Skip to main content

TD Türk Denizcileri W.

CS

Türk Denizcileri'a hoş geldiniz!

Merhaba, Ziyaretçi! Ben Mini; size yardımcı olabilmek için buradayım. İçerik sağlayıcı paylaşım sitemize eriştiğiniz için çok mutluyuz. Giriş yaparak, birbirinden güzel içeriklerimizden kolaylıkla faydalanabilirsiniz. Kayıtlı değilseniz, hemen ücretsiz ve kolay bir şekilde kayıt olabilirsiniz. Sizi de ailemize bekliyoruz.

(Giriş yapmamış kullanıcılar tarafından görüntülenir.)

Türk Denizcileri Forumu içersinden hiç bir üye, kurucu ve yönetici ücret talep edemez. Talep eden veya ücret karşılığında birşey yaptırmak isteyen kişiler forumdan süresiz olarak uzaklaştırılır.
Bize destek olacak yönetici arkadaşlara ihtiyacımız vardır. İletişim için aytemiz89@gmail.com
Türk denizcileri forumuna destek olmak için reklamlara günde bir kez tıklamanız yeterlidir. Reklam gelirleri sizlere daha iyi bir hizmet verebilmek için sunucu şirketine aktarılmaktadır.

Denizcilik Sektöründe Risk Kavramı

07-03-2013, 01:07 PM
#1
Çevrimdışı
1.1. RİSK TANIMI VE RİSK ÇEŞİTLERİ


İtalyancası risco,  Almancası  risiko, İngilizcesi risk olan bu kavram dilimiz de önceleri riziko olarak kullanılmaktaydı daha sonra risk olarak yerleşmiştir. Zarar veya kayıp durumuna yol açabilecek bir olayın ortaya çıkma olasılığı anlamına geliyor. Tehlike ile eş anlamlı ve ileride ortaya çıkması beklenen ama meydana gelip gelmeyeceği kesin olarak bilinmeyen olaylar için kullanılıyor. Gelecek ile ilgili bir kavram, çünkü gelecek belirsizlik ifade ediyor. Risk de belirsizlik hallerinde ortaya çıkan ve tehlikenin ciddiyetine verilen isim.

Tehlike ise, Kurum ya da insanların yaralanması, hastalanması, zarar görmesi veya bunların bileşimi olabilecek zarar potansiyeli olan durumdur.
Riskin matematik ifadesi ise şöyle:
Risk = Olasılık x Şiddet

Burada olasılık riskin meydana gelme ihtimalinin değerini, şiddet ise riskin ağarlığı yani etkisinin değerini ifade etmektedir. Bunlar  1.2.3,gibi nitel (sayısal) olarak değerlendirilebildiği gibi; az, orta çok... Gibi nicel olarak da değerlendirilebilmektedir.
Risk için, bir belirsizlik halidir derken, her belirsiz durumun  risk olarak nitelendirilemeyeceğini de belirtmemiz gerekir.  Buradaki ayırım, belirsizliklerin hedefe giden yolda tehlike ile etkileşim düzeyidir. 1
Ayrıca risk belirli bir zaman aralığında, hedeflenen bir sonuca ulaşamama, kayba ya da zarara uğrama olasılığıdır. Gelecekte oluşabilecek potansiyel sorunlara, tehdit ve tehlikelere işaret eder. Risk genellikle tam ve net olarak bilinemez ya da öngörülemez (belirsizlik), zamana bağlı olarak değişir. Sonuç üzerinde olumsuz etkileri vardır. Yönetilebilir bir olgudur. Riskin temel bileşenleri ise, oluşma olasılığı ve oluşması durumunda sonucu ne ölçüde etkileyeceğidir. Ancak riskin yalnızca olumsuz etkileri olan bir kavram olduğunu düşünmek büyük bir yanlış olur. Riske kazanç elde etme fırsatı olarak bakılmalı, fırsata dönüştürülmesi için sistematik bir çaba gösterilmelidir. Riskler birbiriyle etkileşim içerisinde olan 3 temel alanda ele alınır: Teknik/performans, maliyet ve çizelge. Teknik risk, hedeflenen (tahmin edilen ve planlanan) performans değerine ulaşamamanın bir ölçüsüdür. Maliyet riski, tahmin edilen ve planlanan maliyet değerinin aşılması durumudur. Örneğin ekonomik koşullardaki belirsizlikler önemli maliyet risk kaynaklarından biridir. Çizelge ise riski bir işin tahmin edilen ve planlanan sürede gerçekleştirilememesinin bir ölçüsüdür.

Teknik riskler, maliyet ve çizelge risklerinin temel nedenidir. Teknolojik yetenekteki zaafiyetlerden ve ürün gerçekleştirme süreçlerindeki yetersizliklerden vb. kaynaklanır. Ancak teknolojik yenilik yeteneğinin firmaların başarısı için tek başına yeterli olmayacağını vurgulamakta fayda var. Yenilikçi fikirlerin, yenilikçi bir ürün olarak, rakiplerden daha önce, en uygun fiyatla ve yüksek kalitede pazara sunulabilmesi gerekir. Bu da AR-GE ve mühendislik faaliyetlerine önem verilirken ürün
Gerçekleştirme süreçlerinin de etkin ve verimli yönetilmesini gerektirir.2


1.2 RİSK ÇEŞİTLERİ



1.2.1 MALA İLŞKİN RİSKLER

Satış sözleşmesi hükümlerine göre malın ihracatçının sorumluluğunda olan teslim noktasına kadar getirilmesi sırasında ortaya çıkabilecek her türlü riskler ihracatçının, teslim noktasından sonraki zararlar ise ithalatçı firmanın riskleri olmaktadır. Mala ilişkin riskler, dış ticaret işlemlerinin yürütülmesinde aracı olan bankanın tamamen kontrolu dışında olduğundan, bu konuda ihracatçı veya ithalatçının gerekli tedbirleri alması zorunlu bulunmaktadır. Bu çeşit risklerin yönetiminde sigorta kuruluşları taraflara yardımcı olabilmektedir.3

1.2.2 ÖDEMEYE İLİŞKİN RİSKLER

Ödemeye ilişkin riskler uluslararası ticarette karşı tarafın ödemeyi yapamamasını sağlayan durumlardır. Bunlar; ithalatçının ödeme yapmaktan kaçınması (ticari risk), veya ithalatçının ödeme yapmak istemesine rağmen, ithalatçının ülkesinin çevrilgen döviz yetersizliği nedeniyle transferin yapılmasının mümkün olamaması (transfer riski), veya ödemelerin üstüne bir takım fonlar (veya vergilerin) getirilmesi (mali riskler), veya ihracatçının sevk belgelerini doğru hazırlamaması sonucu, mal bedelinin ödenmesinin gecikmesi veya tamamen ortadan kalkması (dökümantasyon riski)'dir. Bu riskler, sadece ihracatçı ve ithalatçıyı değil, aracı finansman kuruluşlarını da yakından ilgilendirmektedir. Zira bu risklerin ortaya çıkması durumunda aracı finansman kuruluşları da verdikleri kredileri geri alamama ile karşılaşmaktadırlar. Bu risklerin yönetimi için uluslararası ticarette kullanılan en aktif yöntemler; "sağlam ödeme sistemleri, akreditifler, banka havaleleri, ülke ve firma istihbaratı, ihracat kredi sigortası ve re-insurance (ikinci sigorta), vb."dir.4

1.2.3 PİYASA RİSKİ

Piyasa riski; bir firmanın mali yapısının piyasa fiyatlarındaki dalgalanmalar veya piyasalardaki zıt yöndeki fiyat hareketlerinden dolayı karşılaşabileceği riski ifade eder.5
Birinci risk; faiz oranlarındaki değişme nedeniyle oluşur. Önerilen sermaye standartları, iyi
Belirlenmiş piyasa fiyatlarına sahip olan bonolar ve borç senetleri gibi işlem gören borç
Senetlerinin faiz riskini ele alır. Sonuçta öneri, bankaların karşı karşıya kaldığı faiz riskinin
Yalnızca bir bölümünü karşılar ki faiz oranlarındaki değişmenin kredi ve mevduatlar
Üzerindeki etkisi göz ardı edilir. (Basel Komitesi, tüm banka için faiz oranı etkisini gösteren
veri toplamak için taslak önermiştir. Bu taslak yalnız bilgi içindir ve bir açık risk
Hesaplaması veya kapital giderini içermez.) Piyasa riskinin ikinci kaynağı; hisse senedi (sermaye) fiyatlarındaki değişmelerdir.5

1.2.4 FİNANSAL RİSK

Globalleşme sürecinde döviz kurlarındaki ani değişiklikler veya faiz oranlarındaki dalgalanmalar firmaların nakit akımlarını etkileyebildiği için, bir çok firma riskten korunmayı veya kaçınmayı (hedging) globalleşme stratejilerinin uygulanabilir bir parçası olarak görmektedir. Örneğin: türev ürünleri faiz oranı riskinden kaçınmak, mal fiyatları ve döviz kurlarında oluşan ters yönlü hareketleri hafifletmek, öz sermaye riskinden kaçınmak ve portföy dağılımını değiştirmek amacıyla firmalarca kullanılmaktadır6


2.1 RİSK YÖNETİMİ


2.1.1 RİSK YÖNETİMİ NEDİR VE NASIL YAPILIR

Risk yönetimi ürünün düşünce aşamasından başlayarak müşteriye bir ürün olarak sunulabilmesine kadar tüm aşamaları kapsayan bir süreçtir. Risk yönetimi hızlı kararlar ve faaliyetlerle sürekli olarak risklerin belirlendiği, hangi risklerin öncelikle çözümlenmesi gerektiğinin değerlendirildiği, risklerle basa çıkmak için stratejiler ve planların geliştirilerek uygulandığı bir sistematiktir. Belirsizlikleri ve belirsizliğin yaratacağı olumsuz etkileri daha kabul edilebilir düzeye indirgemeyi hedefleyen bir disiplindir. Risklerin probleme ya da tehlikeye dönüşmeden belirlenmesini ve en aza indirgenmesi, faaliyetlerinin planlanması ve yürütülmesini kapsar. Risk yönetiminin temel hedefi, karar verme mekanizmaları için riskleri görünür ve ölçülebilir hale getirmek, subjektifliği azaltmaktır. 8

2.1.2 RİSK YÖNETİMİ KAVRAMI

Risk Yönetimi; risk/kazanç dengesinin şirket üst yönetiminin risk alma profiline uygun olarak oluşturulmasıdır. Şirketler iktisadi olarak "kar" elde etmek amacı ile kurulmaktadır. Ancak bu karı elde edebilmek için ise belirli risklerin alınması gerekmektedir,  risk yönetimi; arzu edilen kar miktarına ulaşabilmek için hangi risklerin, ne ölçüde alınması gerektiğini belirleyen ve bu sürecin planladığı
Şekilde gerçekleşmesini güvence altına almayı hedefleyen bir sistemdir. Risk yönetimi bir yönetim aracıdır. Kurumun arzu ettiği risk/kazanç dengesine ulaşması amacında kullanılan bir araçtır. Risk yönetimi bir ürünün düşünce aşamasından başlayarak müşteriye sunulmasından sonraki müşteri ilişkileri yönetimi aşamasına kadar tüm aş âmâları ve bu aşamalar ile ilgili tüm fonksiyonları kapsar. Bir şirket içerisinde risk yönetiminin ilgili olmadığı hiçbir alan yoktur. Risk yönetimi uygulamaları kurum içerisindeki tüm çalışanları kapsar. Her çalışan görevi ve sorumlulukları ne olursa olsun, bu sorumluluklarına uygun seviyede risk yönetimi ile ilgili olmak zorundadır.
Risk yönetimi risklerin belirlendiği, hangi risklerin öncelikli olarak çözümlenmesi gerektiğinin değerlendirildiği, risklerin yönetilmesi için stratejiler ve planların geliştirilerek uygulandığı sistematik bir süreçtir. 9

2.1.3 RİSK  DEĞERLENDİRME

İş kazası, hastalık ve mala-mülke zararı önlemek için kazaların sebeplerini tespit etmek gerekmektedir.
Bu: reaktif olarak;
Kaza araştırmasının hemen ve derinlemesine yapılması ve kaza istatistikleri kullanarak
Veya  proaktif olarak;
Önceden risk değerlendirmesi, eğitim, denetim
Yapılması yolu ile gerçekleştirilebilir.
Risk değerlendirmesi, zarara sebebiyet verebilecek aktivite veya olayların önceden tesbit edilmesi ve ilgili risklerin gözden geçirilmesine imkân verir. 10

2.1.4 KURUMSAL RİSK YÖNETİMİ

Kurumsal Yönetim; iyi, adil, saydam, kurallara uygun, sorumlulukların iyi tanımlandığı bir yönetim anlayışı ve bu temel kuralların belli bir denge içinde takip edildiği bir çalışma ortamını ifade etmektedir.
Kurumsal Yönetim, şirketin paydaşları için önemli ölçüde değer yaratırken, şirketin hedeflerine ulaşması için de önem taşımaktadır.
Yönetim kavramının anlaşılması amacıyla, yönetim çerçevesini aşağıdaki gibi tanımlamak mümkün olabilir: Kurul yapısı ve sorumlulukları, Kontrol için yönetim süreçleri, Organizasyon yapısı ve yönetim şekli, Yönetim ve kontrol süreçleri.
Kurumsal yönetim kararların nasıl verildiği ile ilgilidir ve sağlam bir risk yönetimi sürecinin, iç kontrol sisteminin ve risk bazlı bir iç denetim yaklaşımının oluşturulmasını öngörür.
İç Kontrol Sistemi, İç Denetim ve Risk Yönetimi kurumsal yönetimin en temel gerekliliklerdir.11

2.1.5 RİSK HESAPLAMA METODLARI

İHTİMAL  aşağıdaki gibi belirlenir:
Büyük ihtimal – her zaman olabilir
Orta İhtimal – bazen olabilir
Az ihtimal– olabilir, ama çok ender
Çok az ihtimal– olabilir, ama büyük ihtimalle hiç olmayacak

Vak’a nın olma ihtimali Vak’a nın ağırlığı ile çarpılır:  12
İHTİMAL X AĞIRLIK = RİSK
Kontrol önlemleri belirlenip ortaya konduktan sonra geriye;
Riskin sayısal olarak belirlenmesi kalır
Düşük (2 veya daha az)
Orta (3 – 6)
Yüksek (6 veya daha fazla)

Risk Seviyesi  > 10 -5  ise KABUL EDİLEMEZ Risk (Bu durumda ya maliyetine bakılmadan risk azaltılması gerçekleştirilerek risk düşürülmeli veya Tesis Kapatılmalıdır!)Risk Seviyesi  10 -5  ile 10 -7 arasında ise, iyiyleştirilmesi istenen riskler (Bu durumda eğer maliyet unsuru elverirse, risk azaltılması gereklidir.)Risk Seviyesi < 10 -7 ise KABUL EDİLEBİLİR RİSKLER (Bu durumda herhangi bir risk azaltması gerekli görülmez)


2.1.6 KREDİ RİSKİ
Kredi riski borçlu kişi veya kuruluşun anlaşma şartları dâhilinde taahhüt ettiği yükümlülükleri yerine getirmeme olasılığıdır.  Kredi riski yönetiminin amacı bankanın kredi riskini ölçmek ve risk düzeyine uygun şekilde fiyatlama yaparak riske ayarlı getiri oranının en üst düzeye çıkarılmasıdır.  Kredi riski tüm finansal kuruluşların karşı karşıya olduğu temel risk faktörlerinden biridir. Basel prensipleri çerçevesinde düzenleme ve denetleme kurullarının koymuş olduğu kurallar bu önemli riskin kontrol edilmesi ve riske karşı gerekli özkaynağın ayrılmasını sağlar. Birçok banka için müşterilere verilen krediler kredi riskinin en büyük kaynağı olmasına rağmen hazine işlemleri ve bilânço dışı faaliyetlerden kaynaklanan diğer kredi riskleri de unutulmamalıdır. Interbank işlemleri, döviz işlemleri, vadeli işlemler ve akreditif gibi örnekler bankaların karşılaştığı müşteri kredileri dışındaki diğer kredi riskleridir. Kredi riski yönetimi münferit krediler ve işlemlerin tek tek kontrolüne ek olarak tüm portföy düzeyinde yönetimini kapsar. Belli bir sektör veya coğrafi lokasyonda oluşacak yoğunlaşma portföy riskinin artmasına neden olacaktır. Yoğunlaşmadan kaynaklanan portföy riskine ek olarak bankalar kredi riskinin piyasa ve operasyonel risk gibi diğer belli başlı risk kategorileri ile ilişkilerini göz önüne almalılardır. Bu yaklaşım bankaların uzun vadede sağlıklı işlemesini sağlayacaktır.

Kredi riski yönetimi dört ana adımdan oluşur.
1) kredi kültürünün oluşturulması
2) kredi onay sürecinin oluşturulması
3) kredi onay sürecinin performanısın ölçülmesi
4) onay sürecinde karşı karşıya kalınan riskler için gerekli kontrol mekanizmalarının  oluşturulması.
Her ne kadar bu dört adım farklı bankalarda banka yapısının ve kredi işlemlerinin karmaşıklığına göre farklı şekillerde uygulanabilse de genel hatları ile başarılı bir kredi riski yönetiminin temel taşlarını oluştururlar. Kredi riskinin ölçülmesinde en önemli nokta kredi riskinin kaynağının belirlenmesidir. Kredi riski iki kategoriden oluşmaktadır. i) temerrüt olasılığı ) temerrüt durumunda oluşacak kayıp. Temerrüt olasılığı borçlunun finansal durumuna bağlı olup ülkenin ekonomik durumu gibi dış faktörlerden de etkilenmektedir. Temerrüt durumunda oluşacak kayıp ise bankanın kredi onayını verirken anlaşma şartlarında talep ettiği ipotek, teminat ve özel şartlara bağlıdır. Risk yönetimi temerrüt olasılığının ölçülmesi ile yüksek olasıkların daha kapsamlı ipotek ve teminat şartları ile desteklenerek olası kayıpların en düşük düzeyde tutulmasını sağlar.13
2.1.7 OPERASYONEL RİSK
Operasyonel risk, yetersiz ve sorunlu iş süreçleri, personel ve sistemlerden veya dış etkenlerden kaynaklanan kayıplardır.  Yakın geçmişte yaşanan Barings, Daiwa, Deutsche Morgan Grenfell ve Sumitomo örnekleri operasyonel riskin önemini bir kez daha göz önüne getirmiştir. Teknolojinin ve ürünlerin hızla gelişmesi, iş süreçlerinin buna bağlı olarak karmaşıklaşması ve sistem üzerindeki kontolün zorlaşması ile birlikte, hata veya doğrudan dolandırıcılıktan kaynaklanan operasyonel riskler olağanlaşmıştır. Bu gelişmeleri gözönünde bulunduran Basel Komitesi Basel I uzlaşısına ek olarak Basel II'de Operasyonel Riski de sermaye yeterliliği hesaplamalarına dâhil etmiştir.
Diğer risk kategorilerinden farklı olarak, Operasyonel Risk birçok nedenden kaynaklanabilir. Bütün bu değişik faktörlerin ölçülmesi ve buna bağlı var hesaplamalarıyla gerekli sermayenin belirlenmesi çok maliyetli bir işlem olabilir. Bu nedenle Basel II'de farklı yaklaşımlar önerilmektedir.14

2.1.7.1 Basit Gösterge Yaklaşımı: Brüt gelir gibi bir göstergenin baz alınarak bu göstergeye bağlı oranda sermaye ayrılması yaklaşımıdır.
2.1.7.2 Standart Yaklaşım: Bankanın her iş koluna özel bir göstergenin baz alınarak bu göstergeye bağlı oranda her iş kolu için ayrı sermaye ayrılması yaklaşımıdır. Basit Gösterge Yaklaşımı'na çok benzemekle beraber değişik iş kollarındaki farklılıkları dikkate aldığı için daha doğru sonuç vermektedir.
2.1.7.3 Dâhili Ölçüm Yaklaşımı: Bu yaklaşım bankanın gerçek kayıp verilerini kullanarak ortaya çıkaracağı kayıp dağılımları ve olasılıklar üzerine sermaye gerekliliğini hesaplamasıdır. Bu hesaplamanın yapılabilmesi için geçmiş verilerin detaylı bir şekilde toplanıyor olması gerekmektedir. Henüz çoğu banka bu seviyede değildir. Operasyonel risk'e karşı bankanın kendisini korumasında risk karşılığında ayırılacak sermaye kadar bir önemli faktör de bankanın olası operasyonel risklere karşı kendini sigortalaması ve operasyonlarının etkilenmesini en alt düzeye indirmek için gerekli altyapı yatırımlarını yapmış olması gerekmektedir. Terorizm örneğini ele alırsak, HSBC'nin Istanbul'da yaşamış olduğu olay sonrasında bankacılık işlemlerinin aksamadan yürütülebilmesi, maddi zararların sigorta şirketlerince karşılanması ile olası büyük olumsuz  sermaye etkileri bertaraf edilmiştir.15

2.1.8 PİYASA RİSKİ
Makro-ekonomik istikrarsızlık ve faiz oranlarındaki belirsizlik nedeniyle faiz riski Türk bankacılığının karşı karşıya olduğu en önemli risk faktörlerinden biri olmuştur. Faiz riski bankanın aktif ve pasifleri arasındaki Bağlanma (Duration) farkının faiz oranlarındaki beklenmedik değişimler nedeniyle bankanın Net Faiz Geliri ve Ekonomik Değerini olumsuz etkilemesidir. Faiz oranlarındaki değişimler, faiz gelirlerini etkilediği gibi faiz dışı gelirleri de etkilemektedir. Bu sebeple bankanın faiz riski hesaplanırken faiz dışı gelirlere etkisi de hesaplanmalıdır. Faiz riski üç ana bileşenden oluşur:  

2.1.8.1 Yeniden Fiyatlandırma Riski (Parallel Shift Risk) faiz oranlarinin artması veya azalması sonucu bankanın aktif/pasif durumuna göre Net Faiz Gelirinin ve Ekonomik Değerinin olumsuz etkilenmesi riskidir.

2.1.8.2 Gelir Eğrisi Riski (Yield Curve Twist Risk) gelir eğrisinin eğiminde oluşacak değişimlerin Net Faiz Gelirini ve Ekonomik Değerini olumsuz etkilemesi riskidir.

2.1.8.3 Baz Riski (Basis Risk) bankanın ikili anlaşmalarda baz olarak kullandığı iki farklı faiz oranından (örnek: LIBOR ve US T-Bill) birinin diğerine göre artması veya azalmasından oluşan riskdir.

2.1.8.4 Opsiyon Riski (Option Risk) bankanın içinde olduğu opsiyon anlaşmalarının değerindeki değişim riskidir. Faiz riski iyi yönetildiği takdirde bankalar için önemli bir karlılık kaynağıdır. Faiz oranlarındaki değişimi tahmin etmek ve buna göre pozisyon almak suretiyle bankalar karlılıklarını artırmayı amaçlarlar. Fakat unutulmamalıdır ki faiz oranındaki değişimlerin doğru tahmin edilmesi çok zordur. Bu nedenle bankaların faizlerdeki olumsuz değişimlere karşı kendini muhafazakâr bir Aktif-Pasif yönetimiyle korumalıdır.
Faiz riskinin etkisi (1) Net Faiz Geliri ve (2) Ekonomik Değer'deki değişimle ölçülebilir. Geleneksel bir yaklaşım olan net faiz geliri bankanın o dönemki gelir tablosunun nasıl etkileneceğini gösterir. Gelir tablosundaki etkiler bankanın Kredi Notunu ve güvenilirliğini, dolayısıyla para maliyetini artırabilir. Faiz riskinin bankanın ekonomik değeri üzerindeki etkisi ise gelecekteki nakit akışlarının bugünkü değerinin faiz oranlarındaki değişimlerden etkilemesi nedeniyle oluşur. Faiz riskinin iyi yönetilmesi için yeterli teknolojik altyapının yanı sıra riskin düzenli olarak ölçülmesi ve limit prosedürleri ile kontrol altına alınması gerekmektedir. Bu amaçla düzenli olarak toplanacak aktif-pasif komitesi geçen dönemki performansı değerlendirmeli ve faiz oranlarındaki beklentilerine göre yeni limitler belirleyerek aktif pasif yapısını şekillendirmelidir.16

3.1 RİSKLERİ YÖNETİRKEN İZLENEN YOLLAR

Dinamik ve rekabetçi piyasa katılımcıları her geçen gün daha büyük mali risklerle karşı karşıya kalmaktadırlar. Piyasadaki oynaklık (volatility) arttığında katılımcıların riski de artmaktadır. Kurumlar açısından finansal istikrarı sürdürebilmek için, etkin risk yönetiminin önemi daha da belirginleşmektedir. Kurumların finansal risklerinin etkin biçimde yönetilebilmesi için ulusal ve uluslararası piyasaların yakından takibi, tedbirli finansal prosedürlerin ve kontrollerin uygulanması gerekliliğinin bilincindedirler. Riskleri yönetirken üç yol izlenir.17

3.1.1 Risklerin Tanımlanması ve Değerlendirilmesi

Risklerin tanımlanması kapsamında kurumların karşılaşabileceği tüm finansal riskleri tanımlamak; bu tanımlamayı yaparken ilk olarak sektördeki diğer kurumlardan daha avantajlı bir duruma gelebilmek için, firma yapısını iyi tanımak, faaliyet gösterdiği piyasaların karekteristik özelliklerini anlayıp analiz etmek gerekmektedir. Bu da ancak doğru risk tanımlanması ile mümkündür. Risk/Getiri Analiz Testi ile müşterilerimizin ihtiyaç ve beklentilerini ve risk faktörlerini belirleyerek karşı karşıya oldukları riskler tanımlanır ve değerlendirilir.18

3.1.2 Risklerden Korunma Stratejilerinin Oluşturulması

Kurumların karşı karşıya oldukları riskler belirlendikten ve değerlendirildikten sonra şirkenteler uzman kadrosu tarafından bu risklere karşı etkin bir korunma stratejisi oluşturulur. Kontrat türü, adedi, alınacak pozisyonun yönü (kısa – uzun) hangi ayda pozisyon alınacağı, yayılmanın (spread) gerekli olup olmadığı, uzun vadede diğer aylara ötelemenin (roll) zamanı ve yöntemi gibi birçok konuda kapsamlı bir rapor hazırlanır ve bu rapor doğrultusunda müşterilere öneriler sunulur19

3.1.3 Kontrol ve Raporlama

 Kurum maliyetlerinin zaman içinde düşmesi risk yönetimi stratejisinin başarısını gösterir. Bu başarının devamı etkin kontroller ile sağlanabilir. Değişen piyasa koşulları belirlenmiş korunma stratejilerinde bazı ayarlamalar yapma gerekliliğini ortaya çıkarabilir. Bu kontroller firma için zarara neden olabilecek unsurları azaltmak ya da tamamen ortadan kaldırmak için önemlidir. Çesitli aralıklarla yapılan raporlamalar ile amaç, kurumların üst yönetiminin risk getiri ilişkisine ait performans değerlemesi yapabilmesini sağlamak, yönetimin bu raporları inceleyerek hedeflenen karlılık, mali bünye ve pazar payı ile ulaşılan değerler arasında oluşabilecek farkların nedenlerini analiz edebilmesine imkân sağlamaktır.20


4.1 RİSK VE BELİRSİZLİK ALGILANMASININ İKTİSADİ DAVRANIŞLARA
YANSIMASI


Soyutlamacı anlayışın bir bilim olarak iktisatta yarattığı krizler, bir sistem olarak kapitalizmin yergisine yönelik eleştirilerin yükseldiği dönemle bir paralellik içermektedir. 19. yüzyılın ortalarından itibaren iktisadın yöntemine ve kapitalizme yönelik sorgulayıcı zihniyet gelişmeye başlamıştır. İktisadın tümdengelimci, soyutlamacı, saf akılcı yöntemine yönelik eleştirilerin odaklandığı noktalardan biri de belirsizlik ve riskin analiz dışına itilmiş olmasıdır. Tam bilgi varsayımı altındaki karar birimleri, gerçekte kısmî bilgiye sahip olmaktadırlar ve geleceğe ilişkin karar ve eylemlerinde bu bilgisizliklerinin yanı sıra, hiç beklemedikleri olaylarla karşılaşmakta; tasarlama-yanılma-öğrenme sürecinden geçmektedirler. Bu çerçeve içinde özellikle günümüzün toplumsal yapısında risk içeren birçok faktörün ve gelişmenin varlığı, iktisatta öznel, göreli, tarihsel ve mekânsal bakış açısını zorunlu kılmaktadır İktisadi karar ve davranışlar belirsizlik ve risk ortamında belirmektedir ve. İktisadi analizde bu olgular devre dışı bırakılmaksızın iktisat politikaları şekillenmektedir.21

Bu gerçekten hareketle, bu çalışmanın amacı; iktisadın soyutlamacı bakış açısını sorgulamaktan yola çıkarak, belirsizlik ve risk altında iktisadi karar ve davranışların nasıl belirdiğini ortaya koymaktır. Bu bağlamda; birinci bölümde, 1990’larda yükselen bir kavram olan “risk toplumu” değerlendirilecektir. İkinci bölümde, iktisatta belirsizlik ve risk kavramlarının felsefî açıdan ele alınışı ve yöntem tartışmalarındaki gelişmeler açıklandıktan sonra, birinci ve ikinci bölümlerde oluşturulan çatıda belirsizlik ve riskin kavramsal çözümlemesi yapılacaktır. Son bölümde ise, belirsizlik ve risk ortamında nasıl karar verildiği, hangi davranışlarda bulunulduğu iktisadi açıdan incelenecektir.22

4.1.1RİSK TOPLUMU YAPILANMASI

Günümüz toplumsal yaşamında günlük konuşma dilinde gittikçe sık kullanılan bir kavram olan “risk”in iktisadi ve hatta tüm toplumsal faaliyetler üzerindeki etkisi, özellikle 11 Eylül 2001’de ABD’de ortaya çıkan terör eylemlerinden sonra daha da belirginleşmiştir. “Belirsizlik” kavramının, riski kapsayan bir anlamı olmasına karşın, “risk”, insan faaliyetinin ana belirleyenlerinden biri olarak daha sık dile getirilmektedir. İnsan davranışının “bilgi eksenli” karakteri, “risk eksenli” bir hâl almaktadır. Davranış biçimleri “bilgi-yoğun” olduğu gibi, buradaki bilginin yanı sıra risk de öne çıkmakta, “risk-yoğun” davranış biçimlerinden söz etmek mümkün olmaktadır.

Konu iktisadi alan için değerlendirilecek olursa, ihtiyaçlarını giderecek mal ve hizmetlerin fiyat, kalite, pazar vs. bilgilerine gereksinim duyan karar biriminin, günümüz toplum yapısında her zaman akılcı davranmayıp, duygusal faktörlerle güvenlik ihtiyacını daha öncelikli tuttuğu dikkat çekmektedir; karar birimi riskten kaçınmaya ya da risk ortamında bile olsa güvenli şekilde iktisadi faaliyetini sürdürmeye çalışmaktadır. İngiltere’de yapılmış bir araştırma bu noktada çok öğretici ve düşündürücü bir örnektir: İngilizler yemek yeme ile ilgili yapılan bu araştırmada; Nisan 1947’de, %80 oranında “istediğimi rahatlıkla yiyebilirim”, %20 oranında ise “dikkat ederim” şeklinde görüş bildirmişlerdir. Aynı soru bu kez Nisan 1996’da yöneltildiğinde, %58 oranında “istediğimi rahatlıkla yiyebilirim”, %42 oranında ise “dikkat ederim” sonucu çıkmıştır .Yediklerine dikkat eden insan sayısının iki katına çıkması insanların günlük yaşamındaki ciddi bir değişimi yansıtmaktadır. Yaşamın diğer yönleriyle ilgili incelemeler de daha tedbirli yaklaşımlara doğru benzer bir kayma olduğunu göstermektedir.


21 Alada, Dinç, (2000), İktisat Felsefesi ve Belirsizlik, Bağlam Yayınları, İstanbul
22 Furedi Frank, (2001), Korku Kültürü, Çev: Barış Yıldırım, Ayrıntı Yayınları, İstanbul

 
Riskin insan davranışları üzerinde diğer faktörlerden görece daha etkili bir belirleyici olması, toplumsal yapının şekillenmesinde ve isimlendirilmesinde de rol oynamaktadır. Riskin ve belirsizliğin, sanayi toplumuna göre bilgi toplumu yapılanmasında daha ön planda olması, dolayısıyla bilgi toplumunun evrimine daha çok dikkat çekmektedir. “Bilgi”, iktisadi ve diğer davranışları şekillendirmedeki önemi ve gücü nedeniyle toplumsal yapıya da isim kaynağı olmuş ve “bilgi toplumu” kavramı ortaya çıkmıştır. Bilginin risk ve belirsizlik içeren karakteri ise; bilgi toplumunun hızla yenilenmesi, evriminin hızlı ve köklü oluşu bağlamında bilgi toplumunu dönüştürmüş, “risk toplumu” kavramını gündeme getirmiştir 23
 
“Risk toplumu” kavramı ilk kez 1992 yılında Alman sosyolog Ulrich Beck’in “Risk Society: Towards A New Modernity” adlı eseriyle bilimsel boyutta tartışılmaya başlamıştır.  Beck’in 1993’te yazdığı ve Siyasallığın İcadı adıyla felsefesi, öğeler arasındaki ayrılığı konu edinmekte, “ben ya da öteki” söylemi örneğinde olduğu gibi; birbirinden kopukluğu, tekdüzeliği, uzmanlığı, kesinliği ifade etmektedir. Bilgi toplumunun karmaşıklığı ise “ve” felsefesini içermekte; “ben ve öteki” ifadesinin anlattığı şekilde birlikteliği, çok boyutluluğu, çok yönlülüğü, bulanıklığı, belirsizliği çağrıştırmaktadır. “Ve” felsefesinde öğelerin bir arada bulunması, riski ve belirsizliği ortaya çıkarmaktadır. Hem “o” öğe hem de “bu” öğe bazı kararlar almakta, bazı davranışlarda bulunmakta, bir arada bulundukları için de birbirlerine olumlu ya da olumsuz dışsallık sunmaktadırlar. Bu karşılıklı etkileşim, dışa açık sistemlerde söz konusudur ve bu ortamda öğeler birbirleri için “risk” anlamına da gelebilmektedirler. “O öğe”, “bu öğe” için bir tehlike olabilmektedir. Bu öğe eğer belli bir yalıtım sağlamışsa, tehlikenin, riskin meydana gelmesini belli ölçüde engellemiş olmaktadır. Ancak, kutuplaşmanın olmadığı, açık, yerel ya da küresel toplumsal düzen; belirsizliğin, riskin varlığını daha belirgin bir hâle getirmektedir. Bu çerçevede, teknolojik alanda internet, ekonomik alanda ticari ve finansal serbestleşme, sosyo-kültürel alanda değerlerin iç içe geçişi ve politik alanda da Berlin Duvarı’nın yıkılışı “ve” nin yarattığı risk ortamına kaynak oluşturan gelişmelerdir  

 Risk ve belirsizliğin kavramsal çözümlemesine geçmeden önce bu iki kavramın iktisatta nasıl bir evrim geçirdiğine değinmekte yarar vardır. Öyle ki; kavramsal temel bu evrimin bilinmesiyle daha sıkı bir şekilde oluşturulabilir. Bu kavramların, sosyolojik açıdan da değerlendirilmesinde zorunluluk vardır. Ne var ki; bu çalışmada, iktisadi davranışlar üzerindeki belirleyiciliği bakımından risk ve belirsizlik kavramları incelendiği için, iktisattaki evrimleri görece daha önemlidir. 24



4.1.2 İKTİSATTA RİSK VE BELİRSİZLİK

İktisadın statik çağı olarak nitelendirilebilecek olan 18. ve 19. yüzyıllarda tümdengelimci, soyutlamacı, amansız, mekânsız analizler yapılmıştır.  Yürütme yoluyla kurulan ekonomik modeli yaratılmıştır.  Üretim, mübadele ve tüketim faaliyetlerinde bugüne ve geleceğe ilişkin tam bilgiye sahip olan karar ve eylemlerinde tutarlı ve saf akılcıktır faaliyetleri ve ilişkileri anlamayı kolaylaştırmak bakımından başarılı olan ekonomik modelleme, yaşamın kaotik yapısı karşısında anlama ve açıklama güçlüğünü ortadan kaldırmaktadır. Ancak, çok değişkenli ve belirsizlik esaslı toplumsal yapı, beklenmeyen zamanda, beklenmeyen değişkenden, beklenmeyen bir etkiye her zaman gebedir.  tam bilgi ve kesinliğe dayalı objektif değer teorisi yerine, sübjektif değer ve faydadan, insanın karar ve eylemlerinde belirsizliklerin, hataların tutkuların ve geleneklerin varlığından hareket etmektedir. Soyutlamacılık, tümdengelim ve noktasal analizler dönemidir.  Ekonomik, yani belirli bir varsayımlar kümesi ışığında hareket eden, akılcı karar birimi mutlaklaştırılmaktadır.  Risk ve belirsizliğin yalnızca iktisadi kavramlar olduğunu söylemek bir yanılgı olur. Bu iki kavramı özellikle fizik, sosyoloji ve iktisat arasında değerler dizisi boyutundaki etkileşimin şekillendirdiği, dikkatlerden kaçırılmamalıdır. Bu çerçevede; bu bölümde ortaya konulan iktisadi yaklaşımları temel alarak risk ve belirsizliğin kavramsal çözümlemesini yapmak mümkündür. 25

23,24 Timuçin YALÇINKAYA ve Esin ÖZSOY (2003), “Risk Toplumu: Bilgi Toplumunun Evriminde Yeni Boyut”,


4.1.3 RİSK VE BELİRSİZLİK KAVRAMSAL ÇÖZÜMLEME


Risk ve belirsizlik arasında “bilgi” açısından da farklılık söz konusudur. Riskte “bilgi” varken, belirsizlikte “bilgisizlik” esastır. Riskte bilgiyi sağlayan, geçmişe ilişkin olarak yapılan istatistiksel tasarımdır, olasılık hesabıdır. Bilgisizlik ise belirsizliğe karakter kazandıran iki ana bileşenden biridir ve belirsizliğin çözümlemesinin felsefî düzlemde kalmasına sebep olan da, öngörülemezliği ve ölçülemezliği getiren bu bilgisizliktir. Bu yapısı ile belirsizliğin bile kavramsal boyutta “belirsizlik-bilgisizlik” içerdiğini söylemek mümkündür. Belirsizlik henüz durulaştırılamamış bir kavramdır. Belirsizliğin çoğunlukla geleceğe ilişkin bilgisizlik anlamında kullanılması da bu durulaşmamışlık sorunundan ileri gelmektedir. Belirsizlik adeta basite indirgenmektedir.25
  Riskin “korku” kavramından da ayrı olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Çoğu zaman aynı anlamda gibi algılanan ve birbiri yerine kullanılan “risk” ve “korku” kavramlarının birbirinden farklı olduğunu gözden kaçırmak, doğru çözümlemeyi engellemektedir. Risk, karar alınmış ve eyleme geçilmiş ise söz konusudur; aksi halde risk değil, korku vardır. Örneğin; hastalıklı sığırların yetiştirildiği söylentisi ya da bilgisine sahip olunan bir ülkeden et ithalatı yapmak, tüketicilerin sağlığı üzerinde bir risk faktörüdür. Ancak, bu ülkeden et ithalatının durdurulması ya da zaten yapılmıyor olması durumunda, o tehlikeyle karşılaşma olasılığı gündeme gelmeyecek, sadece tüketiciler arasında korku, kaygı uyanacaktır.
  Belirsizliğin felsefî düzlemde kalması dolayısıyla riskin daha sıkça kullanıldığı dikkat çekicidir. Bunda, riskin daha belirgin bir kavramsal temele sahip olmasının yanında, güvenlik gibi bir sosyal ve hatta sosyo-ekonomik amacın adeta mutlaklaştırıldığı bir toplumsal düzende yaşıyor olmamızın da payı vardır. Belki de bu “mutlaklaştırma” sözü yanlıştır; çünkü güvenlik ihtiyacı açlık, giyinme gibi zorunlu ihtiyaçların önüne geçmektedir. 26

4.1.4 RİSK VE BELİRSİZLİK ALTINDA İKTİSADİ DAVRANIŞLAR

Düşük esneklik durumunda, birey ya da toplum belirsizlikle karşılaştığında önce bir süreliğine iktisadi faaliyetini durdurmaktadır. Üretim, mübadele ya da tüketim faaliyeti duraklamaktadır. Yaşanılan şokun etkisinin geçmesi beklenmektedir. Kararsızlık dönemine girilmekte, kararlar ve eylemler ertelenmektedir. Bu erteleme, dinî ya da geleneksel nedenlerle kaderciliğin yaygın olduğu toplumlarda süreklilik kazanmakta, alışkanlık hâlini almaktadır. Dolayısıyla, kapalı iktisadi ve sosyal sistemler alışkanlıklarla kendiliğinden kurulmakta; belirsizliğin ya da tehlikenin bu kapalılık sayesinde önleneceği yanılsaması toplum ve bireyler üzerinde egemen olmaktadır.  Yüksek esneklik durumunda ise karar birimleri belirsizliğe ve riske cevap vermektedirler. Bu cevap da iki şekilde belirmektedir: Birincisi, giderici güvenlik; ikincisi de koruyucu güvenlik çerçevesinde. Giderici güvenlikte belirsizlikle karşılaşıldığında ya da tehlike meydana geldiğinde, karar birimi olası zararı öngörerek önlemini önceden almıştır. Sigorta sistemi bu önlem imkanı nı tanımaktadır. Öyle ki; burada öngörülebilir belirsizlik, yani risk vardır. Belli bir sigorta maliyeti karşılığında olası zararın giderilmesi söz konusudur. Giderici bağlamda bir diğer cevap verme yolu firmalar için geçerlidir: Rakip bir firmanın piyasaya yenilik getirmesinin, söz konusu firmanın piyasa payı, ticari saygınlığı, tüketici güveni üzerinde meydana getireceği kayıplar, bu firmanın da rekabet güdüsüyle bir başka yenilik ortaya koymasıyla giderilebilir. Görüldüğü gibi; burada ölçülebilir bir belirsizlik yoktur. Yani, bir sigorta maliyeti karşılığında giderici güvenlik anlayışı söz konusu değildir. Benzer şekilde, rakip firmanın yeniliği karşısında tekelci eğilimler de giderici bir özelliktedir. Ancak, bu tekel girişiminin belirsizliğin ex-post olma özelliği çerçevesinde devreye girdiğine dikkat edilmelidir. Yenilik yaratmanın veya tekel oluşturmanın koruyucu güvenlik bağlamında olması da mümkündür. Firma, kararını bu kez rakip firmaya tepki olarak ikinci aşamada almamakta, başlangıçta kendine güvenlik sınırları çizmek üzere hareket etmektedir. Bu durumda firma, belirsizliği yaratan konumundadır. Yenilik yaratmakla rakip firmalara bir sürpriz sunulmaktadır. Koruyucu güvenliğin bir başka yolu yasal-kurumsal altyapı oluşturulmasıdır. Bunun en belirgin örneği fikrî ve endüstriyel mülkiyet haklarıyla ilgilidir.
25 Üçüncü Yol, Çev: Mehmet Özay, Birey Yayıncılık, İstanbul26 Demir, Ömer, (1996), İktisatta Yöntem Tartışmaları, Vadi Yayınları, Ankara

Bir endüstriyel tasarım ya da bir buluş yasalarla korunurken, taklitçilikle piyasada egemen olma çabasındaki başka organizasyonların yaratabileceği belirsizliğin önüne geçilmeye çalışılmaktadır.  Tüketicinin satın aldığı bir malın bozuk çıkması da tüketici için bir belirsizlik unsurudur. Burada da yine yasal-kurumsal altyapı, koruyucu güvenliğin sağlanmasına yöneliktir.   Devletin sosyal dengeleme politikaları da bir yandan koruyucu güvenlik amaçlı iken, diğer yandan giderici de olabilmektedir. İşsizlik, eğitimsizlik, yoksulluk gibi nedenlerle toplumda soyutlanmış, yabancılaşmış kesimlere yönelik sosyal politikaların uygulanması bu çerçevede düşünülebilir. Örneğin; işsizlik sigortası, öngörülebilir ve ölçülebilir belirsizlik kapsamındadır, ancak, eğitimsizlik, yoksulluk gibi faktörler, bireyin geleceğe ilişkin bilgisizliğini arttırmaktadır, dolayısıyla belirsizlik içermektedir. Geleneklerin, dayanışma kültürünün egemen olduğu toplumlarda ya da topluluklarda devletin yerine bu işlevi görecek başka yöntemler de olabilir. Örneğin;  İmece usulü. Yine, piyasa sisteminin kurumsallaşmadığı ekonomilerde finansman ihtiyacının karşılanmasında bankalar ya da kredi kuruluşları yerine akraba, komşu ilişkilerinden yararlanılmaktadır. Risk ve belirsizliğin algılanışına göre cevap yolu üretme ya da kayıtsız kalma davranışları, toplumsal gelişme düzeyinden bağımsız olarak oluşmamaktadır. Belirsizliğe ya da riske karşı; hukuk sisteminin esnekliği ve kapsamlılığı, bilim ve teknoloji politikalarının etkinliği, piyasa ekonomisinin sosyal sorumluluk içerikli rekabetçi yapısı, sigortacılık sisteminin etkin işleyişi, devletin sosyal politikalarının etkinliği gibi faktörler ekonomilerin gelişme düzeylerine göre çeşitli şekillerde etkili olmaktadır. 27

4.1.5 GEMİ SANAYİ ŞİRKETLERİ İÇİN FİNANSAL RİSK YÖNETİMİ

İşletme riski, tüm işletmelerin karşılaştığı, genellikle finansal yapının yetersizliğinden, yönetim eksikliklerinden, maliyetlerin yüksekliğinden, işletmenin bulunduğu ülkenin ekonomik ve politik durumunun belirsizlik ve yetersizliğinden kaynaklanan bir faktördür.
İşletme risklerini faaliyet riski ve finansal risk olarak gruplayan, faaliyet riskini işletme faaliyetlerinden sağlanan nakit akışındaki belirsizlik olarak tanımlamıştır. Faaliyet riskine; talepteki belirsizlik, rekabet durumundaki değişim ve maliyet yapısındaki değişim örnek verilebilir. Yönetim ve işletme risklerinin kapsamına giren bir diğer risk de temsilcilik sorunu riskidir. Temsilcilik Maliyeti Teorisi kapsamında, işletmenin hissedarları ile yöneticiler arasında bir çıkar kavgası olması, işletmeler için bir risk olarak öngörülebilir.28

4.1.6 DÜNYADA GEMİ İNSA SANAYİ DURUMU

Dünyada gemi inşa sanayi özellikle 2003 yılında çok büyük bir gelişme göstermiş ve rekor denebilecek sayıda yeni gemi siparişi meydana gelmiştir. Sipariş miktarı 105 milyon DWT ( = 65 milyon groston) düzeyinde olmuş ve 2002 deki miktarı ikiye katlamıştır. Kore tek başına bütün bu yeni siparişlerin %47 sini almıştır ve böylece ortalama 20,8 ay olan gemi sipariş anlaşması ile teslim tarihi arasında olan süresini çıkartmıştır. 2004 yılı ilk yarısı itibariyle global olarak 30,8 milyon Grostonluk yeni siparişi alınmış, neticede toplam sipariş 101 milyon grostona ulaşmıştır. Toplam siparişin yaklaşık yarısı Kore tersaneleri tarafından yapılmaktadır
Gemi inşa sanayindeki bu gelişme 2002 yılının ikinci yarısından itibaren meydana gelen gemi fiyatlarındaki artışın devamına yol açmış ve gemi fiyatları ortalama %20-%30 oranında artış göstermiştir. Ancak çelik fiyatlarındaki artış da gemi üreticilerinin maliyetlerinde ve gemi fiyatlarının artışında etkili olmuştur. Örneğin 2001 yılında 300000DWT bir VLCC tankerin fiyatı ortalama olarak 70 milyon dolar düzeyinde iken 2003 yılında bu fiyat 77 milyon dolara çıkmıştır.  Lloyd’sa Register raporuna göre Dünya’da en geniş ticari gemi filosu %16’lık payla Yunanistan’a ait, Japonya % 13, Norveç, Almanya ve ABD % 6 lık paya sahiptirler. Gemi inşa sanayinde ise en büyük üretici ülkeler %38,5’ lik pay ile Güney Kore %35,7 pay ile Japonya’dır. Bu iki ülkeyi %11 ile Çin izlemektedir. Dünyanın en büyük gemi üreticileri pozisyonundaki şirketler ise, 4 milyon groston ile Hyundai Heavy Ulsan, 2,8 milyon groston ile Daewoo Ship/Marina, 2,7 milyon gt ile SAMSUNG HEAVY şirketleridir. Kore 2003 yılında gemi üretimini 12,1 milyon groston üretimle 2002 yılına göre%6 oranında artırmıştır.

27Demir, Ömer, (1996), İktisatta Yöntem Tartışmaları, Vadi Yayınları


Hyundai tek başına 3 milyar dolar seviyesinde siparişle kendi hedeflerini 1 milyar dolar aşmıştır. Öte yandan, giderlerdeki durum incelendiğinde; ülkede artan gemi üretimine paralel olarak çelik fiyatında da artış gerçekleşmiştir. Ülkenin en önemli çelik imalatçısı olan POSCO % 14 lük bir fiyat artışı yapmıştır. Bir diğer artış gösteren gider de işgücü maliyetleri olmuştur. Buna göre, 2003 yılında işçi ücretleri 1999 yılına göre %12,5 daha yüksek olmuştur. Gemi üreticileri için olumsuz olan bir diğer gelişme haftalık çalışma süresinin 44 saatten 40 saate inmesi olmuştur. Üreticiler bütün bu olumsuz gelişmelere rağmen
Marjlarının yüksek gerçekleştiğini açıklamışlardır. Büyük üreticilerden olan HANJİN Grup zaten çok geniş olan üretim alanlarını daha da genişletme kararı almıştır, buna paralel olarak Hyundai de ülke dışında gerçekleşen üretim ve teslim düzeyini artırmaya karar vermişlerdir. Çin gemi inşa sanayi 2003 yılında üretimini 3,5 milyon grostonluk ve 2004 ilk yarısında6,4
Milyon grostona çıkarmıştır. Bu dünya üretiminin yaklaşık %20’sini ifade etmektedir. Çin’de işçi maliyetlerindeki avantaja rağmen bazı gemi inşa şirketleri finansal bazı sorunlar yaşamıştır.28
.
4.1.7 TÜRK GEMİ İNŞA SANAYİ DURUMU

Gemi inşa sanayinin gelişmesinin ülkemize büyük bir döviz girdi artışı, gemi inşa bölgelerinde istihdam ve ticaret artışı, yabancı sermayenin ülkemize girişi ve deniz ticaret filosunun gelişimi gibi çok önemli yararlar sağlaması öngörülmektedir.
Türkiye’de gemi inşasından yılda 1,5 milyar dolar, bakım onarımından yılda 1milyar dolar döviz girişi sağlanmaktadır.

Gemi inşa sanayi doğrudan 25000 kişiye istihdam ve yan sanayilerle beraber 100000 kişilik toplam iş potansiyeli sağlamaktadır (Deniz Sektör
Raporu, 2003).Türkiye gemi ve yat inşası, konusunda Dünyada tercih edilen bir konuma ulaşma yolundadır. EUROPORT Kasım 2003 raporuna göre, gelecek 10 yılda Avrupa ve Karadeniz de 1000’in üzerinde geminin yenileneceği öngörülüyor. Yunanistan’ın geniş ticaret filosu ve Süveyş Kanalı’nı kullanan gemi sayısındaki artış, Türk gemi inşa ve bakım onarım sanayinde daha da büyük gelişmeye yol açabilecektir.

Türkiye’nin yıllık gemi inşa kapasitesi 500000 DWT’ dur. Bu kapasite dünya üretiminin %0,3’lük bölümünü teşkil eder. Bu oranın artması amacıyla yeni tersane alanlarının belirlenmesi, mevcut tersanelerin kapasitelerinin artırılması ve modernizasyonu gibi bazı çalışmalar yürütülmektedir. Bunlara örnek olarak; tersane arazilerinin mülkiyet sorunlarının çözülmesi, ihraç edilen gemilere ilişkin kurumlar vergisinin kaldırılması, sipariş kabulü ve gemi teslim aşamasında şart olan köprü kredisi kullanımı için uygun imkân sağlanması, koster filosunun yenilenmesi için bir fon modeli geliştirilmesi ve bürokratik sorunların kaldırılması, gemi inşa sanayinde gelişimin bir devlet politikası olarak kabul edilmesi önerileri sayılabilir (

Gemi inşa sanayinde kullanılmak üzere iç ve dış kaynaklardan kredi temini gerekmektedir. Bu kredilerin başlıca temin kaynağı uluslararası kuruluşlardır. Bu kurumların kredi verirken ihtiyaç duyduğu geri ödeme garantisi hususunda çıkan sorunlar Türk armatörlere olan kredi verme ihtimalini düşürmüştür. İç kaynaklarda ise kredi sağlayan kurumlardan biri olan EXIM bank kredilerinin limiti düşük vadesi ise kısa kalmaktadır. Türk gemi inşa sanayinin bir sorunu, yenilenmesi gereken koster filosudur.
Ukrayna ve diğer eski Sovyetler Birliği ülkeleri sahip oldukları nehir tipi gemilerle ticaret yaparak Türk koster filosuna ciddi rakip olmuşlardır. Dünya ülkeleri çoğunlukla dolaylı olmak üzere kendi denizcilik sektörüne yüksek destekler sağlarken, ülkemizde koster filosu yönetilemeyen riskler nedeniyle yok olma noktasına gelmiştir.
Navlun riski denizcilikte pazar riskidir. Olası bir navlun krizi gemi sahiplerinin yeni gemi talebini azaltır dolayısıyla gemi inşa sanayini doğrudan etkileyerek bir gerilemeye yol açar. 30

28, İMEAK Deniz Ticaret Odası Raporları (2002- 2004)
29, İMEAK DTO, Deniz Sektör Raporu, 2003
30 İMEAK DTO, Deniz Sektör Raporu, 2006

5.1 TÜRK GEMİ VE TEKNE YAPIMI VE TAMİRİ ALT SEKTÖRÜ FİNANSAL ORAN VE RİSK ANALİZİ

Türkiye’de sektörel bazda finansal tablo analizi yapılmamış sektörlerden başlıca deniz ticareti ve deniz araçları yapım ve bakımına ilişkin sektördür. Bu çalışmada,
Türkiye’deki Gemi ve Tekne Yapımı ve Tamiri Alt Sektörü’nün bir finansal değerlendirmesi yapılmaktadır. Bu amaçla, TCMB’ nin sektörde 30 firmayı içeren finansal oran verileri kullanılmaktadır. Sektörün bir bütün olarak finansal durumunun ortaya konulabilmesi için; likidite, finansal yapı ve karlılık ekseninde bir değerlendirme yapılabilir. Bu çerçevede, sektörün finansal risk unsurları da ortaya konulabilecektir. Sektörün likidite oranlarından cari oranın ortalama 1,2 düzeyinde bulunması Türkiye koşullarında alt sınırlarda sayılabilir. Global açıdan ise oranın oldukça düşük kaldığı hatta 2003 yılında 1.09’a düşmesi, sektörde likidite sorununa işaret etmektedir. Keza 1 seviyesinin çok altına düşmesi arzulanmayan asit test oranı da 2003 yılında 0.54’tür. Sektörün özellikle 2003 yılında likiditeden ödün verdiği, bununla beraber stokların payını artırdığı ve dolayısıyla yatırımları tercih ettiği anlaşılmaktadır. Ekonomideki gelişmelerin 2003 yılı itibariyle olumlu algılanmasıyla sektör firmalarının likidite riskini artırdığı belirtilebilir. Net işletme sermayesi sorununu sürekli yaşayan sektör firmaları, nakit yönetiminde rahat davranamamaktadır. Nitekim net çalışma sermayesi ortalamada “sıfıra” yakın olup, birçok firmanın ise negatiftir. Bu da firmaların kısa vadeli sürekli borç çevirme gereksinimi duyduğunu gösteren bir diğer bulgudur.
Finansal yapı incelendiğinde, sektörün öz kaynak yetersizliği olduğu görülür.
Global olarak kaldıraç oranının 0,45 -0,50 düzeyinde, Türkiye genelinde ise, 0,5–0,6düzeyinde olduğu düşünülürse, 0,72 olan oran oldukça yüksektir. Bu durum firma kredi miktarlarını düşürücü etkidedir. Kaldıraç oranının yüksekliği firmaların uzun vadeli borç bulma ve sermaye maliyetinin düşürülmesi imkânını kısıtlamaktadır. Kısa vadeli yabancı varlıkların pasifler içinde çok yüksek oranda bulunması, sektörün uzun vadeli yatırımlar için nispeten kısa vadeli fonlamayı kullanmak zorunda kaldığını gösterir. Öz kaynaklar devir hızının 3 yıl itibariyle düşüş göstermesi öz kaynak artışına karşılık satışların paralel artış göstermediğini ifade eder. Ancak, bu durum yatırım geri dönüşlerinin orta ve uzun vadeli olmasından da kaynaklanır. Sektörün 2004 yılında da hızla talep gördüğü dikkate alınırsa, 2004 yılı finansal oranlarında belirgin bir değişiklik öngörülebilir. Tabii ki, firmaların bu canlanma döneminde öz sermayelerini güçlendirmeleri gerekir.31

5.1.1 SEKTÖR FİNANS RİSKİ
Sektörün finansal risk seviyesinin yüksekliği aşağıdaki noktalardan belirlenmektedir:
1. Sektörün likidite sorunu, aktif bir çalışma sermayesi yönetimini zorunlu kılmaktadır.
2. Kaldıraç oranı çok yüksektir.
3. Pozitif kaldıraç etkisinin ne sürede geçerli olacağı dış faktörlere bağlıdır.
Dolayısıyla, sektör negatif kaldıraç etkisiyle karşılaşabilir.
4. Sektörün yatırımlarının getirisi uzun vadede olup, borçlanma imkânları ise ağırlıklı olarak kısa vadededir.
5. Sektörün fon kaynakları ağırlıklı olarak oto finansman ve kısa vadeli borçlanmaya dayanmaktadır. Büyük tutarlı yatırımların Türk para piyasalarından karşılanılması imkânı çok sınırlıdır.
6. Yabancı fon kurumlarının orta ve uzun vadede kredileri sağlaması, öncelikle güvene dayanır; bu da hukuki ve finansal koşullara sıkıca bağlıdır. Dolayısıyla uluslararası finansal kuruluşların Türk hukuk sistemine karşı yeterli güvende olmaması durumu da bir risk unsuru olur. Ayrıca, yurtdışı kaynaklı kredilerin ağırlıklı olarak bir-iki bankadan sağlanmakta olması kendi başına risk unsuru oluşturur.
30Lloyd’s Register 2004.
7. Kredilerin büyük kısmının döviz üzerinden alınması ve bunun da bir kısmının dolar, bir kısmının Euro’dan oluşması iki temel döviz riski yaratır. Birincisi, TL’nin döviz karşısında değeri, ikicisi Euro/Dolar paritesi riskidir.
8. Sektör firmalarının mali yapılarında diğer faaliyet gelirlerinin düşüklüğü dikkati çeker. Diğer bir ifadeyle, sektörün kendi faaliyetleri ile kazanamaması durumunda alternatif kazanç imkânı çok sınırlıdır.
9. Kamunun dışlama etkisi politikasını sürdürmesi nedeniyle, sermaye maliyetleri yüksek seyretmektedir. Dolayısıyla, faiz riski unsuru sürekli mevcuttur.
10. Varlıklar ve yükümlüklerinin vadelerindeki ciddi uyuşmazlık faiz riski yaratan önemli bir unsurdur31
31,32 İMEAK DTO, Deniz Sektör Raporu, 2006

                     6.1 SİGORTA TANIMI VE SİGORTA SEKTÖRÜNDE RİSK YÖNETİMİ


6.1.1 SİGORTA TANIMI

Sigortacılık ekonomik kayıplar doğuran olası risklerle baş edebilme planı olarak tanımlanmaktadır. Sigorta, risk yönetimi açısından şu işlevleri yerine getirmektedir.
Girişimcilerin üstlendikleri risklerin bir kısmını paylaşmak suretiyle daha cesur atılımlar gerçekleştirilmesini teşvik eder. Riskler için fon ayıran muhafazakâr üretim politikalarının yerini çağdaş risk yönetimi uygulamalarına bırakmasını sağlayıp, bu fonlara bağlı sermayeyi kullanılabilir kılar. Krediye ihtiyaç duyan müteşebbise varlıklarını sigorta ettirip, menfaatini ipotek olarak sigorta şirketine devretmesi karşılığında uygun kredi imkanı sağlar.
Sigortacılık faaliyetlerinin amacı, sigortalanması mümkün olan risklerin meydana gelmesinden kaynaklanan zararların teminat altına alınarak maddi varlıkların kaybını önlemek, mali sorumlulukların karşılanmasını temin etmek, hayat sigortalarında ölüm halinde sigortalının ailesine ya da lehtarına, hayatta kalma halinde ise sigortalıya güvence ve koruma sağlamaktır. Sigorta şirketleri bu amaçları gerçekleştirmek üzere, piyasanın mevcut ve değişen gereksinmelerine uygun yeni ürünler geliştirmek ve hasar halinde tazminat ödemek suretiyle hizmet fonksiyonlarını yerine getirirler.

6.1.2 SİGORTA SEKTÖRÜNDE RİSK YÖNETİMİ

Hizmet kalitesindeki ve sunulan ürünlerin çeşitliliğindeki artışın yanı sıra gerek insanların, gerekse de kurumların risk yönetimi konusunda giderek bilinçlenmeleri de sektörün kazandığı ivmeyi net bir şekilde göstermektedir. Ülkemizde ise prim üretimi reel bazda istikrarlı bir şekilde artmakla birlikte, uluslararası verilerle kıyaslandığı takdirde söz konusu
Gelişmenin sağlam ve sağlıklı bir eğilim içerisinde olmadığı ifade edilebilir.
Türk sigortacılık sektörünün, mali piyasalarda hak ettiği yere bir türlü gelemediği yıllardır kabul edilen bir gerçektir. Sektörün GSMH içerisindeki yüzde 1.45‘lik payı bu durumu yalın bir şekilde özetlemektedir. Bu seviyenin en azından yüzde 5’ler düzeyine ulaşması arzulanan bir gelişmedir. Sigortacılığı etkileyen sorunların birbiri ile bütünleşip karmaşık bir yapı haline gelmiş olması, sorunlara doğru çözüm önerilerinin getirilmesini de güçleştirmektedir. Sigortacılığın yüzleştiği kronik sorunların altında hem sektöre ait, hem de sektörden bağımsız bir takım değişkenler yatmaktadır. İç dinamiklerinden kaynaklanan sorunları çözümleyebilmiş bir sektör, hem dış dinamiklere bağlı olumsuzlukların giderilebilmesi için itici bir güç sağlayacak, hem de sektörden bağımsız sorunlar ortadan kalktığı an gelişim adımlarını daha süratli olarak atabilecektir. Bu bağlamda, sigortacılık sektöründeki pazarlama tabanlı sorunların anlaşılması ve gerçekçi çözüm önerilerinin dikkate alınması oldukça önemli olabilir. Çünkü sektörün iç dinamiği haline gelmiş problemlerin pek çoğu doğrudan ya da dolaylı olarak pazarlama karmasının bileşenleri ile bağlantılıdır.
31İMEAK Deniz Ticaret Odası Raporları (2004 -2006)
Pazarlama karmasını sağlam bir altyapı üzerine inşa ederek, ürün, fiyat, tutundurma ve dağıtım faaliyetlerini birbirleriyle ve ülkenin gerçekleriyle bağdaştırabilmiş bir sektör, diğer sorunlarını aşma konusunda da önemli aşamalar kat etmiş olacaktır. Ayrıca, e-sigortacılık, bancassurance gibi yeni nesil sigorta kavramlarının yaygın bir şekilde kullanılması sektöre yeni boyutlar kazandırabilir. Hiç kuşkusuz, Türk sigortacılık sektörünü geliştirmek adına atılacak tüm bu adımlar, üst düzey bir koordinasyon ve uzun vadeli hedefler dâhilinde olmalıdır.32


32 Deniz Sektör Raporu, 2006



6.1.3 RİSK DEĞERLENDİRMESİ VE RİSKLER


Yeni İş sağlığı ve güvenliği yönetmeliği risk değerlendirmesi yapılmasını zorunlu kılmıştır.

Risk Değerlendirmesi, herhangi bir aktivite, yapılacak iş  ile ilgili potansiyel tehlikeleri belirleme ve sonuçlarını hesaplama yönünde kullanılan bir metottur.
İş kazası, hastalık ve mala-mülke zararı önlemek için kazaların sebeplerini tespit etmek gerekmektedir.
Bu: reaktif olarak;


Kaza araştırmasının hemen ve derinlemesine yapılması ve kaza istatistikleri kullanarak veya proaktif olarak; Önceden risk değerlendirmesi, eğitim, denetim yapılması yolu ile gerçekleştirilebilir. Risk değerlendirmesi, zarara sebebiyet verebilecek aktivite veya olayların önceden tesbit edilmesi ve ilgili risklerin gözden geçirilmesine imkân verir34
Risk Değerlendirmesi aşağıdaki sorulara cevap arar:
      Ne yanlış gidebilir?
Bunun olasılığı nedir?
Olursa ne tür sonuçlar doğurabilir?
Riski nelerdir?
Bu riskler kabul edilebilir düzeyde midir?
Riskler nasıl azaltılabilir?


9.1.1 TEHLİKE BELİRLEME METODLARI

Emniyet  Tetkiki veya Emniyet Turları İletişim (Tool Box Talk vb.)

İş Emniyet Analizi (JSA)

Özel Risk Değerlendirme teknikleri. Örneğin: Tehlike İşletilebilirlik Çalışması (HAZOP)

Sayısal Risk Değerlendirmesi (QRA)

Tehlike Belirlenmesi Çalışmaları (HAZID) 35



6.1.4 GEMİLERDEN KAYNAKLANAN RİSKLER

Deniz emniyeti genel olarak deniz alanlarında gemilerin karşılaştığı risklerin ve bu gemilerden kaynaklanan risklerin can, mal ve çevre üzerinde yarattığı tehlikelerin en aza indirilmesinin sağlanması sistemidir. Tersanelerin kıyılarda kurulmuş olması, faaliyetlerinin kısmen denizde gerçekleşmesi ve geminin yapımı, dizaynı ve ekipmanlarının deniz emniyetinin sağlanmasında önemli rol oynaması gibi nedenlerle deniz emniyeti konusu direkt veya dolaylı olarak tersaneleri yakından ilgilendiren bir konudur.

Türkiye, deniz emniyeti konusunu evrensel seviyede düzenleyen SOLAS, MARPOL gibi çok sayıda IMO sözleşmesine taraf olmasının yanı sıra, bu konudaki IMO kodlarını da büyük oranda uygulamaktadır. Ayrıca, 03 Ekim 2005 tarihinde başlayan AB katılım sürecinde deniz emniyeti ve gemi kaynaklı kirlenme konusundaki AB müktesebatına uyum sağlamak amacıyla hazırlanan ulusal mevzuat taslaklarından 13 yönetmeliği yürürlüğe girmiş ve bir kanun yürürlüğe girmek üzeredir. Bu mevzuatın da yürürlüğe girmesi ile Türkiye’nin deniz emniyeti ve gemi kaynaklı kirlenme konusunda AB müktesebatına uyumu tam olarak gerçekleşmiş olacaktır. Bu mevzuatın etkin uygulanması için uygulama kapasitesinin güçlendirilmesi amacıyla AB Eşleşme Projeleri kapsamında veya ulusal seviyede çok sayıda faaliyet tamamlanmış veya icra edilmektedir. Aşağıda bu mevzuat uyumu ve uygulama kapasitesinin güçlendirilmesi faaliyetlerinden tersaneleri ve gemi inşa sektörünü yakından ilgilendirenler hakkında bilgi verilecektir.

“Türk Bayraklı Gemilerde Bayrak Devleti Adına Hareket Edecek Kuruluşların Seçimi ve Yetkilendirilmesine Dair Yönetmelik” gemilerin SOLAS, MARPOL gibi deniz emniyeti ile ilgili uluslararası sözleşmelerin gemi yapımı, dizaynı ve donatımı ile ilgili kurallarına uyumlu olarak inşası amaçları için bayrak devleti adına gerekli denetim ve kontrolleri yapan klas kuruluşlarının seçimi ve yetkilendirilmesi ile ilgili esasları belirlemekte ve “Gemi Denetim ve Sörvey Kuruluşları ve Denizcilik İdarelerinin İlgili Faaliyetleri İçin Ortak Kural ve Standartlar Getiren 94/57/EC Sayılı Direktif”e uyumu amaçlamaktadır. 36

Gemi trafiğinin izlenmesi, deniz emniyetinin sağlanmasında önemli bir araçtır. Bunun öneminin bilincinde olan Türkiye son dönemde bu konuda da gelişmeler kaydetmiştir. 18.02.2007 tarihinde yürürlüğe giren “Gemi Trafik Hizmetleri Sistemlerinin Kurulmasına ve İşletilmesine İlişkin Yönetmelik”, gemi trafiğinin izlenmesi konusunda başlıca AB müktesebatı olan “Topluluk gemi trafiği izleme ve bilgi sistemi kuran 2002/59/EC sayılı direktif”e uyum amacıyla hazırlanmıştır. Yönetmelik, deniz trafiğinin izlenmesi amaçları için geliştirilen AIS ve VTS sistemlerinin kurulması ve işletilmesine ilişkin esas ve usullerin belirlenmesinin yansıra Türk deniz yetki alanlarında deniz trafiğin izlenmesi konusunda yetki, görev ve sorumluluklarını tanımlamaktadır. Türk deniz yetki alanlarında seyreden gemilerin bildirim yükümlülükleri, tehlike altındaki gemilerin sığınma alanlarına kabulü ve gemi rotalama sistemleri Yönetmeliğin düzenlediği diğer konulardır
Türkiye, tersane suları da dâhil deniz yetki alanlarındaki deniz trafiğinin izlenmesi konusunda son dönemde oldukça önemli somut adımlar atmıştır. Bu çerçevede halen işletilmekte olan Türk Boğazları VTS’ine ilave olarak beş ayrı deniz alanını kapsayacak şekilde liman ve kıyı VTS’lerinin kurulması ihale aşamasındadır. Bu VTS’lerden biri olan İzmit Limanı VTS’i Türk gemiinşa sektörünün büyük bölümünün bulunduğu Tuzla bölgesini de kapsamaktadır.
Bu VTS’in kurulması ile Tuzla bölgesinde tersanelerde ve tersane yaklaşma sularında deniz 3
Emniyeti artırılacak ve gemi tersane ilişkileri anlamında bazı faaliyetler kolaylaşacaktır. VTS kurulum çalışmalarının 2008 yılı sonuna kadar tamamlanması planlanmıştır.37


Deniz trafiğinin izlenmesinde teknoloji destekli diğer bir araç AIS’tir. AIS-Türkiye olarak adlandırılan sistemin ihalesi tamamlanmış ve kurulma çalışmaları başlatılmıştır. 2007 yılı sonuna kadar tamamlanması planlanan AIS-Türkiye, Türkiye’nin karasuları ve münhasır ekonomik bölgesinde ve münhasır ekonomik bölge ilan edilmeyen denizlerde eşidi deniz alanlarında deniz trafiğinin izlenmesine imkân sağlayacaktır. AIS ve VTS sistemi tersane sularında da deniz trafiğinin izlenmesi, kılavuzluk ve römorkörcülük faaliyetlerinin yönetimi, arama-kurtarma ve kurtarma-yardım faaliyetlerinin etkinliğinin artırılması ve tehlike altındaki gemilerin sığınma alanlarına kabulü konularında önemli imkânlar sunacaktır.

Türkiye’nin AB müktesebatına uyum ve uygulama kapasitesinin geliştirilmesinde önem verdiği diğer konu gemi inşa faaliyetlerini de yakından ilgilendiren gemi kaynaklı kirlenmenin önlenmesi konusudur. Bu konuda da önemli gelişmeler kaydedilmiştir. 26.12.2004 tarihinde yürürlüğe giren “Gemilerden Atık Alınması ve Atıkların Kontrolü Yönetmeliği”, gemilerin normal faaliyetlerinden kaynaklanan atıkların deniz ortamına verilmesinin önlenmesi amacıyla gemilerden; atıkların alınması, depolanması ve bertaraf tesislerine taşınması ile ilgili işlemlerin yapılması ve bu amaçla limanlarda kurulması ve işletilmesi gerekli olan atık kabul tesisleri ve atık alma gemilerine ilişkin usul ve esasları düzenlemekte ve “Gemi kaynaklı atıklar ve yük artıkları için liman alım tesisleri hakkında 2000/59/EC sayılı direktif”e uyumu gerçekleştirmektedir. Türkiye’de gemilerden atık alım tesislerinin yeterli kapasitede olmaları ve atık alımı faaliyetleri konusunda bazı sorunlar bulunmakla birlikte hızlı bir gelişme kaydedilmektedir.

Türkiye’de, kazalardan ve gemi ve kıyı tesislerinin faaliyetlerinden kaynaklanan petrol ve diğer zararlı maddelerle kirlenmede acil durumlarda müdahale sistemi ilgili AB müktesebatı paralelinde “5312 sayılı kanun ve “Deniz Çevresinin Petrol Ve Diğer Zararlı Maddelerle Kirlenmesinde Acil Durumlarda Müdahale Ve Zararların Tazmini Esaslarına Dair Kanunun Uygulama Yönetmeliği” ile kurulmuştur. Bu sistem içerisinde tersaneler de dahil kıyıda kurulmuş ve faaliyetleri nedeniyle denizi kirletme ihtimali olan tesisler risk değerlendirmeleri yapmak ve birinci seviye olaylara müdahale için kıyı tesisi acil müdahale planları hazırlamakla yükümlüdürler. Risk değerlendirmesi yapma ve acil müdahale planları hazırlama faaliyetleri ve ayrıca müdahalede kullanılacak malzeme ve ekipmanların tedariki ve ilgili personelin eğitimi faaliyetleri başlatılmıştır.

MARPOL ihlallerinin önlenmesi ve bu maksatla denetim, izleme ve kontrol faaliyetleri tersane suları da dahil tüm deniz alanlarında yapılması gereken önemli faaliyetlerdir. Türkiye, 2872 sayılı Çevre Kanununda MARPOL ihlallerini caydıracak cezaları belirlemiştir. Ancak, MARPOL ihlallerinin izlenmesi konusunda teknoloji destekli sistem ve yöntemlere ihtiyaç vardır. Bu yönde çalışmalar sürmektedir.

Türkiye deniz güvenliği konusunda SOLAS Sözleşmesinin Bölüm XI’ inde ve ISPS Kodda düzenlenen kuralları uygulamaktadır. Tersaneleri de yakından ilgilendiren bu kuralların daha etkin uygulanması ve ilgili AB müktesebatına uyum sağlanması amacıyla hazırlanan “Uluslar arası Gemi ve Liman Tesisi Güvenlik Kodu Uygulama Yönetmeliği” 20 Mart 2007 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Gemilerde kullanılacak teçhizat ve ekipmanlara üst seviye standartlar getirerek deniz emniyetinin sağlanmasına katkıyı hedefleyen “Gemi teçhizatı hakkında 96/98/EC sayılı Direktif”e uyum amacıyla hazırlanan “Gemi Teçhizatı Yönetmeliği” 23.10.2005 tarihinde yürürlüğe girmiş ve uygulanmaktadır.38



Yönetmelik, tersanelerin gemi inşa ve onarım faaliyetlerinde dikkate almaları gereken önemli bir mevzuattır. Tersaneler ve gemiinşa faaliyetlerini etkileyebilecek ve AB müktesebatına uyum amacıyla yürürlüğe girmiş diğer bazı ulusal mevzuat; “Deniz Kazalarının İncelenmesine İlişkin Yönetmelik” ve “Gemilerin Genel Denetimi ve Belgelendirilmesi Hakkında Yönetmeliktir. Taslak hazırlama çalışmaları tamamlanan ve müteakip sür
Üyelik terfileri hakkında bilgi almak için TIKLAYIN!
aytemiz89

Foruma Git:

Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 1 Ziyaretçi
Reklam Alanı