gelen Kasımpaşa yangını, Araplık semtinden tersaneye sıçramış ve bahriye mühendishane binası da tamamen yandığından, öğretim bir sene kadar aksamıştı. Camialtı'na yakın Parmakkapı mevkiinde, bulunan errehane (Bıçkı mağazası), mümkün olduğu nispette tâdil ve tanzim edilerek bir okul hâline getirilmiş ve 1822 yılında mühendishane buraya taşınmıştı.
Koca Hüsrev Paşa, ikinci defa 1822'de sadârete geldiği zaman, okulu unutmamış ve evvelce verdiği takrirle, 1824 yılında malî, öğretim ve nizamlar bakımından mühendishanenin ıslahına çalışılmıştı.
II. Mahmut okulun ilerlemesi için büyük çabalar harcamış, Avrupa'dan öğretmen, mimar ve mühendisler getirtmişti. Öğrencilerin başarılı olanları İngiltere'ye gönderilmiş ve İngiliz gemilerinde eğitim görerek iyi birer subay ve denizci olmalarına çalışılmıştı. Deniz okulumuz dördüncü defa, bugünkü Deniz Hastanesi'nin bulunduğu yerdeki bir binada kuruldu. Evvelce bu tepede Cezayirli Gazi Hasan Paşa'nın konağı bulunuyordu. II. Mahmut orta havuzun inşası münasebetiyle divanhaneye geldiği zaman, okulun uygun olmayan bir binada bulunmasından, çekilen zorluklar kendisine arz edilmiş ve yeni bir binanın yapılması için izin alınmıştı. Bu maksatla Cezayirli Hasan Paşa konağı satın alınıp tamamen yıkılmış ve yapılan keşfe göre inşa olunacak binanın masrafı 1833 kese 219 kuruş olarak tespit edilmişti. Fakat, inşaatı Kaptân-ı Derya Firari Ahmet Fevzi Paşa 1200 kese ile üzerine almış ve bu paranın 1.000 kesesi Darphane'den, 200 kesesi de bahriye hazinesinden verilmek suretiyle bina 1838 yılında tamamlanmıştı. Cümle kapısı üzerine konan kitabe şöyle bitiyordu:
"Nokta-î târihim Zîver hisâb edip dedim
Mekteb-î Bahriyye ihya kıldı şâhinşâh-ı din 1254 H. (1838 M.)"
Abdülmecit devrinde bahriye okulumuzda büyük gelişmeler kaydedilmiş ve okul, Heybeliada'daki bahriye kışlasına nakledilmişti. 1847 yılında Mekteb-i Bahriye Nâzırı olan Patrona Mustafa Paşa da, okulun ıslahı hususunda bir lâyiha hazırladı. Deniz okulumuzun tarihinde önemli bir yeri bulunan bu lâyihaya göre Cezayirli Hasan Paşa konağının yerine yapılmış olan okul binası 400 öğrenciye göre hesap edilmişti. Lâkin bina bu kadar öğrenciye küçük geleceğinden öğrenci miktarının en çok 120 olması ve okulun eskisi gibi dört sınıf olarak bırakılması istendi. Ayrıca; Dârülfünûn'dan öğrenci alınması mümkün oluncaya kadar, subay ve bahriye mensupları çocuklarından müracaat edenlerin, bunlar yetmediği takdirde hariçten istekli olanların 14-16 yaşında olmak ve bazı şartlan haiz bulunmak şartıyla yapılacak imtihan ve sağlık muayeneleri sonucu okulun ilk sınıfına alınmaları uygun görüldü... <devam edecek>
 

Bu konuyu yazdır

  Preveze Deniz Savaşı (1538)
Yazar: aytemiz89 - 16-12-2014, 08:41 PM - Forum: Denizcilik Tarihi - Yorum Yok

Kaptan-ı Derya Barbaros Hayreddin Paşa, 1538 yılının kış ve bahar aylarını, Kanuni'nin emriyle İstanbul'da kalarak yeni bir donanmanın inşası hazırlıklarıyla geçirmişti.

O sırada Almanya imparatorluğu İspanya krallığı ile Papa ve Venedik hükümetleri, harp halinde bulundukları Osmanlı devletine karşı bir antlaşma yapmış bulunuyorlardı.
7 haziran 1538'de Barbaros, kırk parça kadırga ile 2. Adalar seferine çıkmak zorunda kalmıştı. Sefer zamanı geldiğinde; padişah emriyle vezirlerin kendi keselerinden inşa ettirmekte oldukları 100 gemiden sadece onu tamamlanmış geri kalan doksan tanesi henüz bitirilememişti. Barbaros bu gemiler bitirilmedikçe denize çıkmak niyetinde değildi. Fakat Salih Reis komutasındaki 20 geminin muhafazasında Mısır'dan getirilmekte olan Hint hazinesini ele geçirmek isteyen Andrea Doria'nın 40 kadırga ile Girit sularına geldiği haber alınmıştı.
Bunun üzerine Hayreddin Paşa, kırk gemilik filosuna üç bin tüfek endaz yeniçeri ile ümeradan Kocaeli Sancakbeyi Ali, Teke Sancakbeyi Hürrem, Sayda Sancakbeyi Ali ve Alaiye Sancakbeyi Mustafa beyleri, cümle askerleriyle beraber alarak İstanbul'dan ayrıldı. Barbaros'un denize açıldığını haber alan Andrea Doria, derhal o sulardan ayrılarak İtalya sahillerine gitmişti.
Türk gemileri evvela İmroz adasına gitmiş ve evvelce orada batmış olan bir gemiden çıkarılan on yedi topla gemiler takviye edilmişti. Buradan Sporad adalarına yelken açılmış ve ilk olarak Avrupa korsanlarına yataklık eden Skiatos adası zapt olunmuştu. İstanbul'da inşası biten 90 gemi ile Hint hazinesini İstanbul'a teslim eden Salih Reis komutasındaki yirmi kadırga bu adaya gelerek Barbaros'a katıldılar.
Bu sulardaki diğer adalar da teker teker düşmandan temizlendi ve yedi gemi dolusu ganimet ve esir İstanbul'a gönderildi.
Daha sonra Girit adası, yedi gün süreyle her tarafından vurulmuş, karaya çıkan Türk denizcileri adanın içlerine kadar sarkarak bir kısım kaleleri zaptetmişti. Bu harekat sonunda alınan çok miktardaki ganimet ve on beş bin esir de İstanbul'a yollandı.
Buradan Rodos istikametinde bulunan Kerpe adasına gidilerek bu ada ve Kaşot adacığı zapt edildi. Daha sonra İstanköy adasına gelindi, oradan Eğriboz'a gidilerek adaların korunmasına memur edilen Salih bey komutasındaki filo ile birleşildi.
Beş ay içinde yirmi beş ada zapt eden ve Venedik'in Ege deniziyle alakasını tamamen kesen Barbaros'un bu son seferi üzerine; Papa III.Paul'ün teşvikiyle uzun zamandan beri hazırlanmakta olan Haçlılar donanmasının teşkili ve Türk donanmasına karşı çıkarılması işi çabuklaştırıldı.
Barbaros, İstanköy adasındayken, Haçlıların hazırlıklarını tamamladıklarına dair bazı haberler almış ve Eğriboz adasına geldiği zaman Andrea Doria komutasındaki muazzam bir Haçlılar donanmasının 22 eylülde Korfu adasında toplandığını ve oradan Preveze'ye taarruz ederek kaleyi kuşattığını öğrenmişti.
Bunun üzerine bir gönüllü filosunu Turgut Reis'in komutasında keşif için öncü göndererek kendisi de donanmasıyla arkadan yola çıktı.
Türk donanması 23 eylülde Preveze'ye gelerek Arta körfezine girmiş ve harekete hazır bir durumda demirlemiş bulunuyordu. Barbaros kaleyi hemen tamir ve tahkim ettirmeye başladı. 25 eylülde Andrea Doria komutasındaki haçlı donanması da Preveze önlerine gelmiş ve körfez ağzının iki mil kadar açığında mevki almıştı.
Haçlı donanması her bakımdan çok üstün durumda bulunuyordu. İspanya - Portekiz krallıkları 80 kalyon, Venedik cumhuriyeti 10 kalyon ve 70 kadırga, Papalık hükümeti 36 kadırga, Saint-Jean şövalyeleri 10 kadırga, Cenova hükümeti 1 kalyon, 52 kadırga ve diğer bazı Hıristiyan hükümetleri 49 kalyon vermişti ki hepsi 308 gemi tutuyor, bu miktar 300 parça yük ve taşıt gemisiyle 608'i buluyordu. Bu gemilerden 15-20 kadarı karaka denilen çok büyük tekneler olup, 2000 personeli bulunmaktaydı. Düşmanın 2500-2594 topu ve 60.000 kadar askeri vardı.
Buna karşılık Türk donanması 122 parça kadırga ve firkate sınıfı gemilerden kurulmuştu. 366 top ve 3.000 yeniçeri ile beraber 8.000 cenkçi taşıyordu.
Ne tuhaf bir tesadüftür ki; aynı sularda M.Ö. 2 eylül 31'de, o çağların en büyük deniz savaşı olan Actium cengi yapılmış ve 32 yaşındaki müstakbel imparator Octavianus, Antonius'la Kleopatra'nın donanmasını yenmişti.
Barbaros donanmasının ileri gelen komutanlarıyla kendi gemisinde bir harp meclisi kurdu. Bu toplantıda, komutanlarının karaya asker ve top çıkarılması hususundaki isteklerini önce uygun bulmadı, fakat düşmanın gece preveze boğazından içeri girmek istediğini haber alınca, sahile bazı toplar koydurttu. Ayrıca gönüllü alayından Murat, Turgut, Güzelce Mehmet, Sadık ve bazı reisler birkaç parça gemiyle körfez dışına çıkarak düşmanı ürkütmüşlerdi.
27 eylülde birkaç yürük düşman kadırgası Preveze boğazına gelip donanmamız cihetine toplar atarak nümayişte bulununca, Barbaros, Preveze boğazından çıkıp, Haçlı donanmasına meydan okumuştu. Donanmamız, tabıl ve nakkareler çalınarak dışarı çıkıp, altı mil açıldıktan sonra savaş nizamına girmiş ve hilal şeklinde bir dizi teşkil eden bütün gemiler, başlarında bulunan üçer topu ateşleyerek düşmana saldırmıştı. Saldırının şaşkınlığıyla Andrea Doria yanlış manevra yapmış ve donanmasını pek müşkül bir duruma sokmuştu. Barbaros, bundan hemen faydalanarak 40 gemilik bir filoyu ileri sürüp, Haçlı donanmasını ikiye bölmek istemiş, bu pek tehlikeli durum üzerine, Doria donanmasına ricat emri vermiş ve düşman Korfu istikametine çekilmişti. Karanlık bastığı cihetle düşman izlenememiş, Türk donanması da Arta körfezi dışarısında ve Preveze önlerinde mevki almıştı.
O gece Barbaros'un başkanlığında toplanan harp meclisi, düşmanın ezici üstünlüğüne rağmen, savaşa zorlanıp, kesin bir sonucun alınmasına kara veriyordu.
Türk donanması gece yarısından sonra hareket ederek, Paksos adası önlerine geldiği zaman, keşif gemileri Aya Mavri adasının güneyindeki incir limanında (Porto Figo) düşman donanmasının direklerinin görüldüğünü bildirdi.
Günün ilk ışıkları etrafı aydınlatırken, Haçlı donanması, Türklerin gelmekte olduğunu görmüş, Hayreddin Paşa'nın üstün cüret ve cesareti Doria'yı şaşırtmıştı. Derhal kurulan harp meclisinde, Doria bir hücuma taraf olmadığı halde, filo komutanlarının söz dinlememeleri üzerine harbi kabule mecbur kalarak, donanmasını Preveze üzerine harekete geçirdi.
Bu sırada Türk donanması sahil tarafında bir dizi halinde ilerliyor ve gittikçe düşman donanmasına doğru gelmeye başlayarak bir gün evvelki gibi hilal şeklindeki savaş nizamına girmiş bulunuyordu. Donanmamızın savaş hattı üç filodan meydana gelmişti. Ortadaki filoya Barbaros komuta ediyor, öz oğlu Hasan ve manevi evladı diğer Hasan Reisler bu filoda bulunuyordu. Sağdaki filo, Kazdağlı Salih Reis'in, soldaki ise devrin büyük coğrafya ve matematik bilginlerinden Seydi Ali Reis'in komutasındaydı. Hilal şeklindeki savaş nizamının arka tarafında bulunan gönüllü filosuna Turgut Reis komuta ediyor, Murat, Güzelce Mehmet ve Sadık Reis'ler de bu filoda bulunuyordu.
Düşman donanması borda nizamında olup, gemiler büyüklüklerine göre birbirinin arkasında üç kat halinde yer almışlardı. Bu hattın ilki kalyonlarla karakalardan, ikincisi kadırgalardan ve üçüncüsü de küçük gemilerden meydana geliyordu. Bu duruma nazaran öndeki kalyon ve karakalardan kurulu ağır filo,bir nevi siper görevi görüyor, Doria ikinci hattı teşkil eden kadırgalar filosunun başında bulunuyordu.
Haçlı donanmasındaki İspanya - Portekiz kalyonlarına Franco Doria, Venedik kalyonlarına Alessandro Condalmiero, Venedik kadırgalarına Vincenzo Capello ve Papalık filosuna Aquilea Patriği Marco Grimani komuta ediyordu. Amiral gemisinde kara kuvvetleri komutanı general Fernando de Gonzaga da bulunmaktaydı.
Preveze açıklarında iki taraf donanması kendi savaş nizamları içinde birbirlerine yaklaşırken, cenuptan esen çok sert rüzgar, aleyhimize idi. Bu sebeple donanmamızın moralinin sarsıldığını gören Barbaros iki ayet yazdırıp gemisinin iki tarafına bıraktırmış ve az sonra rüzgarın dindiği görülmüştü. Katip Çelebi Barbaros'un bu davranışını şöyle anlatmaktadır: "...Derhal Paşayı gazi iki ayet yazıp gemisinin iki tarafına bırakdıkda, rüzgar sakin olup barçalar hareketten kaldı. Kıssadan hisse budur ki, serdar olan namdarlar yalnız esbab-ı cismaniyyeye itimad itmeyüp kaadir oldukları kadar esbab-ı ruhaniyyeye dahi riayet ve itibar eylemek lazımdır."
Rüzgarın kesilmesi düşmanın ağır gemilerini hareketsiz bırakınca Doria, öndeki büyük gemilerden şiddetli bir top ateşi açtırmıştı. Fakat kalyonlardaki büyük topların menzili kısa olduğundan, bütün mermiler denize düşüyordu. Barbaros da hücum emri vermiş, Türk gemileri, boru, nakkare ve nefir sedaları ve askerin "Allah Allah" avazeleri arasında heybetle ilerlemeye başlamıştı. Hafif gemilerimizdeki top menzilleri daha uzun olduğundan, bu menzil mesafesine varılıp ateş açılacağı sırada ileri çıkan bir düşman kalyonu püskürtülmüş ve Türk toplarının menzil üstünlüğünden istifade edilerek düşmanın ön hattaki ağır gemileri tahrip edilmeye başlanmıştı. Bu durum üzerine, Doria ile Venedik amirali Capello ikinci hattaki kadırgalarını harekete geçirerek Türk donanmasını iki ateş arasına almak istemişler, fakat şiddetli ateşimiz ve bu esnada Turgut Reis'in bir çevirme hareketi karşısında ricata mecbur olmuşlardı.
Savaşın bu en şiddetli anında ortalığın duman ve ateşle görünmez hale gelmesinden faydalanmak isteyen Doria, birkaç defa Türk donanmasına iki ateş arasın almak için manevralar yapmaya çalışmış, fakat her seferinde Barbaros'un pek mahirane mukabil manevraları ile karşılaşmıştı. Birkaç saat süren şiddetli bir savaştan sonra düşmanın ön hattaki kalyon ve karakaları tamamen tahrip edilmiş ve Barbaros meşhur yarma hareketi için emir vermişti.
Askerin tekbir sesleriyle yapılan şiddetli bir hücum sonunda düşmanın ön hattaki gemileri ikiye ayrıldı ve Türk donanması arka taraftaki kadırgalar filosunun üzerine yürüdü. Bu sırada Turgut Reis emrindeki gönüllü filosuyla düşmanın arkalarına saldırmıştı. Haçlı donanması bir taraftan yarılırken, bir taraftan da müthiş bir Türk çemberi içine düşecek duruma gelmişti. Andrea Doria, büyük bir ümitsizlik içinde iki eline iki gülle almış dövünüyor ve donanmasına ricat emri veriyordu.
Artık denizde yüzen o muhteşem Haçlı donanmasından sadece bütün aksamı harap olmuş, mağlup ve perişan gemiler vardı. Bunlardan bir kısmı dağınık ve perişan bir halde, gecenin karanlığından faydalanarak, muzaffer Türk donanmasının önünden kaçıyordu. Bu sırada şimşek ve yağmurla karışık bir fırtına çıkmış ve donanmamız, savaş sahasına dönerek demirlemişti. Burada pek harap durumdaki düşman gemilerine Barbaros'un emriyle ateş verilmiş ve sabaha kadar savaş alanı aydınlıklar içinde kalarak, sanki büyük zafer kutlanmıştı.
Doria bu savaşta yalnız kalyon ve karaka olmak üzere 128 büyük savaş gemisi kaybetmişti ki, bu miktar Türk donanmasının bütün mevcudundan fazlaydı. Ayrıca orta ve küçük gemilerden kayıpları da bulunuyordu. Türkler ise hiç gemi kaybetmemişler sadece birkaç yüz şehit ve yaralı vermişlerdi.
Barbaros, Boğdan Seferi'nden dönmekte olan Kanuni'ye öz oğlu Hasan Bey'le, Preveze zafernamesini göndermiş ve Yanbolu'da ordugahını kurmuş bulunan padişah, divanı toplayıp, zafernameyi komutanlarıyla beraber ayakta dinlemişti. Katip Çelebi bu töreni şöyle anlatıyor:
"...Divan kurulup fetihname ayağ üzere okundu, Hakk'a hamd-ü şükr-i firavan ettiler."
 

Bu konuyu yazdır

  Koyun Adalari Deniz Savasi (1695)
Yazar: aytemiz89 - 16-12-2014, 08:41 PM - Forum: Denizcilik Tarihi - Yorum Yok

1683 ikinci Viyana kusatmasinda Türk ordusu yenilgiye ugrayarak geri çekilirken, Avusturya ve Lehistan'in yaninda evvela Venedik, daha sonra da Rusya "Mukaddes Ittifak" geregince savasa katilmisti.

 
Türk ordusu çok genis bir cephede 4 devletin ordulariyla çarpismak zorunda kalmis ve savas 16 yil gibi uzun bir süre devam etmisti.
 
Cephelerde yenilgiler birbirini izlemis, imparatorlugu bu durumdan kurtarmak düsüncesiyle, 25 ekim1689'da sadarete Köprülü Fazil Mustafa Pasa getirilmisti. Baslangiçta yapilan savaslarda bazi basarilar kazanilarak kaybedilmis topraklardan bir kismi geri alinmissa da, 19 agustos 1691'de Salankamen'de Köprülü Fazil Mustafa Pasa'nin sehit düsmesiyle ordumuz bozguna ugramisti.
 
Kara savaslarinda yenilgiler devam ederken donanmamiz, Venediklilere karsi parlak zaferler kazaniyor, bu basarilar devletin sarsilmis itibarini ve halkin bozulmus moralini bir hayli düzeltmis bulunuyordu.
 
Bu deniz zaferlerinin kazanilmasinda kalyonlar kaptani Mezomorto Hüseyin Pasa'nin büyük payi olmustu. Genç yasindan itibaren deniz savaslarina katilmis ve bir deniz cenginde sekiz-on yerinden yaralanip öldü zannedildigi halde yasamasi üzerine, Venediklilerce kendisine yari ölü anlamina gelen Mezzo Morto lakabi verilmisti ki Mezomorto (veya Mezamorta) bu lakaptan gelmektedir. Kendisi meslekten yetismis bilgili ve cesur bir denizciydi. Daha sonra 1 mayis 1695'te de kaptan-i deryaliga getirilmistir.
 
Bu savas yillarinda Akdeniz'de bir egemenlik kurmus olan Venedik donanmasi, Papalik ve Malta hükümetlerinden de yardim görerek 7 eylül 1694'de Sakiz adasina büyük miktarda asker çikarmisti. Kalede bulunan pek az sayidaki Türk kuvvetleri civar sularda dolasan Kaptan-i Derya Palabiyik Yusuf Pasa emrindeki donanmamizdan yardim göremeyince, ancak 17 eylül tarihine kadar dayanabilmis ve düsmanin teklifini kabul zorunda kalarak 21 eylül 1694'de adayi Venediklilere teslim etmisti.
 
Bu haberin Istanbul'da duyulmasi üzerine son derece üzülen II. Ahmet, mevsimin kis olmasina ragmen, adanin derhal geri alinmasini emretmis, Anadolu Beylerbeyi Misirlizade Ibrahim Pasa, 22 aralik 1694'de Serdar-i Ekrem tayin edilmis ve Seddülbahir muhafizi Amcazade Hüseyin Pasa da 31 aralik 1694'de kaptan-i deryaliga getirilmisti.
 
Tersanede hummali bir faaliyet baslamis ve gerekli sefer hazirliklari tamamlanarak 20 parça kalyon ve 20 parça çektiriden kurulu donanmamiz 29 ocak 1695'de Istanbul'dan ayrilmisti.
 
Türk donanmasi Mezomorto gibi pek degerli bir denizcinin yani sira; Asçizade Mehmet Kaptan, Elhac Abdullah Kaptan, Fettah Kaptan, Memi Pasazade Abdurrahman Pasa, Kethüda Abdülkadir Pasazade gibi devrin tecrübeli denizcileri de bulunmaktaydi.
 
Istanbul'dan hareketle Foça civari sulara gelen Türk donanmasi, 7-8 Subat gecesi, buradaki orak adasindan kalkip, 60 gemiden ziyade Venedik donanmasinin bulundugu Koyun adalarina (Izmir hizasindaki Karaburun'la Sakiz adasini ayiran bogazdaki adalar) dogru hareket etmisti. Savas planina göre, safak vakti bu adalara varilacak ve orada yatmakta olan düsman donanmasina ani olarak hücum edilecekti.
 
Havanin rüzgarsiz olmasi dolayisiyla yelkenle seyir mümkün olamamis ve kalyonlar çektirilerin yedeginde çekilerek ancak 9 subatta Koyun adalarinin on mil yakininda bulunan Bahçealti mevkiine gelinmisti. Bu esnada düsman gemilerinin de çektiriler yedeginde, Sakiz adasinin burnunu dolasmakta oldugu görülmüs ve donanmamiz savas düzenine girerek, Venediklilerin 20 kalyonuna 16 kalyonumuzla, 6 mavnasina 4 kalyonumuzla ve 24 çektirisini her birine 1 çektirimizle hücuma geçilmisti.
 
Savas plani geregince top menziline girilmis, kalyon filomuza komuta eden Mezomorta kendi kalyonu ile düsman amiralinin kalyonuna iyice yaklasarak alabanda atesi açmis, dagilan agaç parçalari serpintisinden 150'den ziyade düsman ölmüs ve amiral gemisinde büyük bir panik baslamisti. Tam bu esnada Riyale Fettah Kaptan komutasindaki kalyon da amiral kalyonuna kiç taraftan top atisiyla hücuma geçmis, yagli paçavralar atarak gemide yangin çikarmis ve yangini söndürmek isteyenlerin üzerine de tüfeklerle ates açilmisti. Yardima kosan 60 toplu bir düsman kalyonu da ates almis, atesin cephaneligini sarmasi üzerine her iki gemi birden havaya uçmus, kendilerini denize atanlar da esir edilmisti. Daha sonra Bastarda-i Hümayun ve Kethüda Abdülkadir Pasazade çektirileri düsmanin mavnalari üzerine iki yandan hücuma geçmis onlari dagitarak kaçmaya mecbur etmisti. Ögleden aksam günes batincaya kadar süren bu savasta, düsmanin iki kalyonu imha edilmis, 5 kadirgasi batirilmis ve çok sayidaki gemisi de hasara ugratilmisti. Bu durumda tek kurtulus yolunu firarda gören düsman donanmasi, Sakiz'in kuzey dogusunda bulunan Terfil limanina siginmisti.
 
Kesin zafer, bu savastan dokuz gün sonra Koyun adalari ile Terfil arsinda yapilan savasta kazanilmistir.
 
Terfil limaninda yatan düsman donanmasini kesin olarak imhaya kararli olan Türk donanmasi, 18 subat 1695'te bu istikamete hareket etmisti. Donanmamizin Terfil limani üzerine gelmekte oldugunu gören düsman, korku ve telasa kapilmis, savasa yeterli bulunan on alti kalyonu demirlerini keserek limandan disari çikip savasi kabul etmisti. Mezomorta Hüseyin Pasa bes kalyonla Darbogaz'da rüzgar üstünde ve diger kalyonlar rüzgar altinda olmak üzere savas düzenine girismis ve düsman donanmasi ortaya alinarak iki ates arasinda birakilmisti. Beklenilmeyen bu mahirane manevra karsisinda düsman saskina dönmüs ve iki tarafli atese dayanamayarak selameti kaçmakta bulmustu. Iki kalyonlari Sakiz limanina girmis, geri kalan on dört kalyon da Venedik kayasina dogru kaçmaya baslamisti. Donanmamiz kaçan düsmanin pesini birakmamis ve Asçizade Mehmet Kaptan'in komutasindaki kalyonumuz, elli bes tunç toplu bir düsman kalyonunu batirmis ve Elhac Abdullah Kaptan'in kalyonu da iki düsman mavnasini batirip, ikisini de zaptetmisti.
 
Serdar-i Ekrem Misirlizade Ibrahim Pasa, çektirileriyle hemen Venedik çektirilerine yetismis ve on beser, yirmiser kogus topu (çektiri sinifi gemilerden, kadirga ve bastardalarin bas tarafinda omurga hatti üzerinde ortaya tek olarak, mavnalarin bas taraflarinda omurga hattinin sancak ve iskelesine iki adet olmak üzere tabiye edilen ve düsman kovalanirken kullanilan uzun menzilli top) attiktan sonra düsman tekneleri darmadagin olarak evvela Sarecik denilen mevkide toplanmak istemis, fakat kurtulamayacaklarini anladiklarindan, gizlenmek üzere kalyonlarin arkasina kaçmaya baslamislardi. Memi Pasazade Abdurrahman Pasa, bir düsman çektirisine yetisip personelini esir almis ve fazla hasara ugradigindan zaptina lüzum görmedigi tekne biraz sonra batmisti. Düsman bastardalari da mavnalarin bulundugu yere dogru kaçarken, Elhac Abdurrahman Kaptan'in kalyonu tarafindan önleri kesilmis ve atilan toplarla bunlar da hasara ugrayip, pek çok sayida cenkçileri ölmüsü.
 
Venedikliler birçok önemli gemilerini kaybetmis ve Benedetto Pisani isimli amiral de maktul düsmüstü. Düsmanin güverteleri harap olmus, arma ve donanimlari dagilmis, maglup ve perisan donanmasi gecenin karanligindan faydalanarak zorlukla Sakiz limanina siginmisti. Burada da tutunamayacagini anlayan düsman, kalede 500 muhafiz birakmis, ve 21 subatta Istendil adasina kaçmisti.
 
24 subatta donanmamiz Sakiz limanina girmis ve düsmanin kaçarken adada birakmak zorunda kaldigi birçok savas esyasini ele geçirmisti. Bunlar arasinda dört büyük firkata ile dört çektiri ve içi silah ve cephane dolu bir halde karaya oturmus bir koca kalyon da bulunuyordu.
 
Ayni gün karaya asker çikarilip kale kolayca zapt edilmis ve 500 muhafizi esir alinarak ada tekrar elimize geçmisti.
 
Bu parlak zaferin kazanilmasindan kisa bir süre sonra Mezomorta Hüseyin Pasa kaptan-i deryaliga getirilmis ve selefi Amcazade Hüseyin Pasa da Sakiz muhafizligina tayin olunmustu.

Bu konuyu yazdır

  Girit'i Nasıl Kaybettik
Yazar: aytemiz89 - 16-12-2014, 08:40 PM - Forum: Denizcilik Tarihi - Yorum Yok

 

Aşağıdaki yazı Sayın İhsan Ilgar tarafından kaleme alınan ve 1969 senesinde Hayat Tarih Mecmuasında yayınlanan yazının bir özetidir. Avrupa tarafından geçmişte üzerimizde uygulanan yöntemlerin bugün yaşananlarla da tamamen aynı olduğunun açıkça ispatıdır. Eğer biz bu olanlardan halâ ibret almamaya devam edersek pek yakında başımıza geleceklerin de bir aynasıdır! Azerbeycan, Bosna, Çeçenistan, Kıbrıs, Türkiye... aşağıdaki yöntem aynen uygulanıyor, bizim ise umurumuzda değil.




 
Girit adasının fethine Sultan İbrahim zamanında başlanmış, Avcı Sultan Mehmet zamanında tamamlanmıştı. 1821'de Yunan istiklâlini hazırlayan Heten'a Cemiyeti elini buraya da atmış, Rumların ayaklanması sağlanmış ve Türklerin can ve mal emniyeti son bulmuştu. Açıkgöz Rumlar, bunu Avrupa basınına kendi lehlerine ulaştırmayı başarmışlar ve Türklerin katliâma giriştiği propagandasını yaymışlardı.
1825'te yapılan Girit ve Sisam ayaklanmaları çok kanlı olmuştu. 1866'da birçok Avrupa devletinden para ve silâh yardımı sağlayan bir ihtilâl hareketi meydana getirmişlerdi...
Bu sırada Avrupalılar araya girerek, Girit için bir özel idarenin kurulmasını istediler. Bu yeni idare bugün Kıbrıs'ta olduğu gibi, Rumların gelişip teşkilâtlanmasına yardım etti. (not: bu yazının kaleme alındığı tarih 1969’dur!)
Yunanistan'a öğrenim için giden Giritliler, Yunanlılar tarafından teşkilâtlandırılmış, halkı kandırmak için köy köy dolaşarak, nutuklar vererek, kilise ise gizli gizli halkı kışkırtmaya başlamıştı.
İsyanların ve şikâyetlerin önü alınmayınca da Avrupalılar, Babıâli'yi aralıksız sıkıştırmakta olduğundan II. Abdülhamid olayı yerinde incelemek üzere Gazi Ahmet Muhtar Paşa'yı oraya gönderdi. Paşa, Hanya yakınındaki Halpa köyünde isyancı başlarıyla bir anlaşma yaptı.
Bu sırada Girit'te vali olarak Kostaki Adanidis adlı biri bulunmaktaydı. Yunan kilisesinin adamı olan vali, açıktan açığa ayaklananları korumakta, adalıların kalbini kazanarak, millî bir lider olmak hevesindeydi. Valinin yardımcıları da Kasımzâde Hamdi, Kaurzâde Hasan Bey’lerdi. Aynen bugün Kıbrıs'ta başkanın Rum, muavinin Türk olduğu gibi. (not: bu yazının kaleme alındığı tarih 1969’dur!)
İngiliz konsolosu Tomas Sandoviç de valiyi korumakta ve Türk yardımcıların yetkilerini kullanmalarını önlemekteydi. Halpa anlaşmasından sonra valiliğe getirilen Fotiyadis, Yunanlılık gayretkeşliği içinde kendi adamlarını iş başına getiriyor, gizlice asîleri koruyor, Türklerin katledilmesine teşvik edici yollar tutuyordu.
Valilikte müddeti dolan Fotiyadis, bu görevde kalmak için bir hayli uğraştıysa da, Babıâli kararında ısrar ederek görevinden uzaklaştırdı. Yerine geçen Sava, isyancıların direnmesiyle görevinden alınmış, yerine Londra sefaretinde bulunan Kostaki Antapulos getirilmişti. Mutedil hareketlerle Girit'te düzeni sağlamak kolay değildi. Atina ve Patrikhane, buradaki fesat tohumunu aralıksız geliştiriyordu, ilk patlak Hanya'da oldu. İleri gelen birkaç Türk, Rumlar tarafından öldürüldü. Ordu ve valinin şiddet tedbirleri bir fayda sağlayamadı. İkinci defa durumu incelemek için gönderilen Mahmut Celâledin ve Ahmet Ratip Paşalar'ın tavsiyeleri de Rumların işine gelmedi.
Sebrona'da genel bir ayaklanma yaratarak birçok Türk'ün kanına girdiler. Bu durum karşısında başarısızlığa uğradığını gören Kostaki Paşa, istifa etti, yerine Nikolaki Sartinski getirildi. Yeni vali, muvaffak olmak için, mutedil Rumları tutmak yolunu izleyince, Yunan taraftarları ayaklanarak 1889 ihtilâlini meydana getirdiler.
RUMLARIN FESAT MAKİNESİ
Nikola Zoridis, Yani Mihaki, Aristidi Kiriari, Anderya Kakori, Mennos Isihakis gibi sergerdeler, Kakori'nin başkanlığında toplanarak adanın Yunanistan’a katılması isteğini ileri sürdüler. Köy köy dolaşarak cahil halkı ayaklandırdılar. Dini inançlarından faydalandılar. Köylerde, şehirlerde silâhlanan Rumlar, ansızın Türklerin üstüne atılarak binlerce Türk'ü öldürüp, evlerini yaktılar, yiyeceklerini yağma ettiler. Duruma bir türlü mani olunamıyordu. Nikolaki de azledilerek Ali Rıza Paşa bu göreve getirildi. Ali Rıza Paşa bir askerî valinin bu göreve atanmasını isteyerek çekilince, yerine Müşir Şâkir Paşa'yı gönderdiler. Şâkir Paşa'nın aldığı tedbirler, kısa zamanda Rumları sindirdi, adaya sulh ve sükûn güneşi doğdu. Fakat bu durum Atina'nın işine gelmiyordu. Onun amacı Girit'i ele geçirmekti. Bunun için orada durmadan ayaklanmalar, huzursuzluklar olmalı, Türkler öldürülmeli, adadan kaçırılmalı, mal ve mülküne el konulmalıydı. Ancak ada, Rum ekseriyeti sağlanırsa Yunanistan'ın olabilirdi. Ayrıca gizli gizli göçmen sokmak yolu da tutturulmuştu.
Fesat makinesi bütün gücüyle Türkler aleyhine işliyordu. Mahmut Celâleddin Paşa'nın valiliği devresinde de idare normale dönmüşse de ortalığı bulandırmak isteyenler, bir komite kurarak, ada Türkleri'ni öldürmek yurtlarını, mallarını yağma etmek amacıyla harekete geçtiler. Bahane olarak da jandarmaların Arnavut oluşunu, insafsız hareket ettiklerini ileri sürüyorlardı. Jandarma çavuşu Zekeriya ile bir jandarma ve dokuz yaşındaki kız çocuğunu öldürerek ayaklanmanın ilk kanını akıttılar.
Önceden hazırlıklı olan başkaldırma kadrosu, kısa zamanda 1.500'e yükselmişti. Papazlar, din işlerini bırakmışlardı. Fener kilisesiyle el ele veren Atina metropoliti, durmadan kiliselere gönderdiği emirle, halkın isyancılara karışmasını ve her türlü yardımda bulunmasını istemekteydi. Birçok papaz da silâhlanarak bu ayaklanmaya katılmış, isyancılar için Yunanistan'dan bir hayli para ve silâh da getirmişlerdi. Epitropi komitasının başkanı, Heybeliada papaz okulundan yetişen Malako idi. Ayaklanma genişledikçe, durum bir Haçlı görünüşü göstermeye başlamış, Hıristiyanlığın İslâm'ı Girit'te yok etme dâvası hâlini almıştı. Kısa zamanda isyancıların toplamı 5.000'i bulmuştu.
Atina, propaganda yönünden kuvvetli bir kozu eline geçirmiş, Türklerin mazlum Rumlara zulmettiğini gösteren resimler yaptırmaya, yazılar yazdırmaya memur ettiği adamlarını Avrupa başkentlerine yaymaya başlamıştı. Avrupalı koruyucularını, adanın kurtarılması hakkında yardıma çağırıyor, İngiliz ve Ruslar bu yardıma çoktan hazır bulunuyorlardı. Rus, İngiliz, Fransız, İtalyan gazete ve dergileri bu yılki yayınlarında hep Rumları koruyan ve haklı gösteren yazılarla doluydu.
Durumun oradaki kuvvetle bastırılması imkânsız hâle gelmişti. Bu yönden kuvvetli bir birliğin orada görev alması gerekiyordu. Neticede, Abdullah Paşa kumandasındaki isyanı bastırma ekibi, 29 mayısta Suda limanına çıkarıldı. Vamos'ta Rumların kuşattığı Türkleri kurtarmak için Kalive kasabasına da bir birlik gönderilmişti. 18 günlük çetin bir hareket sonu Sebrona ve Romata da kuşatılmış, Türkler aç ve silâhsız bırakılmış, Türkler, 7 haziranda asilerin ezilmesi üzerine kurtarılmıştı.
Rumların Türklere karşı gösterdikleri kötü ve insafsız hareketlere aynı şekilde karşı koymaktan başka çare kalmadığını gören Provliyalı Türkler de , kendilerini yakalayıp yakmak isteyen asilerden bir kısmını yakalamış, fakat bunların, kendilerini isyancıların zorla ayaklandırdığını iddia etmeleri ve yalvarmaları sonucu bırakmıştı. Rumlar ise, Türklere eziyet ve hakaretten geri kalmıyor, çocukları bile aç bırakmak için fırınları, un depolarını, tarladaki ekinleri yakıyorlardı.
AVRUPA'NIN KARARI
Yunanlıların hem silâhla, hem de propaganda yönüyle çalışmaları boşa gitmiyordu. Koruyucuları olan Avrupalılar işe burunlarını sokarak Bâbıali ile 1896 yılı 25 ağustosunda büyükelçiler seviyesindeki toplantıda şu karara vardılar:
• Girit valisi Hıristiyan olacak, devletlerin tasdiki ile Babıâli'ce beş yıl için atanacak,
• Vali, genel meclis tarafından kabul edilen kanunları reddetmek yetkisini taşıyacak,
• Adada bir karışıklık çıkması hâlinde silâh ve asker yardımı isteyebilecek,
• Memurların üçte biri Hıristiyanlardan seçilecek,
• Avrupalı hukukçuların yöneteceği bir adli ıslahat komisyonu teşkil edilecek,
• Bingazili Araplar, valinin izini olmadıkça Adaya yerleştirilemiyecek, vali, asayiş yönünden bulunmalarını istemediği kişileri adadan çıkarabilecekti.
Buna rağmen Atina bu durumu kendi çıkarlarını baltalamış kabul ederek kolları sıvamaya, ajanlarını sokarak Spitropi kuruluşlarıyla anlaşmaya vararak onları papazlar yoluyla harekete geçirmeye girişti. Köy köy kıpırdamalar ve katiller, ırz ve mallara el atmalar başladı. Yunanlılar yayma geçmek için bunu beklemekteydiler.
Yayınlanan bir tebliğde: insanlık, medeniyet âlemi!... Biçâre Giritlilere yardım elinizi uzatınız!... O zavallıların mal ve can emniyeti tehlikeler altındadır. Her gün binlerce Hıristiyan öldürülüyor. Eğer Girit Hıristiyanlarının nasıl bir sefalet, nasıl bir felâket içinde bulunduğunu görürseniz, merhametli kalbiniz kanlanır, göz yaşlarınız damlar. Şimdi, türlü işkence altında can çekişen ve hayatlarını feda ile hepimiz için kutsal olan Yunanlılığın vefalı kucağına can atmak isteyen Hıristiyan kardeşlerimize imdat ve yardım edelim!... deniyordu.
Olayları tamamen ters aksettiriyorlardı. Oysa ölen, öldürülen Türkler, öldüren, mal ve cana el uzatan Rumlardı. Propaganda, Hıristiyanlık dâvasının altında yavuz hırsız, ev sahibini bastırıyordu. Bu durum karşısında artık pasif kalınamazdı. Aynı şekilde durumun bütün açıklığıyla dünyaya anlatılması gerekiyordu. 25 temmuz 1896'da valiye ve Avrupalı devlet konsolosluklarına Rum kötülüklerini anlatan bir tamim yayınlandı. Bunda özetle şöyle denmekteydi:
«Birçok imkânlar sağlanması dolayısıyla bir refah içinde bulunulması gereken adamızda, sükûn ve huzuru Rum vatandaşlarımız bozmaktadır. Karışıklık ve eşkıyalık, adayı bir harabeye çevirmiş, oturmayı adada imkânsız hâle getirmiş, Türkler için hiç bir yönden huzur ve sükûn kalmamıştır.
RUM MEZÂLİMİ
«Bir yıldan beri Rum vatandaşlarımız, Türk köy ve evlerini yakmakta, mallarını yağma etmekte, sonra da bunu Türkler, Hıristiyanlara yapıyormuş gibi göstererek, bunu Yunan basınına da aktarmakta, dünyayı aldatmaktadır. Hıyanetin bu derecesine tahammül insan gücü dışındadır. Rum tebliğinin yalanlığını şöylece ispatlayabiliriz:
«Hanya'ya bağlı Gidanya ilçesinde Psatoyano, Babilo, Vatolakos, Alikiyano, Konfo, Gorano, Strine, Pisires, Romata, Sebrona, Lotraki, Pisikopi, Modi, Limnidre, Valeşero Nitissa, Sirili, Pirgo köylerinde bütün Türklerin evleri, yağhaneleri, zeytinliklerinin büyük bir kısmı Rumlar tarafından yakılmış, bütün araç ve gereciyle birçok hayvanlar alınarak 24 erkek, 4 kadın, 8 çocuk en adi işkencelerle öldürülmüştür.
«Kisamo, Samino, Isvakiye bağlı Apkorona, Ayosvasilis ilçesiyle Resino nahiyelerinde, Milyopotamo, Aman, Kandiye'ye bağlı Pribaniçe, köyleri Rum eşkiyaları tarafından tahrip edildi, evler, yağhaneler yakıldı, hayvanlar alınarak dağa götürüldü, yüze yakın erkek, işkencelerle öldürüldüğü gibi, bir kısmı camilere konarak yakıldı.
«Prolya ilçesinde on beş gündür emniyette bulundurulan yetmiş Rum, sağlam olarak hükümete teslim edilmiş, bu çetecilere hiç bit" işkence ve zulüm yapılmamıştır. Halbuki bunlar, yüzlerce Türk'ün icarıma girmiş kimselerdi.
«Rumlar tarafından oğlu öldürülen, damadı ağır yaralanan Hüseyin Ağa adlı bir ihtiyar, Hanya yakınlarında eline geçirdiği iki Rum'u hiç bir şey yapmadan bir gece evinde ağırladığı gibi, ertesi gün hükümete teslim etmiştir. Bunun gibi binlerce insanî hareketler Türkler tarafından Rum hemşehrilerinden esirgenmemişken, Rumların yaptıkları adî hareket, bütün insanlığın yüzünü kızartacak durumdadır.
«Yunanlılar'ın aralıksız bir çalışma ile silâh, gönüllü ve cephane, erzak göndererek Adadaki isyancıları kışkırtmaya devam etmesi, adada huzur ve asayişi sağlamayı, can ve mal emniyetinin korunmasını imkânsız hâle koymuş olduğundan, can, mal korunmasının sağlanılarak, asayişsizliğe son verilmesini istemekteyiz.»
YUNAN TAŞKINLIKLARI
Yabancı devletlerin, bilhassa Rusların kışkırtmasıyla Türk sınırında, Karanya Grabena bölgelerinde de çeteler kurarak Rumeli'ye sokmak, Makedonya, Tesalya, Epir'deki Rumları ayaklandırmak, Girit’te de yaptıklarını daha ileriye götürmek yolunu denemeye başladılar. Güya bu olayları önlemek üzere Avrupalılar Girit sularına donanma da göndermişlerdi. Bu donanma, asayişe yardım edecek yerde, başta Ruslar olmak üzere gizli gizli Rumlara yardım ederek bir ihanet filosu haline gelmişti. (not: 1990'lı yıllarda Sırplara karşı silahsız kalan Bosnalıları denizden ablukaya alıp ambargo uygulayan ve bunu Bosnalıları korumak için yapıyoruz diyen Nato donaması gibi!)
Bu durumu yaratan Yunanlılar, Hidra ve Alfeyon savaş gemileriyle adaya asker göndermeye, güya oradaki asayişsizliği önlemeye de kalkıştılar.
Ocak ayına kadar süren huzursuzluk, 29 ocakta son kertesine vardı. Adaya sokulan birkaç bin Yunan askeri ve gönüllüsü ile subaylar, eşkıyaların arasına girerek, onları teşkilâtlandırdılar. Yangınlar, soygunlar, öldürmeler artık saklanmaz duruma geldi. Olayların bu kerteye gelişi, büyük devletlerin Hanya konsoloslarını kendi hükümetlerine baş vurarak gerekli tedbirin alınması mecburiyetinde bıraktı. Bu da bir oyundu. Bu oyunla ada, Yunanlılara verilecekti. Türk askerini çıkarmak suretiyle adada asayiş sağlanabilirdi. Ama bu, onların işine gelmiyordu. Konsoloslardan yalnız Fransız Konsolosu Blan, adadaki durumdan özellikle Yunan hükümetinin sorumlu olduğunu 7 şubat tarihli raporu ile hükümetine bildirmişti ki bu da, Fransız sarı kitabında açıkça yazılı bulunmaktadır.
Bu arada ada halkının, güya toplanarak Yunanistan'a katılma yolunda müracaat ettiği ve Yunan Kralı Yorgi'yi, adayı işgale davet ettiği öğrenildi. Yunanlılar bu kararı Avrupa'ya bildirerek büyük devletlerin yardımını istedi, gizli gizli temaslar yapmak üzere Yunan devlet adamlarını Avrupa başkentlerine gönderdiler. O zaman hariciye müsteşarı olan Curzon, Avam Kamarası'nda şöyle konuştu:
«Girit'teki son olayların Türkler tarafından yapılmamış olduğuna dair Hanya konsolosu ile Akdeniz'de bulunan amiralimizden yeterli bilgi aldık. Girit hareketinin başkanları Yunanistan'a davet edilmişti. Bunların ne şekilde geldikleri bilinemez. Bunlar bir müddet sonra da geri gitmişlerdir. Bunlarla Giritli reisler arasındaki konuşmalar sonucu bazı şehirler civarındaki Rum aileleri, ev eşyaları ve sürüleriyle dağlara çekilmişlerdir. Böylece Kandiye'de isyan başlamış, birçok Türk aileleri şehirlere sığınarak canlarını kurtarmak istemişlerdir, işte Yunan hükümetinin şikâyet ettiği karışıklık, kendilerinin yarattığı olaylardan başka bir şey değildir.
Zulüm ve fenalık o kadar ileri gitmişti ki, Yunanlılara yardım eden ve Türkler'i sevmeyen Lord Curzon bile gerçeği saklayamamış, bu kadarcık olsun bir itirafta bulunarak günahlarının kefaretini vermişti. Times gazetesi de şöyle yazıyordu:
Tarafsız bir görüşle söylemek gerekirse. Türkiye kadar birçok dinden vatandaşı olan bir Yurtta kendi yurttaşlarına eşit muamele eden, milliyet, lisan ve dinlerine dokunmayan bir büyük devlete Yunan gazetelerinde uzatılan dil, hiç de insafa ve akıllıca bir harekete yakışmaz. Zalimce hareket ettikleri halde, mazlum rolüne bürünmek çok hayret edilecek bir şeydir. Paris, Viyana, Berlin gazete ve mecmualarının da aynı yolda yayın yapmalarına karşı Atina çizmiş olduğu programdan dönmüyor, Yunan başbakanı Deli Yani, millet meclisinde açıkça Girit'in Yunanlıların olacağını söylüyor, Atina basını da bu tezi savunan yazılarına devam ediyordu.

[b]YUNANLILAR ADA'YA ÇIKIYOR
[/b]
Yunan Kralı Yorgi, ikinci oğlu Prens Yorgi'yi altı torpido ile Girit'e yollamak kararını almıştı. Büyük devletler güya bunu önlemek için çabalar sarfetmekteydi. Atina'da yapılan büyük bir törenden sonra albay Vasos bir alay piyade ve istihkâm taburu, bir batarya ile Pire’den hareket ederek, şubatın 15'inde Hanya yakınlarındaki Platonya'da kıyıya çıktılar. Yunan gazeteleri:
Bunca yıldır beklenen şafak söktü, emellerimize kavuştuk, Girit'e ulaştık diye yazmakta. Kral Yorgi ise albay Vasos'a verdiği emirde:
Girit'in sizce gerekli olan yerinde çıkarak adayı oğlum adına ele geçirecek, bundan sonra bütün muameleleri Yunan kanunlarına göre, kral namına yapacaksınız, oraya varınca adanın Yunan hükümetince işgal edildiğini halka bildiriniz diyordu.
Adaya çıkan Yunanlılar, 15 mayıs 1919' da İzmir'de yaptıklarının aynını uygulamaktan geri kalmadılar. Olayları önlemek isteyen Avrupalı devletlerin amiralleri, Yunan hareketlerini kısıtlamak için kordonu sıklaştırdılarsa da Rum korsanlar gecelerden faydalanarak bildikleri gibi oynamaktan geri kalmadılar. Albay Vasos'un söz dinlememesi karşısında, adayı bombardıman bile ettiler ama, bir fayda vermedi. Yunanlılar ise, Atina'da düzenledikleri törenlerle Girit adasının kendilerine katıldığını yaymaktaydılar.
Avrupalı devletler 2 martta Atina'ya verdikleri notada şunları istemişlerdi:
a) Girit, hiç bir suretle Yunanistan'a verilmiyecektir.
b) Osmanlı İmparatorluğu'nun mülki tamamlılığı Avrupalılarca garanti edilmiştir. Girit için özel bir idare kurulacaktır.
c) Yunanlılar, Girit'ten deniz ve kara birliklerini çekeceklerdir.
d) Bu kuvvetlerin çekilmediği görülürse zor kullanılacaktır.
SAVAŞ BAŞLIYOR
Yunanlılar, verdikleri cevapta, bu kararlara uyacaklarını, ancak adada bulunan Rumların da fikirlerinin alınmasını istediler. İçerdeki fesat yine kışkırtmalarla harekete geçerek Ekrâtori tepesinde bulunan Yunan çeteleri 9 mart gecesi Türklere saldırıya geçtiler. Olayları izleyen Fransız konsolosu Blanc, hükümetine Türklerin haklı olduğunu, zulmün Yunanlılar tarafından insafsızca kullanıldığını, birçok Türk'ün tuğla fırınlarında yakıldığını bildirdi. Olaylarda eli olan Yunan konsolosluğu memurları, Avrupalılar tarafından zor kullanılarak adadan uzaklaştırıldı. Bunu Yunan donanması izledi. Durumu Yunanistan'dan idare eden Etniki Heten'a, halkı heyecana vererek bir savaş havası yaratmıştı. Devletler Girit ablukasını sıklaştırmışlar, denizden yardım yapılmasını engellemişlerdi.
Yunan kralı Girit'te kazanılan basanların etkisiyle Tesalya’ya kadar gitmiş, askerlerini denetleyerek bir savaşın başlamak üzere olduğunu 27 martta açıklamıştı. Bütün hazırlıklarını tamamlayan Yunan ordusu, 1897 yılı 3 nisanında sınırlarımızı aşmak cesaretini gösterdiler. Bu büyük şımarıklığa, Edhem Paşa kumandasındaki Türk orduları Dömeke'de gereken dersi verdi. Kuvvetlerinin çoğunu kaybeden kral, çemberden zor kurtuldu. Türk orduları Atina yolundaydı ki, mazlum pozuna bürünerek büyük devletlere yalvarmaya başladılar. Zaten aracı olacaklarını biliyorlardı. Savaş az bir tazminat, ufak bir sınır değişikliğiyle son bulunca Yunanlılar gözlerini tekrar Girit'e çevirdiler. Buraya bir muhtariyet verilmesi esasen kabul edilmişti. Yalnız bir vali bulmak mesele oluyordu. Etniki Heten'a bunda da başarı kazanarak, genellikle Rusların yardımıyla Prens Yorgi'yi vali yaptı. Kandiya'da çıkan bir karışıklıkta Heten’a nın bir oyunu ile Türk askerleriyle İngilizler çarpışmak zorunda kaldılar. Bunun üzerine de askerimizi çekmemizi istediler. Esasen maksatları da buydu, oyunu iyi hazırlamışlardı. Güya şimdi devletler adayı koruyacaklardı. 21 kasımda prens Yorgi'nin valiliğe başlaması’nı Bâbıali protesto ettiyse de hiç bir sonuç alınamadı. Balkan Savaşı'na kadar da Girit, güya muhtar bir idare altında kaldı.
 

Bu konuyu yazdır

  Burak Adasi Deniz Savasi
Yazar: aytemiz89 - 16-12-2014, 08:39 PM - Forum: Denizcilik Tarihi - Yorum Yok

 (29 Temmuz 1499)

Mora'nin güneybatisindaki Navarin limani ile Burak Adasi güneyinde Osmanli donanmasi ile Venedik filosu arasinda yapilan deniz savasi (1499). II. Beyazit, 1499 yili baharinda Mora'daki Venedik sömürgelerini ele geçirmek maksadiyla kara ve deniz kuvvetleri için Inebahti (Lepanto) kalesini ilk hedef olarak seçmis, Istanbul ve Gelibolu'da gerekli hazirliklara baslamisti.
 
Kaptan-i Derya Küçük Davut Pasa kumandasinda 67'si kadirga ve 20'si büyük olmak üzere 270 - 300 parçadan kurulu Osmanli donanmasi Gelibolu'dan hareket etti. Donanmada Anadolu ve Rumeli sipahileri ile kapikulu askerlerinden kurulu 60.000 kisiden fazla bir kara kuvveti de bulunmaktaydi. Devrin en ünlü denizcilerinden Kemal ve Burak Reis'lerle, Kara Hasan ve Herek Reis'in de katildigi donanma da Kemal ve Burak Reis'lere özel olarak yapilmis 2.500 tonluk birer Göke verilmisti.
 
Rodos sövalyeleri, Osmanli donanmasindan çekinerek Fransa krali XII.Lui'den yardim istemisler, Fransa krali da sövalyelere 22 kadirga göndermisti. Venedikliler her ihtimali karsilamak üzere Mudon limaninda amiral Antonio Grimani kumandasinda 47'si kadirga olmak üzere yaklasik 160 gemiden kurulu filoyu hazir bulunduruyorlardi. II. Beyazit donanmanin hareketinden sonra 1 Haziran 1499'da Istanbul'dan hareket etti. Edirne, Filibe üzerinden Vardar ovasina indi, burada kendini bekleyen Anadolu ve Rumeli beylerbeylerinin kuvvetlerini yanina aldi. Rumeli beylerbeyi vezir Koca Mustafa Pasa kendi kuvvetleri ile Inebahti kalesini kusatmakla görevlendirilmisti.
 
Kilidülbahir - Temasalik - Benefse burnu - Koron - Modon rotasi ile yoluna devam eden donanma 12 gün firtina ile mücadele etti. Gemilerden 6'si batti. Bu yüzden kara kuvvetleri ile birlesmekte gecikildi. Kara kuvvetleri Inebahti'nin kuzeyinde Çatalca vadisine ulastigi sirada Osmanli donanmasi ancak Mudon kalesi önüne gelebildi, Venediklilerin savundugu limana giremediginden güneydeki Sapienza adasina siginmak zorunda kaldi. Bu arada Venediklilerle ilk çatisma da oldu. Fakat günlerce firtina ile bogusan Osmanli donanmasi adaya çikarma yapamadi. Adanin Aci Su (Porto Longo) limaninda bir süre kaldiktan sonra kuzeye dogru hareket etti.
 
160 parçadan kurulu ve amiral Antoni Grimani kumandasindaki düsman donanmasi, bu sirada Navarin'in 10 mil kadar kuzey batisindaki Brodino (Proti) kanalinda yatmakta idi.
 
Inebahti'ya ulasmak için Brodino kanalindan geçmek gerekiyordu. Kaptan-i Derya Davut Pasa, düsman üzerine atilmaya karar verdi. Fakat rüzgar kuzeyden eserek düsman harekatini destekliyordu. Grimani idaresindeki düsman donanmasi amiral Loredano'nun Korfu adasindan gelen 20 gemisi ile takviye edildi.
 
Yaklasan Venedik donanmasinin rampaj yapmasina meydan vermeden uzaktan top atesi ile karsilanmasina çalisildi. Herek Reis'in gökesi, savasin baslangicinda üzerine gelen iki Venedik gökesini sayka toplariyla batirdi. Burak Reis de bir düsman mavnasi ile bir gökesini top atesi ile batirdi. Fakat düsman öncü grubu kumandani olan amiral Armenyo ile Korfu valisi olan amiral Pietro Lorendo kumandasindaki diger iki gökenin kendine aborda olmasina engel olamadi.
 
Düsmanin her birinde biner kisi bulunan iki karakasi ile yine her birinde 500 kisi bulunan diger iki karakasi, Burak Reis'in gökesini ortaya aldi. Gökeye çengel ve halat baglayarak güvertesine siçradilar. Bundan baska irili ufakli 20 kadar Venedik teknesi de saldiriya basladi. Türk donanmasi diger düsman gemileriyle savasa girismis oldugu için Burak Reise yardim edemedi.
 
Üstün düsman kuvvetlerinin saldirisi karsisinda kalan Burak Reis, baska imkan kalmadigini görünce, son çare olarak, gemisini neft ile tutusturdu. Yangin siddetli rüzgarin da etkisiyle çevresindeki gemilere de siçradi, Burak Reis'in gökesiyle birlikte iki Venedik gökesi de yanarak batti. Burak ve Hasan Reis'lerle Yenisehir sancakbeyi Kemal Bey sehit oldu. Ünlü Venedik kaptanlarindan amiral Loredano ve Armeniyo da batan gemilerle birlikte öldüler.
 
Burak Reis'in gemisinden kurtulabilen 90 gemici, Brodano (Sapienza) adasina çiktilar ve bu adaya Burak Reis'in adini verdiler. Aralarindaki rekabet nedeniyle amiral Loredano'nun yardimina gelmeyen düsman baskumandani Amiral Grimani ölümden kurtuldu ve kurtarabildigi gemileri toplayarak Korfu adasina çekildi. Böylece Inebahti yolu açildi. Ögle vakti baslayan Burak Adasi Deniz Savasi, aksam üzeri düsmanin çekilmesi ile sonuçlanmisti. Venediklilerin 6'si göke ve ikisi mavna olmak üzere 12'si bu savasta batirildi ve birkaç gemisi zapt edildi. Buna karsilik Osmanli donanmasinda bir göke ve bir yük gemisi yandi.
 
Deniz tabya teknigi ilk defa Türk donanmasi tarafindan, Burak Adasi Deniz Savasinda uygulanmisti. Türk gemilerinin 10 düsman gemisini top atesiyle batirmalari (diger ikisi yanarak batti) ve topun gerçek degerini ortaya koymalariyla deniz savaslarinda top tabiyesine temel atildi.
 

Bu konuyu yazdır

  Cezayirli (Palabıyık) Gazi Hasan Paşa (?-1790)
Yazar: aytemiz89 - 16-12-2014, 08:38 PM - Forum: Denizcilik Tarihi - Yorum Yok

 

Sayılamayacak kadar büyük başarılara imza atan Gazi Hasan Paşa, ülkemizde ilim ve eğitimin yayılması, donanma ve tersanede ehliyetli, çağdaş mühendislik bilgilerine sahip kişilerin çalışarak başarılı olması amacıyla,1773 senesinde, Haliç'te, Tersane-i Amirenin Darağcı semtinde, büyük maçunanın bulunduğu mahalledeki bir gözde, Tersane Hendesehanesini kurmuştur. Burası 1784'te Mühendishane-i Bahri Hümayun, 1795'te Mühendishane-i Berri-i Hümayun, 1883'te Hendese-i Mülkiye mektebini doğurmuş ve İstanbul Teknik Üniversitesi, Deniz Harp Okulu ve Yüksek Denizcilik Okulunun kuruluşlarına ön ayak olmuştur.
Çeşme deniz savaşından sonra Rus donanması, Aleksis Orlof, Spiridof ve Elfinston filoları ile Ege denizine hakim olmuşlardı. Amaçları sonunda Çanakkale boğazını ele geçirmekti. Aleksis Orlof, Başkomutan durumundaydı. 12 temmuz 1770 günü Elfinston, Çanakkale boğazına hücum etti. Ancak istihkamlar tahkim edildiğinden ve top atışları başarılı olduğundan Ruslar geri çekilmek zorunda kaldılar. Bunu üzerine Ruslar bölgeye hakim olan Limni adasını ele geçirmek için Limni kalesini muhasara ve bombardımana başladılar (20 temmuz 1770). Çanakkale boğazı muhafızı Ali Paşa'ya muhasara haberi iletilerek acele imdat istendiği halde bir ay süreyle hiçbir yardım gönderilmemiş, ancak Cezayirli Hasan Paşa İzmir'den Çanakkale'ye gelerek imdada koşmaya teşebbüs etmiştir.
Limni kalesinde 400 Türk bulunmaktaydı. Kadınlar, çocuklar ve ihtiyarlar da savunmaya yardım ediyorlar, kale bedeninden topladıkları taşları taşıyarak, hücum eden Rusların üzerine atıyorlardı. İngiliz ve İsveçli gönüllüler de muhasara eden Ruslara yardım ediyorlardı. Kale teslim olmaya yanaşmayınca 4000 kişilik bir kuvvet kuşatmaya katılmak için karaya çıkarılmıştı. Muhasara uzadıkça Limni kalesinde yiyecek, su ve cephane bütün bütün azalmaya başladı. İmdat gelmesinden ümit kesilince kaleyi teslim şartlarını Rus elçilerle müzakereye başladılar.
Cezayirli Hasan Paşa, Limni adasına yardıma gitmek üzere kendisine asker ve tekne verilmesini İstanbul'a iletti. Baron de Tott bu fikre karşı çıkarak başarı şansı olmadığını söylediğinde, ricali devletten aldığı cevap şu oldu: "Harekat başarılı olursa mesele yok. Ancak muvaffak olmazlarsa birkaç bin serseriden kurtulmuş oluruz. "
Sonunda İstanbul'dan bir Hattı Hümayun gelerek Limni'ye yardım edilmesi için Ali Paşa'nın 2000 nefer, Kaptan-ı Derya Cafer Paşa'nın 1000 nefer kalyoncu vermesi emredildi. Cezayirli Hasan Paşa, donanmadan ayrılmış olan 1070 kalyoncuyu yanına alarak Seddülbahir Kalesi'ne gitti. Kendisine verilecek olan diğer 2000 askeri 7 gün bekledikten sonra durumu Ali Paşa'ya bildirdi. Tekrar kendisine vaatlerde bulunuldu. Sonunda vakit kalmadığını düşünerek kalyoncuların kayıklara binmesini emretti. Birkaç çektiri ve firkate bu kayıkları himaye ediyordu. Bütün kayık ve gemi adedi 23 parça idi. 1070 kalyoncu neferi ile gece karanlığından istifade ederek 5-6 ekim arası denize açılıp yelken bastılar. Rüzgar fırtınaya çevirip, firkate kaptanları daha ileri gitmelerinin tehlikeli olacağını rapor ettiklerinde bunlara önem vermedi. Böyle havalarda Rus kalyonlarının karakol görevi yapmayacağını kestirmişti. Limni adasının kuzeyinden geçerek Yüzbaş Limanı'na girdi.
Askeri kıyıya çıkararak kayık ve gemilere Çanakkale'ye dönmelerini emretti. Askerlerine bu teknelerin asker getirmek üzere gönderildiğini söyledi. Ayrıca geriye dönüş olanağını ortadan kaldırmıştı. Kazanmaktan başka çıkış yolları kalmamıştı. Cebri yürüyüşle Limni Kalesi'ne doğru yaklaştı. Yolda muhasara altında olan Türklerin kaleyi teslim teklifini kabul ettiklerini, kaleye beyaz çarşaf çekildiğini, ancak Rusların henüz kaleye girmediğini öğrendi. Yerli Rumlara altın vererek gidip Ruslara 12.000 düzenli asker geldiğini haber vermelerini istedi.
Başlangıçta Ruslar bu habere inanmadılarsa da gece yapılan sürpriz baskın üzerine paniğe kapılarak büyük kuvvetler karşısında olduklarını sandılar. Bozularak gemilerine kaçtılar. Kaçamayanlar ya esir ya da telef oldular. Hasan Paşa kaledeki beyaz çarşafı indirip yerine kendi sancağını çektirdi. Denize dökülen Rusların Lilmni'de başarı şansları kalmadığının anlaşılması üzerine donanmaları da çekilmek zorunda kaldı. Kale hemen onarıldı ve tahkim edildi. Ruslar bir süre sonra kaleye gelen yardımın gerçek gücünü öğrenince Limni Kalesi'nin önüne tekrar geldiler ve karaya asker çıkarmaya kalkıştılar. Ancak morali düzelmiş olan Türkler karşısında bir kez daha başarısızlığa uğrayarak, geri çekildiler ve gemilerine binip uzaklaştılar.
Padişah bu zafer üzerine Hasan Paşa'ya altın bir çelenk ve murassa kılıç göndermiştir. Bundan böyle bütün belgelerde gazi ünvanı ile anılmıştır.
Gençliğinde Cezayir Ocaklarına yazılmış, orada yükselerek Tlemsen beyliği, daha sonra Çanakkale Boğaz Muhafız ve Seraskerliği yapmıştır.
Çeşme faciasında kapudane rütbesiyle bulunmuş, bu yenilgi sırasında gemisiyle büyük kahramanlık göstermiş, üç ambarlı bir Rus gemisini batırmıştır. İnabahtı yenilgisinde başarılı olan Uluç Reis'e benzer durumda, başarılarından dolayı Kaptan-ı Deryalığa getirilmiştir (Ekim 1770). 27 Şubat 1774 günü azledilerek Anadolu Valiliğine ve bir süre sonra Rusçuk Seraskerliğine atanır.
1774 yılı temmuz ayı sonunda tekrar Kaptan-ı Deryalığa getirilir. 1775'te Akka kalesini geri alır. 1787'de Mısır Kölemen beylerini Kahire'den kovar. 1789'da Rus donanmasını Karadeniz'de mağlup eder. 1789'da azledilerek Tuna cephesine memur edilir. Özi Seraskeri olur. İsmail kalesini büyük bir başarı ile savunarak Rusları yener.
3 aralık 1789'da Sultan III. Selim, Cezayirli Hasan Paşa'yı takdir ederek sadrazamlığa getirir. 77 yaşında olan Hasan Paşa bu önemli görevde üç ay kalır. Kış mevsiminde orduyu düzenlemekle uğraşırken hastalanarak 1790 yılı martında, 29'u 30'a bağlayan gece humma-i muhrika'dan dolayı vefat etmiş ve Şumnu'da Bektaşi tekkesine gömülmüştür.
 

Bu konuyu yazdır

Reklam Alanı İletişim: aytemiz89@gmail.com